Savaş ortamında çoğunlukla televizyon projeleriyle ve kısıtlı olarak sinema filmleriyle varlığını korumaya çalışan Suriye sineması, ülkenin var olma mücadelesi verdiği son beş yılda Abdullatif Abdulhamid, Najdat Anzour, Basil Al-Khatib ve Joud Saeed gibi yönetmenleriyle varlığını devam ettirdi.
Suriye’de devam eden savaş ortamı, yeni aktörler kazanıp
varlığını sürekli yenileyerek devam ediyor. Her ne kadar sona
yaklaşıyor gibi görünse de kartlar sürekli yeniden dağıtılıyor.
Terörist akımı olmadan önce, kısa bir süre devam eden, “komşu
ülkeler arası dostluk atmosferinde” görme imkanı bulmuştum
Suriye’yi. Coğrafyasını, kültürel hayatını birinci elden
deneyimlemeye çalışmıştım. Sancılı bir coğrafyada varlığını devam
ettiren bu otantik ülkenin geleceğe umutla bakan gençleri,
Sovyetler'de yetişmiş yönetmenleri, dünyaya açılmaya çalışan bir
film festivali vardı. Ne var ki Ortadoğu’da dostluğun kullanım
süresi çok kısa. Suriye üzerine yapılan planlar başka bir bahara
bırakıldığında umarım yeniden kendi dinamiklerini oluşturan bir
komşu ülkeye kavuşuruz. Şimdilik sinemasını hatırlamakla
yetinelim.
İTHAL YÖNETMENLER DÖNEMİ
1960’ların ikinci yarısında Baas Partisi iktidarını
kurumsallaştırmaya başladığında, sinemaya da yatırımlar artmaya
başladı. Yeni film projelerine devlet desteği veriliyor, yurt
dışından yönetmenler bu yeni dönemin görsel hikayelerini yazmaları
için Suriye’ye çağrılıyordu. Yugoslav yönetmen Poçko Fockovic
Suriye’ye gelip film çeken yönetmenlerden biriydi. 1967 yapımı
The Lorry Driver / Sa’eq al-Shahinah Suriye sinemasının
Yugoslav yönetmen marifetiyle çekilen orijinal bir yapımı. Ülkenin
kurumsallaşma sürecinde öteki Arap ülkelerinden de yönetmenler
davet edildi. Mısırlı Tevfik Saleh ve Seif-Eddine Chawkat, Iraklı
Qays al-Zubaydi ve Qassim Hawal ve Lübnanlı Burhan Alawiya Suriye
sinemasının yarı ithal yönetmenleridir.
HASAN KANAFANİ’DEN UYARLAMA
Filistinli yazar ve gazeteci Hasan Kanafani, Filistin
direnişinin önemli isimlerinden biriydi. 1972’de Mossad tarafından
öldürülen gazeteci yazar Kanafani’nin yazdığı Güneşteki
Adamlar isimli öykü, katledildiği yıl Tevfik Saleh tarafından
The Duped Al- Makhdu'un ismiyle sinemaya
uyarlandı. Üç Filistinlinin Kuveyt’e uzanan yol hikayesi olan
çalışma, Suriye sinemasının ses getiren ilk filmlerinden biriydi.
Filmle öykünün en önemli farkıysa öyküdeki umutsuz ama gerçekçi
son, filmde umutla hemhal olmuş haldeydi.
VGİK’TE YETİŞEN SURİYELİ SİNEMACILAR
Suriye yönetimi, kendi sinemasını yaratabilmek için farklı
ülkelerden yönetmen getirmenin yanında gençlerine de yatırım
yapmaya başladı. Suriyeli genç yönetmen adaylarına burs vererek
dönemin en saygın sinema okullarından biri olan Sovyet sinema okulu
VGİK’e gitmelerini sağladı. Abdullatif Abdulhamid, Samir Zekra,
Muhammed Malas, Osama Muhammed gibi ilerleyen dönemde Suriye
sinemasında kendine has filmler çekmeye başlayan isimler, devlet
desteğiyle Sovyetler'de sinema eğitimi aldılar.
SURİYE’NİN TÜRKİYE SİNEMASINA ARMAĞANI
Suriye’den VGİK’e gençlerin gitmesi Türkiye’deki sinema ortamına
da bir yönetmen armağan etti. Tıp okumak için Suriye'de bulunan
Antakyalı Semir Aslanyürek, Suriye üzerinden Sovyetler Birliği'ne
gidip VGİK’te sinema eğitimi aldı. Ardından yurda döndüğünde,
Türkiye Rus ekolü bir yönetmene ve akademik hayatta kendine yer
açacak Rus kültüründen haberdar yeni bir akademisyene
kavuşmuştu.
