Sezer: Ukrayna işgali, Rusya’nın 2000 yılı Güvenlik Konsepti’ne dayanıyor

Dış politika analisti ve Rusya uzmanı Aydın Sezer, Putin’in Ukrayna işgalinin ardında yeni bir motivasyon aranmaması gerektiğini, bunun çok daha önceden belirlenmiş bir arka plana dayandığını söyledi.

Abone ol

ANKARA - Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ikinci haftasını geride bırakırken, Antalya, perşembe günü Türkiye’nin kolaylaştırıcı rolüyle iki ülke dışişleri bakanları Sergey Lavrov ile Dmitro Kuleba’nın görüşmesine ev sahipliği yaptı.

Görüşme, Mariupol’da Rus birliklerinin gerçekleştirdiği hava saldırısı sonucu bir çocuk hastanesi ve doğum evinin vurulduğuna dair iddialar gölgesinde gerçekleşti. Ukrayna saldırıyı bir savaş suçu olarak nitelendirirken Rusya söz konusu binanın hastane değil, askeri karargâh olarak kullanıldığını ileri sürmüştü.

Antalya görüşmesinden bir gün önce, Rusya’dan Türkiye’ye gelmesi beklenen ve Rus limanlarında bekletilen ayçiçeği yağı yüklü dört geminin yola çıktığı duyuruldu.

Rus ve Ukraynalı yetkililer şu ana kadar üç kez müzakere masasına oturmalarına karşın ilk kez dışişleri bakanları düzeyinde bir araya geldiler ve her ne kadar görüşmeden somut bir çıktı alınmasa da barışın kapısını konuşarak aralamış oldular.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da katıldığı üçlü toplantı, dolayısıyla, 24 Şubat’ta işgalin başlamasından beri bakanlar düzeyindeki ilk buluşma olarak önem taşıyor.  

‘HAYIR’ DİYEN TARAFTA OLMAMAK

Ancak, dış politika analisti Aydın Sezer'e göre, bu görüşmeden çok fazla şey beklememek gerekiyordu; zira taraflar Antalya’da diplomasi forumu vesilesiyle bir araya gelmeye zaten aylar öncesinden karar vermişlerdi ve her ikisi de "hayır" diyen taraf olmamak için masaya oturdular.

Sezer, Türkiye’nin giderek Ukrayna-Rusya anlaşmazlığında tarafsız bir konuma geçtiğini ve bu tarafsızlığın da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "ne Ukrayna’dan ne Rusya’dan vazgeçeriz" şeklindeki açıklamalarında yansımasını bulduğunu belirtirken, meselenin sadece Rusya-Ukrayna arasındaki tarafsızlıktan ibaret olmadığını, aynı zamanda NATO-Rusya anlaşmazlığında da tarafsızlığı kapsadığını kaydediyor.

"Arabuluculuk çabaları zafere ulaştı şeklindeki yorumlar anlamsız. Zaten Rusya ve Ukrayna arasında İsrail, Alman ve Azerbaycanlı üst düzey yetkililer uzun zamandır mekik diplomasi yapıyorlardı. Görüşme kanalları açık. Askeri heyetler de ateşkesle ilgili müzakerelerini sürdürüyorlar. Perşembe günü taraflar görüşmeyen taraf olmamak için masa başına oturdular. Ama her şeye rağmen bu üçlü toplantı, Çavuşoğlu ve Türk dış politikasının hanesine artı olarak yazılacak. Lavrov da ilk kez bu kadar geniş bir medya mensubu kitlesi karşısında bir basın konferansı düzenlemiş oldu" diyor Sezer.

Toplantı sonrası açıklama yapan Çavuşoğlu, Türkiye’nin de dahil olduğu bazı ülkelerin garantörlüğünde kapsamlı bir barış antlaşmasının imzalanması konusunda çalışıldığını kaydetti.

Öte yandan Ankara'da diplomasi trafiği de yoğun. Almanya Başbakanı Olaf Scholz, 14 Mart'ta Ankara'ya resmî ziyarette bulunacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, perşembe akşamı ABD Başkanı Joe Biden ile Ukrayna ağırlıklı bir gündem çerçevesinde telefon görüşmesinde bulundu.

BEKLENTİ DÜŞÜKTÜ

Kuleba, görüşmelerden önce, "müzakereden beklentisinin düşük olduğunu" söylemişti. Kuleba, basın toplantısı sırasında, "Mariupol'e yardım temin etmek için insani koridorun oluşturulması gerekiyor. Ne yazık ki Bakan Lavrov buna bir taahhüt vermedi. Yine de yetkililerle bu konuyla ilgili konuşacağını, yazışacağını belirtti" dedi.

Üçlü görüşmede ayrıca Ukrayna’nın acil insani durumları ele alabilmek için talep ettiği 24 saatlik ateşkes talebinde de ilerleme kaydedilemedi.

"Rusya halen Minsk protokolleri ve orada Almanya ve Fransa’nın garantörlüğü üzerinden konuyu bambaşka bir sahada değerlendiriyor. Bu cumhuriyetlere müdahaleyi de "Ukrayna’ya bir müdahale olarak görmediğini" de belirtiyor" diye açıklıyor Sezer.

PUTİN-ZELENSKİ GÖRÜŞMESİNDE KIRMIZI ÇİZGİLER

Öte yandan, birkaç gün önce Ukrayna tarafı Devlet Başkanı Zelenskiy ile Rus mevkidaşı Putin arasında doğrudan görüşme talep ettiğini duyurdu.

Sezer'e göre, Putin, Zelenskiy ile her konuyu görüşmeye hazır; ama bazı ön koşulları yerine getirilirse.

