Sonia Cihangir: Din diye kendi fantezilerini ileri sürenler daha tehlikeli 

Özellikle kadınla ilgili ayetlerin yanlış yorumlandığını söyleyen Sonia Cihangir, “Hayvanları, insanları seven biri dinsiz olsa ne olur? Onlar dini bizden almıyor; dine hiç karışmıyorlar zaten. Bir insanın diğer canlılara nasıl davrandığıyla ilgilenmeliyiz. Kıymet orada aranmalı. Ben dindarım diyen, kendini Allah’ın elçisi gibi görenler, ‘Öyle yapma cehennemde yanacaksın, ‘barbekü’ olacaksın!’ diyenler daha tehlikeli” diyor. 

Abone ol

DUVAR - Sonia Cihangir Kimya Mühendisliği eğitimi aldı. Polimer Ürünleri Mühendisliği dalında yüksek lisans yaptı. Daha sonra dini eğitim almaya karar verdi. İran’daki Camiatul Mustafa al-Alemiye Uluslararası Üniversitesinde Temel İslami Bilgiler Fakültesinde okudu. Kur’an İlimleri ve Hadis alanında ilmi araştırmacı olarak mezun oldu.

“Kadın-erkek ve de Müslümanlar arası kaosun nedeninin bazı ayetlerin yanlış anlaşılmasından kaynaklandığını” söyleyen Cihangir 'Din, Kadın, Adalet', 'Kadın: Hurafeler ve Gerçekler' kitaplarını yazdı. Kur’an-ı Kerim’in Türkçe meali üzerinde çalışan Cihangir; Goethe Üniversitesi'nde 'İslam tarihinde kadına bakış açısının evrimi' konulu doktora çalışması yapıyor. 

"İnsanların sömürmek istedikleri, çıkarları değiştikçe Allah imal ediyorlar” diyen İlahiyatçı yazar Sonia Cihangir’le Kuran-ı Kerim’in erkek ilahiyatçılar tarafından nasıl yorumlandığını, yorumun kişiden kişiye nasıl ve neden değiştiğini konuştuk. 

Kimya mühendisliğinden İslami araştırmalara yöneldiniz. Kuran-ı Kerim’in tefsirine  kadar ilerlediniz. İlgi alanınız nasıl yön değiştirdi?

Mühendis olarak çalıştığım dönemlerde dini konuları merak etmeye başladım. Dinlerin birbirinden farkını düşünmeye başladım. Bütün dinleri öğrenme çabasına girdim ve Kur’an-ı Kerim öteki din kitaplarından farklı geldi. Ancak diğer taraftan kadına bakışı kafama yatmıyordu. Bu yüzden Müslümanlığı kabul etmek istemiyordum. Bizzat öğrenmek istedim. Bu dinin bakış açısı neden böyle? O yüzden yeni bir alana yöneldim. İlahiyat dersleri okumaya başladım. 

Uzun bir süre olmasa bile Kuran-ı Kerim’in kadın yorumuna inandım, yuttum diyeyim. Başımı kapadım. Zaman geçince mühendis tarafım, sayısal kavrayışım nedeniyle sorgulamam baskın gelmeye başladı. ‘Tamam da bu neden böyle diye’ sormaya başladım. Şunu fark ettim, kadının durumu yorumlandığı gibi değil. 

Daha öncesinde hangi dine inanıyordunuz?

Benim imamım da peygamberim de Karl Marx’tı. Biz komünist sistemde yaşadık. Ben bir dine mensup birisi değildim. Şu an arzum, Marx’ın büyük eseri olan Das Kapital’i Almanca dilinde okumak. Rusçasını okudum. 

‘ŞU AN YAŞANILAN İSLAMA GELENEKLER YÖN VERİYOR’

Kuran-ı Kerim’in Türkçe mealini yazdınız. 'Özgür Dinin Esiri: Kadın'kitabını aynı dönem yayınladınız. İslamiyet kadınlar için nasıl bir din sizce? 

İki çeşit İslam var. Biri yaşanıyor olan, bir de yaşanması gereken İslam. Kuran’da kadına tavsiye edilen şeyler neler? Kadının pozisyonu nasıl belirlenmiştir? Bu soruları Kuran’a bakarak cevaplarsak şu andaki kadının durumu Kuran’dan çok uzakta.

Rum süresi 30. ayette diyorki: “İslam dini fıtrat dinidir.” Yani içine sinen dindir. Dolayısıyla siz bir kadın olarak kendinizi özgür hissetmiyorsanız orda bir sorun var. Birinin baskısı altında olmayı kabul ediyorsanız da bu İslam değil.  