SURİYE’DEN CADILAR BAYRAMINA YOLCULUK
Suriye’de doğan en önemli sinemacı kuşkusuz Mustafa Akkad’dı.
Akad, Amerika’da eğitim görmüş, Çağrı ve Ömer
Muhtar filmlerini çekerek doğduğu coğrafyanın kültür kodlarını
ustaca sinemaya taşımıştı. En orijinal tarafıysa Amerika’da bir
ekol haline gelen Cadılar Bayramı filmlerinin yapımcısı olmasıydı.
Akkad, sekiz Cadılar Bayramı konseptli filmin yapımcılığını
yapmıştı. Kültür atmosferinin; şiddete, caniliğe, kökten dinciliğe
kurban olmasının belki de en somut hali olarak Ürdün’de El Kaide
örgütünün, Akkad’ın kaldığı otele bombalı saldırı düzenlemesiyle
hayatını kaybetmişti. İslam’ın doğuşunu sinemaya taşıyan yönetmen,
İslamcı bir örgüt tarafından yok edilmişti.
SURİYE SİNEMASININ FRANSIZ EKOLÜ
Ömer Amiralay
Suriye’de yönetmenlerin büyük kısmı Sovyetler'de eğitim görse de
bu ekolün dışında kalan isimler de oldu. Fransa’da eğitim alan Ömer
Amiralay bu isimlerin başında geliyor. Amiralay’ın bu özgün hali
çeşitli ilkleri de beraberinde getirdi. 1974’te çektiği
Everyday Life in a Syrian Village filmi resmi olarak
yasaklanan ilk Suriye yapımı oldu. 1978’de devletin yerel üretimi
arttırmak için kırsalda tavuk üretimini teşvik etmesinin plansız
halini anlattığı Tavuklar belgeselini çekti. Fransa’da ve
Lübnan’da belgeseller çeken Amiralay, Suriye sinemasının kendine
has yönetmenlerinden biriydi. 2011’deki ölümüne değin 20’ye yakın
belgesel çekti. Çok sayıda festivalde filmleri gösterildi.
Toplumsal dönüşümleri, çarpıklıkları, politik dinamikleri insani ve
eleştirel bir yaklaşımla belgesellerine konu etti.
Everyday Life in a Syrian
Village
SEKSEN SONRASI SİNEMA
Suriye’de sosyal hayatın yetmişlerle birlikte kısmen
normalleşmesiyle birlikte sinema da örneklerini çoğaltmaya başladı.
Toplumcu filmler, devletin kalkınma hamlelerini anlatan belgeseller
yetmişlerde giderek artmaya başladı. Kuşkusuz hiçbir Arap ülkesi
Mısır sinemasının hacmine ulaşamadı ancak Suriye’de sinema,
özellikle yetmişlerle birlikte yatırım yapılan, gelişmesine önem
verilen bir sanattı.
İlerleyen yıllarda Suriye’nin geçmişten getirdiği ve ülkenin
bulunduğu konumdan ötürü varlığını devam ettiren pek çok politik ve
kültürel sorun, ülkenin sağlıklı bir gelişim süreci yaşamasına
imkan vermedi. Müttefik Sovyetler Birliği’nin dağılması, İsrail’le
sürekli oluşan savaş hali, Lübnan İç Savaşı’nın etkileri,
Filistinli mültecilerin varlığı, ülkenin etnik yapısının
çeşitliliği, demokrasi kültürünün olmaması gibi sabit olay ve
durumlar, sinema ortamının zenginleşmesinin önünü tıkıyordu.
Çerçeve bu şekildeyken Samir Zikra’nın 1983 yapımı The
Half-Metre Incident- Hadithat al-Nisf Mitr, Muhammed Malas’ın
1984 yapımı City Dreams-Ahlam al- Madina, Muhammet
Şahin’in The Drama of a Girl From The East-Ma’asat Fatat
Sharqiya (1983), Dureid Lahham’ın Borders-al-Hudud
(1984) ve The Report-al-Taqrir (1986), Wadeih Yusuf’un
Vendetta of Love-al- Intiqam Hubban (1985), Osama
Muhammet’in Stars in Broad Daylight- Nujum al-Nahar
(1988), Abdulatif Abdulhamid’in The Nights of the Jackal-Layali
ibn Awa (1989) filmleri dönemin öne çıkan yapımlarından
oldular.
1990 sonrasında ise Nabil Maleh’in çektiği 1993 yapımı The
Extras-al-Kombars dönemin ses getiren filmlerinden biriydi.