"Rusya’nın kırmızı çizgisi, Donbass konusunda Almanya ve Fransa’nın bulunduğu bir ortamda Ukrayna’nın Minsk anlaşmalarına uymasını sağlayacak bir yaklaşım benimsemesi şeklinde. Donbass konusunu Ukrayna ile arasında bir sorun olarak görmüyor. Buna rağmen, Donbass’taki ayrılıkçıları tanımak ve buranın işgal edilmesi konusunda, tek taraflı adım atılması konusunda kendisini yetkili veya haklı görüyor. Ama iş müzakereye gelince Kiev’in Minsk Anlaşması'nı uygulaması gerektiğini kaydediyor” diyor Sezer ve ekliyor:

"Dolayısıyla Zelenskiy ile Lavrov her zaman görüşebilir. Ama bu görüşme gerçekleşirken Donbass konusunda Zelenskiy’in Minsk Anlaşması'nı uygulayacağını belirtmesi gerekir.”

Öte yandan, Rusya’nın şu anda işgali sonlandırmak için Ukrayna’nın silahsızlandırılması, NATO’ya dahil edilmemesi ve anayasal değişiklik yapılarak tarafsız ülke statüsüne sahip olmasına ilişkin olarak ortaya koyduğu talepler, Ukrayna tarafından bir "teslimiyet listesi" olarak nitelendiriliyor.

Ukrayna, sadece tarafsızlık statüsünü konuşmaya hazır olduğunu, ancak bunun için de bazı güvenlik garantileri talep ettiğini açıklamıştı.

Sezer’e göre, Türkiye, Batı ambargolarına uymayarak, hava sahasını kapatmayarak, Rusya ile ticarette farklı ödeme yöntemlerini kullanabileceğini açıklayarak, Batı’nın Rus sembolü ve kültürüne yönelik eleştirilerine de karşı çıkarak bir arabuluculuk süreci başlatmış oldu.

"Atılması gereken temel adım, her iki ülkeyle savunma işbirliği anlaşmalarının savaş bitene kadar askıya alınması olacak. Bu Rusya’yı daha da ikna edecek bir perspektif sunacak" diyor Sezer ve bundan sonra Türkiye’nin kolaylaştırıcılığında ama medyanın çok fazla önünde olmadan bazı üst düzey temasların da yürütülebileceğini kaydediyor.

BATI’YA SERT MESAJ

Öte yandan, Lavrov’un basın toplantısında Batı’nın ambargolarına yönelik Rusya’nın sert tavrı da kendisini gösterdi. Batı'nın uyguladığı yaptırımlar karşısında Batı'dan ekonomik olarak bağımsızlığı sağlamak üzere gerekli önlemleri aldıklarını belirten Lavrov, Batı'nın doğalgaz, petrol ve enerjiyi bir 'silah' olarak kullandığını kaydetti ve "Yaptırımlar konusunu öyle bir çözeceğiz ki Batılılara bağımlı olmayacağız. Öyle tedbirler alacağız ki benzer duruma bir daha asla düşmeyeceğiz" dedi.

Sezer’e göre, bu ambargolar, Rusya halkına yönelik bir ambargo.

"Putin’e veya Rus oligarklarına yönelik ambargolara kimsenin itirazı olamaz ama bir halkın toptan cezalandırılması İran’da olduğu gibi bir sonuç vermez. Rusya’da şu anda faaliyet gösteren tüm Batılı şirketlerin nasıl kayyumlaştırılacağı, nasıl kayyum atanacağı, taahhütlerini yerine getirmedikleri için nasıl tazminat davası açılacağı konusunda tartışmalar sürüyor" diye açıklıyor Sezer.

Lavrov, basın toplantısında, Ukrayna’nın Batı-karşıtı hale gelmesinin ardındaki gücün "Batı" olduğunu, Ukrayna’da Batı yanlısı adayları destekleyerek bu ülkeyi adım adım Batı yanlısı, deneysel bir enstrüman hale getirdiğini iddia etti. Rus Dışişleri Bakanı ayrıca Ukrayna’ya silah gönderen ülkeleri eleştirerek, "Ukrayna’ya silah gönderenler eylemlerinden sorumludur. Kiralık savaşçıları da teşvik edenler bundan sorumlu olacaktır" şeklinde uyarıda bulundu.

Üçlü görüşme çerçevesindeki müzakereler 1,5 saat sürdü.

RUSYA’NIN ULUSAL GÜVENLİK KONSEPTİ

Sezer, ayrıca, Putin’in Ukrayna işgalinin ardında yeni bir motivasyon aranmaması gerektiğini, bunun çok daha önceden belirlenmiş bir arka plana dayandığını da kaydediyor:

"Putin, 2000 yılında iktidara geldiğinde önünde 10 Ocak 2000 tarihli bir Ulusal Güvenlik konsepti bulmuştu. Putin’in NATO’nun genişlemesinden değil de sınırlarında Batı değerlerine sahip, demokratik ülkeler istememesi, bu güvenlik konseptinin içinde, Rusya Federasyonu’nun ulusal güvenliğinin önündeki tehditler sıralamasında yer alıyor ve Bağımsız Devletler Topluluğu’nun birleşimine bir tehdit olarak görüyor."

Sezer, "Putin, bu güvenlik konseptini önünde bulduğu andan itibaren sınırlarında demokratik bir ülke istemiyor, bunu hem kendisi hem de Bağımsız Devletler Topluluğu için kötü bir emsal olarak görüyor" diye ekliyor.

Sezer ayrıca 2000’lerin başından itibaren Avrupa Birliği’nin Komşuluk Politikası çerçevesinde Ukrayna’yı Rusya ile arasında iktisadi anlamda tampon bir ülke olarak konumlandırması gerektiğine dair çalışmalar yaptığını da belirtiyor.