Sonia Hanım söylediğinizi tam anlayamadım. 

Fıtratı şöyle anlatabilirim. Birisi tarafından öğretilmiyor. Fıtri bilgiler birisi tarafından öğretilmez. Yaradılıştan bazı bilgilerimiz var. Küçücük çocuk yalan söylediğinde rahatsız olur. Bu durumları kapsayan bir duygudur fıtrat. Fıtrat olarak adaleti severiz. Zalim insanlar fıtratının ters yönüne gitmiş insanlardır. Şu an yaşanılan İslama gelenekler yön veriyor. Yaklaşım şu: “Kadının aklı az, imânı yarı.” Böyle bir aşağılama yok! Bir kadının Allah’la ilişkisine bir erkek aracı olamaz. Varlık olarak senin üstünde erkek varsa, böyle bir hiyerarşi var deniliyorsa bu İslam’a zıttır. Takvalı yani daha erdemli olanlar Allah’a yakındır. Tek hiyerarşi budur. Senin Rus olman, Alman olman, erkek olman ya da kadın olman önemli değil.

‘BAKTILAR ÇOK ELEŞTİRİLİYORUZ, YUMUŞATMAYA ÇALIŞTILAR’

Kimi ayetlerden örnek vererek anlatabilir misiniz? Sizce ne söylüyor ama nasıl yorumlanıyor? Erkek yorumuyla sizin yorumunuzu karşılaştıracak ayetler var mı?

Her konuda yorum farkları var. Nisa Süresi’nin “Nisa” olarak adlandırmasının sebebi kadınların haklarını savunan bir süre olarak inmesidir. Nisa Süresinin ilk ayetinde, “Ey insanlar, size tek bir nefisten yaratan ve her ikisinden birçok kadın, erkek türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisiyle birbirinizi sorgulayacağınız Allah’tan sakının. Rahim sahiplerine karşı erdemli olun. Şüphesiz Allah üzerinizde gözeticidir” diyor. Bu ayette hepiniz bir nefisten yaratılmışsınız diyor. Ancak bazılarınız kadın olarak bazılarınız erkek olarak…  Genelde bu ayet şöyle çevriliyor: “Sizi bir tek nefisten yarattık. Bir erkek yaptık, erkeğin sol kaburgasından kadın yarattık.” Dolayısıyla biz aslında erkeklere borçluyuz. Bir de sol kaburga. Eğri büğrü…. Ne yaparsan yap eğri, kırılgan… Bir ayetteki ilk fark bu. İkinci fark. “Allah’tan sakının, rahim sahiplerine erdemli olun.” Bunu nasıl çeviriyorlar? “Akraba bağlarınızı koruyun” diye.

“Kadınları dövün” diye çevrilen ayet var. Nisa Süresi 34. Ben kendi çevirimi okuyayım size: “Allah’ın her birine farklı özellikler vermesinden ve mallarına nafaka verdiklerinden erkekler kadınların gözeticileridir. Evlilik için uygun kadınlar aile düzenine uyan ve Allah’ın koruduğu mahremiyeti koruyanlardır.”

“Gözetici” üstünlük olarak yorumlanıyor. Evlilik düzeni için uygun kadınlar, aile düzenine boyun eğen kadınlardır deniyor. İyi kadınlar, size boyun eğen kadınlardır diye çevriliyor.

“Bu yasalara nüfus yapmaları, uymamaları konusunda endişe edersen onlara nasihatte bulunun, sonra nasihatiniz kâr etmezse yataklarınızı ayırın. Bu da olmazsa kendilerini uzaklaştırın.” Bu da kâr etmezse diyor Kuran, demek yatakları ayırman bile kadının umrunda değil, bu yüzden bir sonraki adımda “uzaklaştırın” diyor. Yorumda, “uzaklaştırın” geçiyor ama yatakları ayırın o da kar etmezse ‘dövün’ deniyor. Bu tefsiri yapanlar bakıyorlar ki herkesten eleştiri geliyor. Bunu yumuşatmak için parantez açıyorlar, parantez içinde ‘hafifçe, morarmayacak kadar dövün’ diyorlar. Yani artık kıvırmaya başlıyorlar. Lehimize göre yorumladık da diyemiyorlar. 

