Zor yoluyla sonuç almak, sonuçları güç marifetiyle değiştirmeye
çalışmak AKP’nin alamet-i farikası. Siyasal ve toplumsal olaylarda
türlü çeşidine tanık oluyoruz bunun. Aynı şeyi ekonomide de deniyor
artık. Son enflasyon rakamları, zor aygıtının iktisadi alandaki
işleyişinin sonucuydu. Nasıl mı?
Kaba ve doğrusu biraz da komplo kokan bu yargıyı, Bakan Berat
Albayrak’ın ‘dengelenme süreci’nin kanıtı olarak gösterdiği
enflasyondaki aylık yüzde 1.44 oranındaki düşüşün üzerini kazıyarak
açıklamaya çalışalım…
Önce enflasyonun hızlı yükselme eğilimi gösterdiği temmuz ayına
dönelim. Gıda yüzde 0.28, giyim yüzde 3 düştüğü halde haberleşme,
ulaşım, eğlence ve kültür kalemlerinde yüzde 1’in, ev eşyasında
yüzde 7’nin üzerinde artış oldu. Ağustosta ise gıda sadece 0.06
artarken, giyim yüzde 1.59 düştü. Buna karşın ulaştırma 4.4, ev
eşyası 4.5, haberleşme 2.6, çeşitli mal ve hizmetler yüzde 5.8
yükseldi. Gelelim eylüle… Tüm kalemlerde enflasyon patladı. Gıda
yüzde 6.3 yükseldi ancak asıl artış yüzde 11.4 ile ev eşyasında,
yüzde 6.6 ile eğlence ve kültürde, yüzde 9.1 ile ulaştırmada, yüzde
7.4 ile de çeşitli mal ve hizmetlerde gerçekleşti.
Enflasyon hızı artınca hükümet ne yaptı peki? İlk olarak TÜİK
başkanını değiştirdi. Ardından enflasyonla mücadele için her
sektörden patronun katıldığı, alkışlar eşliğinde bir indirim
kampanyası başlattı. İşe yaradı mı, elbette hayır. Zira, hiçbir
patron karşılığını almadan cebine girecek paradan kısarak
vatandaşın hayrına iş yapmaz, yapmadı da. Yüzde 25.4’e yükselen
ekim enflasyonu, bu sahte vodvil gösterisini trajik bir perdeyle
sonlandırdı.
31 Ekim’de Bakan Albayrak, biraz da kızgın şekilde isim vererek
bazı marketlere teşekkür, bazılarına da sitem ettiği konuşmasında,
“enflasyonla mücadelenin ikinci ayağı” dediği ÖTV ve KDV indirimi
paketini açıkladı. Kısaca hatırlayalım: İndirim altı başlığı
kapsıyordu. Beyaz eşya sektöründe ÖTV oranları yıl sonuna kadar
sıfırlandı. 1600 cc ve altı motorlu araçlarda ÖTV 15 puan,
ticari araçlarda KDV oranı yüzde 18'den yüzde 1'e indirildi.
Mobilya sektöründe KDV yüzde 18'den 8'e düşürüldü.
Bu indirimler gerçekte patronların kâr marjlarını etkilemeden
devletin kendi alacağından vazgeçerek fiyat etiketlerini düzenleme
hamlesiydi. Ve topyekun bir ‘fiyat istikrarı’ operasyonundan
ziyade, şirketlere zarar vermeyecek, hatta onlara yeni fırsatlar
sağlayacak şekilde, hedef gözetilerek atılmış kurşunlardı. Şimdi
operasyonun sonuçlarını kasım enflasyonu rakamlarından madde madde
izlemeye çalışalım…
*Aylık 1.44 düşen enflasyona en fazla etki, gıdadan sonra yüzde
17.47 ağırlığa sahip ulaştırmadan geldi. Ulaştırma kaleminde
fiyatlar yüzde 6.46 azaldı. Bunun aylık enflasyona etkisi ne kadar
oldu dersiniz? Tam 1.17 puan. Yani 1.44 düşüşün neredeyse tamamı
ulaştırmadan geldi. Adına baktığınızda bu kalemdeki düşüşün tüm
vatandaşları etkilediğini düşünürsünüz değil mi? Oysa TÜİK
hesabının kamuoyunun ilgisini çekmeyen detaylarına bakıldığında
durum hiç de öyle değil.
* Ulaştırma otomobilden tramvay ücretine, metrobüsten otopark
ücretine, köprü ve otoyol geçişlerine toplam 30 kalemden oluşuyor.
Fakat örneğin, şu sıralar herkesin canını yakan ve her gün
kullanılan otoyol ve köprü geçiş ücretlerinin ağırlığı 0.0021
düzeyindeyken, dizel otomobilin ağırlığı yüzde 4.03’tür. İkinci
sırada yüzde 2.5 ile benzinli otomobil, yüzde 2 ile mazot, yüzde
1.7 ile benzin vardır. Dolayısıyla kasımda satılsın veya
satılmasın, ÖTV’de 15, KDV’de ise 17 puanlık vergi indirimi
sayesinde dizel otomobil fiyatı yüzde 13.8, benzinlinin fiyatı da
yüzde 11.7 düştü.
* Ama her şeyi etkileyen benzinin fiyatı da yüzde 5.5 indi
denilebilir. Doğrudur. Lakin o düşüşün maliyeti mayıstan beri
vatandaşın sırtında zaten. Kriz baş gösterdiği günlerde hükümet
benzin fiyatındaki ÖTV’de ‘Eşel Mobil’ sistemine geçme kararı aldı.
