Size Olimpos Dağı'ndan bir aşk hikayesi anlatayım mı?

Narsist kelimesinin kökeni nedir? Peri kızı Ekho, Olimpos Dağı'nda ne yaptı?

Özkan Özgür oozgur@gazeteduvar.com.tr

Peri kızı Ekho, Olimpos dağının ay parçası, en afeti suzan bekar hatunuydu. Eve gelen bütün görücülerine burun kıvırır, kimseleri beğenmez, ondan elektrik almadım, bundan elektrik aldım ama içim rahat değil diyerek piyasasını canlı tutuyordu. 'Zeus çirkin şansı versin kız kısmına' hikmetinden habersiz, şuh kahkahalar atarak gününü gün ederken, nice yiğitler bunun aşkından, oyy Ekho, sensizlik sızım Ekho, zalım Ekho, etme bana bunca nazı Ekho, diye sürüm sürüm sürünüyordu.

Ekho, Olimpos dağında orta ölçekte bir firmada insan kaynakları uzmanı olarak sabah dokuz akşam altı çalışıyordu. Orada da aynı Ekho'ydu. Eleman aranıyor ya da bizimle çalışmak ister misiniz diye ilan veriyor, sonra da gelen herkese neden sizinle çalışalım diye soruyordu. Başvuran kimseyi beğenmiyor, bununla niye çalışalım, bununla olmaz, bu sıradan, bunu herkes yapar, bunun İngilizce'si yok, bunun İngilizce'si var ama İngiliz değil diyerek maytap geçiyordu. Mesai saatleri içinde ise esas işi, kahve içmek ve fal baktırmaktı. Maksat, gelecek kısmetleri önceden görsün de nasıl pis bozacağını düşünsün diye. Şirketteki arkadaşlarının kanaati, Ekho'nun güzel olduğu kadar, çirkef de olduğu yönündeydi.

Bağda bahçede, tarlada tapanda ya da çeşme başında kim görse bu dilberi, çok aşığın var diyorlar şarkısını söyleyerek laf sokuyordu. Ekho da az değil tabi, tüm bu peynir tabanlı imaları anlamaz mı, alttan alttan gülüp işvesine işve, cilvesine cilve katıyordu.

Dam üstüne çul serer diye çığıranları ise 'baş kaldırma' felsefesi açısından sempatik ama genel anlamda kaba buluyor, ığğyy diye yüzünü ekşiterek hiç pas vermiyordu. Onlarla fazla dil yaş etmeden, sen kim köpeksin, diyerek sekip savuşuyordu. O sektikçe ceylan gibi, gençlerin de yüreği hopluyor, arkasından zalım Ekho, hayın Ekho, ahh ulan zilli, sektir git o zaman, yakarsa Olimpos'u garipler yakar, diye söyleniyorlardı.

Genç avcı Narkissos da, Olimpos yamaçlarında gezen, her ne kadar serseri tabiatlı ve çakal bilinse de, hey maşallah, analar neler doğurmuş diyeceğin, boylu poslu, geniş omuzlu yağız bir Olimpos delikanlısıydı. Henüz bilgi çağı gelmediğinden, omuz genişliği o zamanlar çok önemliydi. Karnındaki baklavalardan tut da sigortalı işe kadar her bişeyi vardı bu yiğidin.

Narkissos, bayır aşağı dereye doğru, indim dereye daş bulamadım, kendime göre eş bulamadım diye salına salına yürürken, bir yandan da kendi kendine, 'Ne kadar da fazla bir adamsın sen böyle Narkissos! Şu Olimpos'ta seni hak eden bir eş bulunur mu ki?' diye düşünüyordu.

Ekho, sezonunda olmanın bütün öz güveniyle fittir fittir gezerken rastladı buna. Ya da tosladı diyelim. Sen git, bayırın dibinde karşılaş, gör Narkissos'u! Görür görmez de vurul! Ekho'nun dili tutuldu, bacakları birbirine dolandı, ters çevrilmiş tosbağaya döndü. Ne yazık ki bu daha başlangıç, madaralığa devamdı. Etme bulma dağı Olimpos'ta, Zeus belasını verecekti Ekho'nun!

O zamana kadar kimselere pas vermeyen Ekho'yu, bu sefer de Narkissos hiç mi hiç iplemedi. O da buna sen kim köpeksin dedi, peri kızı Ekho'ya bildiğin kezo muamelesi yaptı. Bu baklavalı, geniş omuzlu, boylu poslu ve sigortalı el oğlu, gözünün yaşına bakmadı Ekho'nun. Çok içerledi, yemeden içmeden kesildi, gece gündüz Narkissos da Narkissos diye sayıklayıp durdu, ebesini gördü... Eridi, kuru değnek gibi kaldı, çirkinleşti, oldu kaknem, gudubet bi karı...

Sonunda, zift gibi kara sevdadan ruhunu teslim etti Ekho. Vaktiyle teru taze olan o bıngıl bıngıl vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüştü.

Olimpos dağında yaşayan tanrılar mevzuyu duydu. Tanrı tabi, her yerde eli, gözü, kulağı vardı. Arkadaş bu nasıl iş, niye baştan haberimiz yok, tanrı mıyız bostan korkuluğu mu diyerekten köpürdü bunlar. Muhtemelen de cemaatle köpürdüler. İçlerinden bazıları, niye haber etmemiş diye enişteleriyle papaz oldu. Neyse, dediler bunu Narkissos'un yanına bırakmayalım. Bu kendini beğenmiş, yarın bugün ilahlığını ilan eder, başımıza bela olur dediler. Narkissos'u iç tehditler listesinin başına koyup, icabına bakmaya karar verdiler.

Narkissos da gününü gün etmeye devam bu arada. Dünya şeyinde değil, o av senin bu av benim, dağ bayır gezmeye, itliğe, kopukluğa, bar pavyon dolanmaya devam. Fakat kalemi kırılmıştı Narkissos'un. Tanrılar bunu, o zamanın kanun hükmünde kararnamesiyle bi güzel lanetlediler!

Narkissos

Narkissos'un haberi yok tabi olup bitenden. Serseri serseri geziyor... Günlerden bir gün av işlerinden susamış, yorgunluktan kolu kanadı kırılmış bir şekilde dere kenarına geldi. Her zamanki gibi su içmek için yağız gövdesiyle eğildi. Lanetli ya, bak şimdi neler oldu neler...

Tam böyle eğilmiş su içecekken, suda kendi yüzünü ve vücudunun güzelliğini gördü. Buğday yanığı tenini, baklavalarını, geniş omuzlarını ve Olimpos'un ben diyeyim Kenan İmirzalıoğlu'sunun, sen de Burak Özçivit'inin yüzünü... Bakıp bakıp hayran oldu kendisine. Ben bana kurban olayım, Olimpos'ta var mı böyle bir seksapel, diyerek kendine aşık oldu. Mıh gibi çakıldı yere. Kalkamadı. Aşık ne kelime, resmen kendine tapmaya başladı. Aynı Ekho gibi Narkissos da günden güne eridi. Sadece kendini seyrede seyrede o da ruhunu teslim etti.

Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüştü. Bütün erkekler adına çiçek oldu Narkissos.

Diyorlar ki narsist lafı oradan gelme!

Özetle, bunca önemli kişi arasında inşallah başımıza bir işler gelmez!

Tüm yazılarını göster