Genç yaşında dul kalmış bir kadının yeniden bir erkekler
tanışmasının yarattığı duygusal ve komik olaylar ekseninde Suriye
toplumunun yaşadığı iç çelişkiler gözler önüne sunuluyordu. Samir
Zikra’nın 1998'de çektiği A Land for Strangers- Turab
al-Ajaneb filmi uluslararası festivallerde beğeni gören
yapımlardan biri oldu. Aynı yıl Suriye sinemasının istikrarlı
yönetmenlerinden Abdullatif Abdulhamid, The Breeze of the
Spirit filmini çekti.
2000’LERDE SURİYE’DE SİNEMA
2000’de Hafız Esat’ın ölmesiyle yönetimde önemli değişimler
yaşandı. Oğul Beşşar Esat’ın devlet başkanlığına gelmesiyle
devlet-toplum ilişkileri daha yumuşak bir zemine oturdu. Yeni
dönemde sinemayla ilgilenen insanların sayısın da arttı. Birçok ilk
filmin yapıldığı bu dönemde, yurt dışında festivallerde gösterilen
Suriye filmlerinde belirgin bir artış oldu. 2000 sonrasında 2010’a
kadar olan dönemde toplamda 20 civarında uzun metraj çalışmanın
yapıldığı biliniyor. Osama Muhammed’in 2002’de çektiği
Sacrifices-Sanduq al-Dunia, Nidal al-Dibs’in 2004’te
çektiği Under The Ceiling-Tahta al-Saqf, Muhammed Malas’ın
2005’te çektiği Passions-Bab el-Maqam, Ghassan Shmeit’in
2007’de çektiği I.D.-Vos Papierş, Abdullatif Abdulhamid’in
2008’de çektiği Days of Boredom-Ayyam al-Dajar ve 2009
yapımı Joud Saeed’in çektiği Once More-Mara Okhra filmleri
Uluslararası festivallerde gösterilen Suriye yapımlarından
bazılarıdır. Joud Saeed’in çalışması San Francisco Arap Filmleri
Festivali’nde yarıştı ve ödülle döndü.
SURİYE BELGESELLERİ
Suriye’de iktidar eleştirisi; toplumsal gösterilerle başlayıp
birkaç yıl içinde canileşmiş cihatçı örgütlere teslim olan bir
çizgide ilerledi. Bu ilerleyişin ve devletle terörist grupların
çatışma ortamının yarattıklarının farklı bakış açılarınca
anlatıldığı çok sayıda belgesel yapıldı. Özellikle Beyaz Baretliler
isimli örgütü idealize eden iki belgesel yapıldı. Suriye’ye dış
müdahalenin toplumsal meşrutiyet zeminini yaratmaya çalışan kurgu
görüntüler hazırladığı ve terör örgütleriyle organik bağı olduğu
pek çok kez ortaya çıkan Beyaz Baretliler örgütünü, ideal bir
yardım kuruluşuymuş gibi anlatan belgeseller çok ses getirdi.
Bunlar, En İyi Belgesel Oscar Ödülü’ne aday gösterilen Feras
Fayyad’ın çektiği Halep’in Son Adamları ve En İyi Kısa
Belgesel Oscar Ödülü’nü alan Orlando von Einsiedel’in çektiği
Beyaz Baretliler belgeselleriydi. Ayrıca Red
Lines (2014), Silvered Water, Syria Self-Portrait
(2014), A Syrian Love Story (2015), #chicagoGirl: The
Social Network Takes on a Dictator (2013), Little
Gandhi (2016), One Day in Aleppo (2017) ve The
Cave (2018) gibi çok sayıda belgesel yapıldı. Esasen Suriye
belgesellerinin analizi başlı başına bir yazı konusu.
ŞAM ULUSLARARASI FİLM FESTİVALİ
1979’dan günümüze değin devam eden Şam Uluslararası Film
Festivali Suriye’nin en önemli film festivali. 2010 yılında odak
ülkenin Türkiye olduğu festivale Türkiyeli sektör temsilcileri ve
Türkan Şoray konuk olmuştu. Türkiye Kültür Bakanlığı’yla ortak
yürütülen proje dahilinde çok sayıda Türk filmi Şam’da izleyiciyle
buluşmuştu. Festival savaş ortamına rağmen varlığını devam
ettiriyor.
İNATTAN UMUDA SURİYE
Savaş ortamında çoğunlukla televizyon projeleriyle ve kısıtlı
olarak sinema filmleriyle varlığını korumaya çalışan Suriye
sineması, ülkenin var olma mücadelesi verdiği son beş yılda
Abdullatif Abdulhamid, Najdat Anzour, Basil Al-Khatib ve Joud Saeed
gibi yönetmenleriyle varlığını devam ettirdi. Ülkenin yeniden inşa
sürecinde kuşkusuz sinema da güçlenerek bu kaotik atmosferin
izlerinin görsel hikayesini yazmada önemli bir yer edinecek.