Sezai Temelli: Cumhurbaşkanlığı sistemi demokratik açılıma olanak vermiyor

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, AK Parti’de çözülme olduğunu, desteğin yüzde 35’in altına düştüğünü söyledi. Kayyım atamalarını “gidişata direnen akılsızlık” olarak değerlendiren Temelli’ye göre Afrin harekatındaki yüzde 85 destek son harekatta yüzde 60’a geriledi. CHP’nin tezkere tutumunu eleştiren “Ama biz asla bir diyet peşinde değiliz” diyen Temelli’ye erken seçimin de düne göre çok daha fazla gündemde olduğunu söyledi.

Abone ol

ANKARA - HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, “Suriye’de siyasi çözüme bağlı olarak Türkiye’de de demokratik çözümün önünün açılacağına inanıyoruz” dedi ama bunun mevcut hükümetle olamayacağını söyledi. “Türkiye’de demokratik çözümü artık bu iktidardan beklemek mümkün değil” diyen Temelli’ye göre, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de demokratik bir açılıma olanak vermiyor.

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Meclis’te aralarında Gazete Duvar’ın da bulunduğu basın mensuplarının gündemdeki gelişmelerle ilgili sorularını yanıtladı.

'AK PARTİ’DE ÇÖZÜLME VAR'

AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu partisinden istifa etti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, arkası gelir mi sizce?

Mustafa Yeneroğlu alışılagelmiş AKP milletvekili profilinden farklı bir profil sergiliyordu. Dolayısıyla istifası beklenebilir bir şey. Ama salt bunu o farklılıkla açıklamak da mümkün değil. Özellikle AKP’deki son dönem, parti kurulları ve tabanındaki gelişmelere baktığımızda genel anlamda bir çözülmenin olduğu aşikar. Uzun zamandır AKP’de farklı arayışta olan insanların, Sayın Davutoğlu’nun Sayın Babacan’ın parti kurma çalışmaları var. Ciddi destek kaybı var. En son gelen araştırmada yüzde 35’in altına gerilediği gözüküyor. Bu gelişmeler ışığında değerlendirdiğinizde aslında genel bir çözülmenin de yansıması. Hem demokrat bir tavır sergilemesinden kaynaklanan bir istifa olarak okunabilir hem de genelde AKP’deki bu çözülmenin bir yansıması olarak görülebilir.

'AKP KENDİSİNİ CUMHURBAŞKANI'NA İPOTEKLEMİŞ'

Sizce istifaların devamı olabilir mi?

Muhakkak devamı olacaktır. Toplumda bu denli bir destek kaybı söz konusuysa bu parti içine de, parti içindeki milletvekillerinin tavırlarına da, tercihlerine de yansır. Bu denli tek seslilik hiçbir partinin uzun süre taşıyabileceği bir şey değildir. AKP adeta kendisini Cumhurbaşkanı’na, tek kişiye ipoteklemiş durumda. Hiçbir farklı sesin olmadığı, eleştirinin çıkmadığı, çıkamayacağı durumda. Bence çok uzun süre devam edecek bir durum gibi gözükmüyor.

'KAYYIMLAR GİDİŞE DİRENEN AKILSIZLIK!'

Siz bu süreçte hep "AKP gidici" diyorsunuz. Elinizde bir veri var mı? Neye dayanarak bunu söylüyorsunuz?

AKP uzun zamandır çok ciddi bir başarısızlık öyküsüne sahip. Hem içeriyi hem de siyaseten dışarıyı yönetemiyor. Son Suriye vakası çok ciddi anlamda başarısızlık tablosu. İç siyaset öyle. Giderek otoriterleşen, baskıyı artıran, aslında OHAL düzenini olağanlaştıran bir iktidar anlayışı var. Bu sürdürülebilir bir şey değil, bunu herkes kabul ediyor. Toplumsal hayata baktığınızda sürekli olarak ayrışmayı dayatan, toplumu parçalayan, toplumun önemli bir kesimini ötekileştiren bir iktidar var. Bu da sürdürülebilir değil. İktisadi kriz her geçen gün dip dalgalarda büyüyor. Yoksulluk yaygınlaşıyor, işsizlik artıyor, palyatif çözümlerle, geçici çözümlerle adeta gün kurtarılmaya çalışılıyor. Tüm bunları birleştirdiğinize bu kadar çoklu kriz ortamında bir yönetememe hali zaten ortaya çıkıyor. Bu yönetememe halini sürdürmenin yegane aracı alarak da içeride güvenlikçi politikalar, dışarıda savaş politikası. Bununla yol almak mümkün değil. İktidardan gittiklerinin, gidiyor olduklarının kendileri de farkında. Dillerine, üsluplarına yansıyor, saldırganlıkları ortada. Duygusal anlamda da bir çöküntünün yaşandığını söyleyebiliriz. Bu gidişat hani demokratik teamüller içinde olmaması için direnen bir iktidar anlayışıyla olduğu için yıkımı da büyük oluyor, tahribatı da büyük oluyor. Yargı, kayyımlar, aslında bir gidişata karşı direnen bir aklı, belki de akılsızlığı gösteriyor. Son atanan kayyım gerekçelerine baktığınızda da neden gidiyorlar dediğimiz açıklığa kavuşmuş oluyor.