Filiz Hanım, ayetler doğru çevrildiğinde akıcı oluyor. Böyle saplantılı olmuyor. 35. ayette diyor ki, eğer ikisinin yani karı kocanın arasının açılmasından korkarsanız, endişe ederseniz o zaman erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem tayin edin.

‘KURAN NORVEÇ’E İNMEDİ, ÇÖL ORTAMINDA ERKEKLERİN DE BAŞI KAPALI’

Doktora konunuz 'İslam tarihinde kadına bakış açısının evrimi.'İslam tarihinin kadına bakışı zaman içinde nasıl, ne yönde değişti? Konuşmanızın bir yerinde “Kuran inmeden önce kadınlar zalimlik görüyordu” dediniz. Aksini söyleyenler var.

Güzel soru. İkinci doktora tezimin konusu bu: 'İslam tarihinde kadına bakış açısının evrimi.' Bir dönem at pazarında kadın satılıyor gibi değerlendiriliyor. Şu anki İslam fıkıhı  Emevi ve Abbasiler döneminin fıkıhı. Şu an iddia edilen bilgiler bile çok sonradan gelen bilgiler. Peygamberin dönemindeki kadına bakış açısı ile halifeler dönemindeki kadına bakış çok farklı. En kötü bakış açısı 16. yüzyılda ortaya çıkıyor. İbn Teymiyye’den başlayarak İslam fıkıhçıları şu görüşü ileri sürmeye başladı. “Kadınlar bir süstür, bu yüzden tamamen gizlenmelidirler.” Hatta bazıları Molla Sadra gibiler “Kadın ahirette sorgulanmayacaktır, çünkü onun sorumluluğu bile yoktur çünkü o erkek için yaratılmıştır” diyor. Buraya kadar ileri gidildi. 

Mesela İslamda tesettür konusunda kadının saçı ayıptır, avrettir görüşü yoktur. İbn Teymiyye’den sonra kadınların örtünmesi üzerine fetvalar çok değişti. Kadının yüzü de güzel! Eeee komple kapatsın, yüzü de göstermek caiz değil! Şöyle bir örnek vereyim. El Ezher Üniversitesi, dünyada üç büyük İslam merkezlerinden biridir. 90’lı yılların başlarında Fransız hükümeti, bu üniversitenin ulemasına bir Arap öğrenci başörtüsüz üniversiteye gitmeyeceğini söylediği için başörtüsüyle ilgili soru soruyor. Çünkü öğrenci başörtüsüz gidersem dinime göre sakıncalıdır diyor. Fransız hükümeti baskı yapmak istemiyoruz, ama sizin görüşünüz bizim için önemli diyerek bu üniversiteye soruyor. Şöyle cevap veriliyor: “Bu İslam geleneğidir. Olmazsa olmaz diye bir şey yok.” Bu cevapla öğrenci okuluna devam ediyor. Başını açıyor. 

Kuran’da 'başını ört' diye bir emir yok esasında. Olsaydı ben örtülü olurdum. Kendiliğinden görülen kısımlar müstesna, ziyneti açığa vurmasınlar diyor. “Örtülerini yakalarının üzerine koysunlar.” Nur süresi 30. ayeti okuyorum: "Mümin erkeklere söyle, bakışlarını kısıtlasınlar. Irzlarını korusunlar. Bu onlar için daha nezihtir.” Ondan sonraki ayet: “Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını kısıtlasınlar.” Erkeğe ne dediyse kadına da söylüyor. Bakışa önem veriyor. Bakışa, yani niyete, nasıl baktığına önem veriyor. Örtünmeyle ilgili detay anlatımlar var. Başınızı örtün demek zor değil. Olsaydı yazılırdı. Böyle bir kural yazmıyor.

Şu an erkekler bile Arap ülkelerinde başörtülü geziyor. Sıcak olduğu için. Kuran, Norveç’e inmedi. Arabistan’a indi. Hatta yüzlerini örterler çöldeki rüzgârda ağza, yüze kumlar geldiği için, bu iklimden kaynaklı dinden değil. 

'16. YÜZYILDA HER ŞEYE ŞİRK DENMEYE BAŞLANDI’

Kadınların Tanrı olduğu dönemler de vardı. Kadına bakış 16. yüzyılda değişiyor dediniz. Ne oluyor 16. yüzyılda?

