‘Sihirli sopa’ ile özgür geçen 15 yıl

25 yıllık resim öğretmeniyken, 2004 yılında geçirdiği trafik kazasıyla felç kalan ve o dönemde ötanazi talebiyle gündeme gelen Tuğrul Cankurt, sağ koluna takılan ‘sihirli sopa’ olarak nitelendirdiği aparat yardımıyla 15 yıldır renkleri tuvalle buluşturuyor. Resim yaparken, “Yelken oluyorum, deniz oluyorum, martı oluyorum, özgürleşiyorum” diyen Cankurt’un 'Bedenimdeki tutsaklık' adını verdiği 6’ncı kişisel sergisi yarın açılıyor.

Abone ol

ANKARA - Tuğrul Cankurt... 25 yıllık resim öğretmeniyken, Ankara’da 2004 yılında geçirdiği trafik kazasıyla vücudunun yüzde 97’sini kullanamaz hale geldi. Hastanede geçirdiği tedavisi sürecini, “Aylarca tavana bakmaktan başka hiçbir şey yapmadım” sözleriyle anlatan Cankurt, felç kaldığını kimsenin yardımı olmaksızın çorba içebilmesi için sağ koluna kaşık bağlandığı gün öğrendi.

O dönemde kalan ömrünü ‘tekerlekli sandalyede’ geçirmenin verdiği ruhsal devinimin zamanla ‘ötanazi’ fikrine dönüştüğünü, bu fikrin de İsviçre’deki bir kliniğe başvurarak somutlaştığını ifade eden Cankurt, ötanazi talebinin aslında ölmek istemek olmadığını Ömer Hayyam’ın ‘Yaşamak’ şiirindeki şu dörtlükle anlattı:

“Bu dünyadan mı korkar sanırsınız beni,

ölmekten mi korkar sanırsınız,

canımın, bırakıp bedenimi, gitmesinden mi?

Ölüm gelmiş gelmemiş, umrumda değil.

Yolumu kesen, insanca yaşayamamak...”

'TOPLUMUN DAVRANIŞI VAHŞİ BİR ÖTANAZİ'

Tuğrul Cankurt, kazadan sonra insanca yaşamanın gerektirdiği hizmetleri alamadığını, toplumun engelli bireyler için bir sosyalleşme alanı olmadığını, ‘ötanazi’ fikrini sesli ifade ettiğinde ‘yadırgayan- kınayan’ toplumun, aslında engelli bireylere karşı uyguladığı davranış biçiminin de vahşi bir ötanazi yöntemi olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

“Bizlere engelli diyorlar; ama hayat engelliyor bizi, toplum engelliyor. En basit haliyle etrafınıza baktığınızda ne yolların, ne apartmanların, ne kamusal alanların bizlere göre dizayn edilmediğini görüyoruz. Bunlar fiziksel eksiklikler. Ya insanlar; onların düşüncelerinde ölüme en yakın insan olarak algılanıyoruz. Yardıma muhtaç, normal insanlardan farklı. Aslında onlar düşüncelerinde vahşi bir ‘ötenazi’ uyguluyor engelli bireylere. Ama eğlenceli bir toplum; gülüyorum da arada. Mesela bir defasında beni dilenci zannederek üzerime para atanlar oldu.”

'EŞİM BENİM KOLUM KANADIM'

Bedenindeki tutsaklığın ruhunu hapsetmediğini anladığı gün ise resim yapmaya başladı Tuğrul Cankurt. Yakınlarının geliştirdiği, ‘sihirli sopa’ olarak nitelendiği sağ koluna takılan aparat yardımı ile renkleri tuvalle buluşturdu. İlk denemesi başarısız oldu; yılmadı bir daha denedi. Gökkuşağını anımsatan renklerin oluşturduğu ilk resmini aylar sonra tamamlayabildi.

Bu süreçte en büyük destekçisi ise eşi Seviye Cankurt’tu. Eşinin sadece kişisel ihtiyaçlarının karşılanmasında değil, resim yaparken yetişemediği yerlere de uzanarak kolu kanadı oluyordu. Aradan geçen 15 senede eşiyle ne sevgilerinden ne de paylaşımlarından eksilen bir şey olmadığını söylüyor Tuğrul Cankurt. Sevile Hanım da, bu sene Ankara Üniversitesi Tarih bölümünü kazanarak, yeniden okul sıralarına döndü.

Tuğrul Cankurt, eşine desteğini anlatırken esprili bir dille “Anarşik olaylara karışıp başını belaya sokmadığı sürece yanındayım. Malum o başını belaya sokarsa ben yalnız kalırım. Dersi biter bitmez eve geliyor. O benim kolum kanadım, hayat arkadaşım. Öğrenci oldu, tabii ki yanındayım” diye konuştu.

Hayattaki tüm olumsuzluklara karşın vazgeçmemesinin nedenini, “Devrimciler mücadeleden yorulmaz” diye anlatan Cankurt, resim yapmanın kendisine hissettirdiği duyguyu ise, “Her resim bir mucize. Mesleğim mucizem oldu benim. Sağ koluma bağlanan sihirli sopam ile özgürlüğe yelken açıyorum. Deniz oluyorum, yelken oluyorum, martı oluyorum. En önemlisi üretebildiğim için insan oluyorum; özgürleşiyorum” sözleri ile ifade etti. Bir resmin bazen günler, çoğu zaman ise aylar sürdüğünü anlatan Cankurt, geride kalan 15 yılda hayallerini, içinde uçan kuşları anlatan yaklaşık 300 tane resim yaptı. Bu resimleri de gerçekleştirdiği kişisel sergiler ile Ankaralılara sundu.

15 YILDA 300 RESİM

15 yılda 300 resim yapan Cankurt, 6’ncı kişisel sergisini açmaya hazırlanıyor. “Bedenimdeki tutsaklık’ adını verdiği sergi, Güvenevler’de bulunan Nurol Sanat Galesinde 21 Eylül Cumartesi saat 17.00’da sanatseverler ile buluşacak. Sergi, 28 Eylül’e kadar açık kalacak. Emeğin, mücadelenin, inanmışlığın ürünü olduğunu söylediği birbirinden renkli 50’ye yakın resminin bulunduğu sergiye Ankaralıları davet eden Cankurt, bir sonraki sergisini de İstanbul’da açmayı hayal ediyor.

.

Cankurt’un sergiye ‘çiçek’ veya ‘telgraf’ gönderenlere ise bir notu var: “Bu sergi benim için sosyalleşebildiğim alanlar. O yüzden çiçek veya telgraf gönderen sanatseverlerin kendilerinin gelmesini rica ediyorum. Onların sergimi gezmesi ve sohbet etmemiz en büyük kazanım.”