Kayyım atamaları devam ediyor. Bundan sonra tutumunuz ne olacak?

Kayyım rejimi aslında bir yöneteme halinin tezahürü. 13'üncü kayyum Cizre’ye, 29 Ekim günü atandı. Adeta Cumhuriyet rejiminin demokratikleştirilmesine karşı rejimin otoriterleşmesinin sahnelenmesi. 1921 Anayasası'nın 100'üncü yılındayız. Bu referanslara bakmak buradan Türkiye’de cumhuriyeti demokratikleştirmek çok önemli. Cumhuriyeti demokratikleştirmek, Türkiye’nin en kadim, belki de en kronik sorunu Kürt sorununu, buna bağlı birçok meseleyi çözmek demek. Fakat iktidar bugünkü otoriter anlayışla da yetinmeyen bir akılla hareket ediyor. Kayyımlar vesayet rejiminin en doruk noktalarından biri, faşizmin kurumsallaşması. Yerel halkın siyasi tercihini yansıttığı alanları ortadan kaldırıyor ve bunu özellikle Kürt illerinde, Kürt halkına karşı yapıyor. Çünkü Kürt halkına karşı sürdürdüğü bu düşmanlıkla kendi meşruiyetini sağlayacak bir konsolidasyon peşinde. Hâlâ aynı senaryoda ısrar eden bir anlayış. Bu mümkün değil. Çünkü bu mesele artık küresel bir mesele haline geldi.

'ÜZGÜNÜZ! MECLİS TEZKERECİ, KAYYIMCI, TECRİT AKLINI KORUYOR'

Bundan sonra siz ne yapacaksınız, hangi adımları atacaksınız?

Üç gün Meclis’i boykot ettik. Bu, önemliydi. Meclis’i bu konuda, deyim yerindeyse, uyardık. Bu, milletvekili olmanın, Meclis hukukunun ne demek olduğu, Meclis’te ortak aklın üretilmesinin ne kadar önemli olduğuna dair önemli bir vurguydu. Kayyımlara karşı bu denli sessiz kalan bir Meclis kendini de inkâr etmeye başlar bir süre sonra. Kayyım atamaları seçme-seçilme hakkı, demokrasiyle ilgili bir meseledir. Demokratik siyasetin tasfiyesini amaçlayan bir iktidar anlayışı var, Meclis tam da burada iradesini ortaya koymalı, kayyım atamalara itiraz etmeli. Burada sadece kayyım atanmıyor, belediye meclislerinin iradesi de ortadan kaldırılıyor. Anayasa suçu işleniyor. Evet, biz de bu anayasadan memnun değiliz ama Meclis, mevcut anayasaya sahip çıkmayacaksa, kayyım atanan, tutuklanan belediye başkanlarının ötesinde bu çerçeveden yaklaşmayacaksa Meclis kendisini mutlaka zorlamalıdır. Bizim boykotumuz bu zorlamaya dairdi. Üç günlük eylem gerçekleştirdik, hep birlikte Diyarbakır’a gittik. Halkla buluştuk. Kayyım sürecine, savaş politikalarına itirazımızı yükselttik. Fakat üzgünüz Meclis ısrarla bu mesajları almak istemiyor. O tezkereci, kayyımcı, tecrit aklını koruyor. Bunları koruduğu, milliyetçi hamaset içinde tuttuğu sürece Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulmak çok mümkün değil.

'YALNIZLIĞI İLE ÖVÜNEN DİPLOMASİ OLABİLİR Mİ?'

Boykot ile Meclis’ten beklediğiniz karşılığı bulamadınız mı?

Meclis çalışmalarında onu değerlendirmemiz gerekiyor ama toplum önemli bir tepki verdi. Sadece Kürt toplumu da değil Türkiye’deki tüm insanlar buna tepki vermeye başladı. Bunu (Meclis’in tutumunu) teşhir edeceğiz. Halkı savunmayan, onların haklarını korumayan bir Meclis olamaz, olmamalıdır. Meclis hangi kararları alıyor? Mesela 24 Haziran genel seçimlerinden bugüne kadar halkın yararına hangi yasayı çıkarmış? Bunu göremiyoruz. Sürekli tezkere geçiyor. 4 parti bir araya geliyor, neredeyse her ülkeyi kınadılar. Sanki bütün dünya yanlış, bir tek bu Meclis’teki 4 parti doğru. Akıl tutulması yaşıyorlar. Hem kayyım hem de savaş politikalarında Türkiye yalnız. Yalnızlığı ile övünen bir diplomasi olabilir mi? Rasyonel diplomasiden tam anlamıyla bir kopuşu yaşıyoruz. Meclis’i sorumluluğa davet etmek önemliydi, muhalefetimizle bunu teşhir edeceğiz.