Tabi matriarkal (anaerkillik) dönemimiz vardı ama kadına bakış açısı devrim değil evrimdir. Evrile evrile buralara gelindi. Hani karanlıkta yürürsün, gittikçe karanlığa girersin ve bakarsın gözün alışmış artık. Fark edersin burada şu var, şurada şu var ama ışık geldiğinde aa ben karanlıktaymışım dersin. Kadınlarda da yavaş yavaş bu oldu. Bir tuğla, bir tuğla daha. Bir duvar ördüler. 16. yüzyılda her şeye şirk denilmeye başlandı. Her konuda! Kadın konusu da elbette en başta geliyor. 

Günümüzde İslam ümmeti diye bir şey yok. Günümüzde İslami gruplar var ve bunların birbirine olan nefreti başka dinde olana duyduğundan daha çok. 

İlahiyatçı, ulemadan kadınlar niçin etkin olamadı? Tarihin aksi yönde ilerlemesi nasıl sağlanamadı?

Bundan birkaç yıl Türkiye’de bir canlı yayına çıkmıştım. Oradaki erkeklerle tartışırken kadınlardan ses çıkmamıştı. İki kadın da vardı. Ben Türk değilim, tabi akıcı konuşamıyorum. Ancak susmadım. Reklam arasında kadınlar bana helâl olsun dedi. Size katılıyorum dediler. Madem katılıyorsunuz, niye söylemediniz? Destek vermediniz? Suça ortak oluyorsunuz, böyle olduğunuz için böyledir dedim. Anlatabiliyor muyum?

Erkekler konuşmadığından, 'Erkek sünneti zulmün ta kendisidir' dedim. Neler neler duymadım. “Sizin erkek organından başka derdiniz yok mu?” bile denildi. Kadının kaşını cımbızlaması günah onlara göre. Niye? Allah seni böyle yaratmış, değiştiremezsin! Bugün aldım, yarın çıkıyor. Peki, bu kadar akıllısınız… Utanmadan Allah’ın yarattığı organı kesiyorsunuz. Belki o çocuk Müslüman olmak istemiyor. Hristiyan olmak istiyor ya da komünist olmak isteyecek. Kuran buna şeytan ameli diyor. Bu işi yapmayın, diyor. Nisa 119’a bakın. Buna rağmen tüm İslam âleminde kesiliyor. Bir de herkese ilan ediyorlar. Amcana göster falan… Çok saçma bir durum. 

‘EN GÜZEL YILLARIMDA BAŞIM KAPALIYDI’

Türkiye’deki feminist Müslümanlarla temasınız oldu mu?

Açıkça söyleyeyim. Türkiye’de inanılmaz hayal kırıklığı yaşadım. Kadın örgütlerinden, derneklerinden destek bekledim. Beni çağırsınlar istedim. Çalıştığım şeyleri anlatmak, paylaşmak istedim. Kadın bilinçli olursa kimse sömürü yapamaz. Şeyhler, hocalar, sakallı amcalar… Feminist kadınlardan tek ses gelmedi. En azından benim tecrübem bu. 2018’de Almanya’ya geldim. Burada ilmi çalışmalarımı yapıyorum. 

Neden sizce ilgi görmediniz?

Siyasi şeylerden uzak duruyorum. Hangi parti olursa olsun…

Yani taraf olmak zorundaydınız. Bundan dolayı mı olduğunu düşünüyorsunuz?

Kesinlikle. İki engel vardı. Birisi benim tarafsız olmam. İki ben Türk değilim. Türk olmayınca hep şeyin ithamı altında bırakıldım. İşte bu nerenin ajanı acaba? Putin’in ajanı mı, Amerika’nın ajanı mı? Bir örnek anlatayım size. Bana demişlerdi ki siz başınızı örtün. O zaman ilgi görürsünüz. Ben de dedim ki ben nasıl düşünüyorsam öyle görünüyorum. İnanmadığım şeyi yapmam. Ben tam tersine başım kapalıyken, başörtüsü yasaktı. 

Kaç yıl kapalıydınız? (Bu sorumu Rusça sesli düşündü) Rusça düşünüyorsunuz. 

Anadilim Rusça. (Gülüyor) 15 seneye yakın kapalıydım. Çirkin değil güzel bir kızdım. En güzel dönemimde kapalıydım. (Gülüyoruz) 

“Eyvahlar olsun” mu diyorsunuz?