Yani, akaryakıt fiyatındaki değişime göre ÖTV oranı artırılıp
azaltılarak zam yansıtılmıyor. Dolayısıyla indirimler fiyatta
değil, vergide gerçekleşiyor. Nitekim ekim itibariyle sistemin
devlete maliyeti 3.7 milyar TL’yi buldu. Kısaca vatandaş enflasyonu
düşürmek için 7 aydır akaryakıtçıyı cebinden sübvanse ediyor.
* Enflasyonun inmesini ulaştırmadan sonra en fazla etkileyen
ikinci kalem ise ev eşyası. Toplam enflasyondaki ağırlığı 7.66’dır.
Bu rakam sağlığın ve eğitimin üç katına yakın. Ev eşyası fiyatları
yüzde 2.85 düştü ve enflasyondaki düşüşe 0.24 puan katkı yaptı. Ev
eşyası içindeki ağırlıklara bakıldığında ise ilk sırada yemek odası
takımı gelir. Ardından buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın, bulaşık
makinesi… Bakan Albayrak’ın “gençler rahat evlensin” esprisi
eşliğinde bu ürünlerdeki KDV’nin 10 puan indirildiği müjdesini
verdiğini hatırlatalım. KDV sayesinde kasımda yemek odası fiyatı
yüzde 10.3, buzdolabı yüzde 4, çamaşır makinesi yüzde 5.8, bulaşık
makinesi ise yüzde 6.6 ucuzladı.
* Enflasyonu bu ay etkileyen bir diğer kalem, ağırlığı 3.39 olan
eğlence ve kültürdü. O da 0.07 puan aşağı çekti. Adının eğlence ve
kültür olduğuna bakmayın. İçinde esas ağırlığa sahip olanlar
televizyon, bilgisayar ve internettir. Televizyon fiyatı kasımda
yüzde 4.4, bilgisayar yüzde 10.5, internet ise yüzde 15.1 ucuzladı.
Söylemeye gerek yok herhalde, bunun nedeni de yine vergi indirimi
ve Türk Telekom’dur. İşin kültür ayağındaki tabloda ise yurt içi
tur fiyatlarının yüzde 23.5, yurt dışı tur fiyatlarının da yüzde
22.2 düşmesi yatıyor. Ha bir de umre var tabii.
* Enflasyondaki ağırlığı 4.76 olan çeşitli mal ve hizmetler de
aylık enflasyonun 0.96 puan inmesini sağlayan kalemlerden. Onun
asıl aktörü ise yüzde 1 ağırlığa sahip altın. Altın fiyatı kasımda
yüzde 7.78 oranında düştü.
Özetle kasımdaki düşüşün üzeri kazındığında altından,
dengelenmeden ziyade, enflasyon sepetindeki ağırlığı kadar
vatandaşın hayatında zorunlu ağırlığı olmayan mal ve hizmetlerin
fiyatlarına vergi yoluyla yapılan müdahaleler çıkıyor. İşin bir de
öteki yüzü var elbette…
Vatandaşın en fazla canını yakan şey gıda fiyatları, enflasyon
hesabında yüzde 23.03 ağırlığa sahiptir. Kasımda bu kalem yüzde
0.74 düşüş gösterdi. Diğerleri ile kıyaslandığında oldukça düşük
bir rakam. Aylık enflasyonu da 0.17 puan aşağı çekebildi ancak.
Düşüşü sağlayan temel şeylerden birisi sera ürünlerinin pazara
çıkmasıydı. Ayrıca ithalattan dolayı et ve geçen aylarda fiyat
artışı yüzde 60’ları bulan yumurtadaki nispi ucuzlama etkili oldu.
Gıdada en fazla ağırlığa sahip ekmek değişmedi. Buna karşın ana
gıdalar olan soğan yüzde 50.5, patates yüzde 15.2, fasulye yüzde
13.6, kabak yüzde 13.3, salatalık yüzde 12.7, patlıcan yüzde 9.1,
un yüzde 8.1, bulgur yüzde 7.3 arttı. Özetle mutfaktaki yangın
sönmedi, daha da arttı…
***
Pazara çıkan, markete giden vatandaşın enflasyon verisine
inanmamasının nedeni budur aslında. Her ay araba almadığı,
televizyon, buzdolabı tüketmediği, yurt içi veya dışı gezilere
çıkmadığı için tüketmek zorunda kaldığı ürünlerin fiyatlarının
zamlandığını görüyor. TÜİK’in sepetiyle, kendi sepeti uyuşmuyor. Bu
tür verilerin, ardında yatan gerçek ilişkilerden bağımsız ele
alındığında nasıl tehlikeli sonuçlar doğurduğunu Yunanistan
krizinde gördük aslında.
Ne var ki, iktidarın kaygısı başka. Tıpkı siyasette, dış
politikada yaptığı gibi ekonomik krizin yol açtığı sorunları da
ötelemeye, seçime kadar yüzdürmeye çalışıyor. Üstelik bunu da vergi
indirimleri üzerinden patronlara kaynak transferi, vatandaşa fatura
keserek yapıyor. Siyasal zorbalıkla seçmene kayyım atamayla;
enflasyona, kura, faize aynı muameleyi yapmaya kalkmanın sonuçları
aynı olmaz. Bunlar sıkıştığınızda yakasından tutup içeri
tıkabileceğiniz şeyler değildir. Piyasa eninde sonunda kendi
hukukunu tanır…