Tabii ki. Güneş görmediğim için hastalandım da. Oruç da doğru anlatılmıyor. Tarlada çalışan, emziren bir kadın nasıl oruç tutabilir? Allah da zalim değil. Namaz süresi olarak hangi süreyi biliyorsunuz? İşte diyelim İhlas suresi: “De ki: "O, Allah'tır, bir tektir. Her şey O'na muhtaçtır, o, hiçbir şeye muhtaç değildir.” Tamam da arkadaş, namaz için Allah’ın karşına geldin. Namaz kılmanın amacı Allah’tan bir şey istemektir. Ukalalık yapmak değil, Allah’ı övmek de değil. Övmemize muhtaç değil. Hiçbir ayette beni övün demiyor. Bu konuda Kur’andaki Namaz kitabımı okumanızı öneririm.

Bu günlerde ise Esma-ül Hüsna yani Allah'ın isimlerinin bilimsel yöntemlerle anlamlarının açıklamalarına dair bir kitap yazıyorum.

‘OKUDUĞU ŞEYİN ANLAMINI BİLMİYOR AMA ONU ŞARKI GİBİ OKUYOR’

 Şuraya kadarki konuşmamızdan anladığım kadarıyla Müslümanların Allah’ı tanımadığını düşünüyorsunuz. Öyle mi?

Tanımıyor. Güzel soru, acı cevap. 

Dinler kadını böyle yazmasaydı kadına bakış nasıl olurdu?

Dünyada iki önemli tehlikeli güç var. Biri ırkçılık, biri dincilik. İktidara kim geldiyse bu ikisini mutlaka kullanır. Şu anki İslam dini, Yahudiliğin bir kopyası. Kuranla uzaktan yakından alakası yok. Kadının giysisinden sünnete hepsi bozulmuş Yahudiliğin bir kopyasıdır. Sık sık kiliselere gidiyorum. Sohbet ediyorum. Kadına bakışta çok yol alınmış. Hristiyanlar, dinin mantığa uygun olduğu kadarının alınmasına ikna oldular. Akla mantığa uymayan şeyi kabul etmiyorlar. O yüzden bu konuda kurtuluşa ermişler.

‘İNSANLAR ÇIKARLARI DEĞİŞTİKÇE ALLAH İMAL EDİYORLAR’

Türkiye’deyken tarikatlarla ilişkiniz oldu mu?

Hiç alakam yok onlarla. Olmadı. Ben zaten Kuran araştırmacısı olarak çalıştım. Beni görseler çuvala sokarlar. 

Ortadoğu’da dinin sorgulanmadan yaşanması neden sizce?

Eğitim sistem problemli. Tek problem bu değil ama çok büyük etkisi var. Kuran’ı güzel okuma yarışmaları yapılıyor. Anlamak değil okumak daha önemli. Mesela ayette diyor ki, “Git aç komşuna yardım et.” O da bunu melodili okuyor. Okuma! Kalk da ver.  

Filiz hanımcım, azizim bak ben size şimdi şarkı mı söylüyorum? Bu böyledir diye anlatıyorum. Şarkı söyleyerek anlatsam size nasıl olur? Siz benim melodime, ahengime bakarsınız. Okuduğu şeyin anlamını bilmiyor ama şarkı gibi okuyor. Türkiye’de sorgulama alışkanlığı ne yazık ki yok. Daha çok ezbere önem veriliyor.

Din nereye gidiyor? Sorumu yanlış anlamazsanız, yeni bir Allah yaratılabilir mi?

Hayır, rahat olun. Anladım sorunuzu. Yine güzel soru. Allah zaten sürekli yaratılıyor. İki Allah var. Birisi bizi yaratan, diğeri insanların yarattığı. İkincisi sürekli değişiyor. İnsanların sömürmek istedikleri, çıkarları değiştikçe Allah imal ediyorlar.  

Nereye gidiyor? Birisi sorgulama yolu. Mantığa ters yerlerde, nasıl olur diye soruluyor.  Az evvel bahsettiğim, Batı’da olduğu gibi. Diğer taraftan deistler, dinsizler çoğalıyor. Bu tehlikeli mi? Bence değil. Çünkü onlar dini bozmuyor. Dini bozanlar dindarım diyenler, “Allah böyle diyor” diye kendi fantezilerini ileri sürenler. Hayvanları, insanları seven, iyilik yapan birisi dinsiz olsa ne olur? Onlar dini bizden almıyor; dine hiç karışmıyorlar zaten. Bir insanın diğer canlılara nasıl davrandığıyla ilgilenmeliyiz. Kıymet orada aranmalı. Ama ben dindarım diye, kendini Allah’ın elçisi gibi görenler, her şeye burnunu sokanlar, “öyle yapma cehennemde yanacaksın, ‘barbekü’ olacaksın!” diye dinden ve Yaratandan uzaklaştıranlar daha tehlikeli.