'AFRİN’DEKİ YÜZDE 85 DESTEK, BARIŞ PINARI’NDA YÜZDE 60’A DÜŞTÜ'

AK Parti MKYK’de gündeme gelen bir araştırmaya göre, Kuzey Suriye harekâtına HDP seçmeninin yüzde 30’u destek oldu, Millet İttifakı’nda ayrışma yaşandı. Tabanınızda kırgınlık olduğu değerlendirmeleri yapılıyor. Ne diyorsunuz?

Evet, bir araştırma yaptırmışlar ama bunun araştırma olmadığı sonucundan belli. HDP’yi bir türlü anlamadılar, anlamak istemiyorlar. HDP tabanı, HDP seçmeni dediğimiz şey bizatihi HDP örgütüdür. AKP’ye çalışan firmalar bile, HDP seçmeninin yüzde 99’u ortaklaşmış bir anlayışla siyaset yapıyor diyor. Ciddiye alınacak bir araştırma değil. Ama güvenilir araştırmalar şunu gösteriyor; Suriye operasyonuna destek yüzde 60’lara kadar gerilemiş durumda. Afrin operasyonunda bu oran çok daha, yüzde 85’lerdeydi. Bizim dışımızda Afrin operasyonuna karşı çıkan neredeyse yokken bugün sorgulanabiliyor. Kaldı ki ilk günkü destek hızla aşağı indi. Çünkü bunun bir meşruiyeti, haklılığı yok. Her şey çok çıplak ortaya çıktı. Bir zaman ÖSO, şimdi Milli Ordu denen IŞİD artığı yapı ile böyle bir operasyonu Türkiye toplumu sorguluyor. Üstelik o bölgeden Türkiye’ye yönelik hiçbir tehdit yokken sadece iktidarın kurguladığı bir mesele üzerinden operasyon yapılmasına ciddi tepkiler var. İktidar bunu kamufle etmek için algı yönetimini sürdürüyor. Bir de iktidarın kontrol ettiği medyanın oranı çok yüksek. Fakat kurguları bu sefer de tutmadı.

'CHP'Yİ ELEŞTİRİYORUZ, AMA ASLA DİYET PEŞİNDE DEĞİLİZ'

CHP’nin tezkere tavrı hatalıydı. Eleştirdik, eleştirmeye devam ediyoruz. Fakat asla, 31 Mart’ta ve 23 Haziran’da size oy verdik, bunun bir diyeti var, karşılığını istiyoruz, gibi bir anlayışımız yok. Biz, 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerini kendi stratejimize uygun değerlendirdik. Türkiye’nin demokratikleşmesi için AKP-MHP ittifakının geriletilmesi gerekiyor, dedik. 31 Mart yerel seçimlerinden başlayarak demokratikleşme siyasetini hayata geçirmeyi önümüze hedef olarak koyduk ve ciddi anlamda gerilettik. Hem muhalefet hem toplumsal muhalefet bu süreci sağlıklı bir şekilde sürdürebilseydi belki de bu yaşadıklarımızı yaşamazdık. Eleştirimiz bu yönde, ama CHP ısrarla belli alışkanlıklarını sürdürüyor. Hele ki tezkere gibi konularda ‘içimiz yana yana’ diyorlar. Siyasetin kabul etmeyeceği bir anlayışla hareket ediyorlar. Ama biz asla bir diyet peşinde değiliz.

CHP’nin tezkere tutumu dolayısıyla seçmeninizde bir kırılma yaşandı mı? Bir pişmanlık var mı?

Beklentiler üzerinden baktığımızda bir kırılma tabii ki yaşanıyor. Ama stratejimizin başarısı ortada. Bu çok önemli bir hamleydi ve toplumda karşılığını buldu. HDP dışındaki muhalefetin kendi tabanından aldığı tepkilere baktığımızda da bizim haklılığımız görülüyor. Pişman değiliz, ortaya koyduğumuz stratejinin bir amacı vardı ve amacına ulaştı.

'ERKEN SEÇİM DÜNE GÖRE ÇOK DAHA GÜNDEMDE'

Barış Pınarı Harekatı ile AK Parti’ye desteğin arttığı, erken seçimin olabileceği yorumları var. Bir erken seçim olasılığı görüyor musunuz?

Yalanların, kurguların kötü bir tarafı var, bir süre sonra bunu üretenleri de etkisi altına alıyor. Böyle bir desteğin olmadığı, olamayacağı çok açık net ortada. AKP geldiğinden beri bu Meclis’ten tezkere geçiyor ve her geçen tezkereden sonra Türkiye sorunları daha da büyüyor. Bunu işsizler, yoksullar, asgari ücretle çalışanlar, her gün erkek şiddetine mazur kalan kadınlar, çocuklar değerlendiriyor. AKP içine düşmüş olduğu kendi krizini bununla aşmaya çalışıyor ki bu mümkün değil. O nedenle erken seçim düne göre çok daha fazla gündemdedir.

'DEMOKRATİK ÇÖZÜMÜ BU İKTİDARDAN BEKLEMEK MÜMKÜN DEĞİL'

Suriye’deki gelişmeler üzerinden yeniden bir çözüm süreci yaşanabileceği yorumları yapıldı. Beklentiniz var mı?

Açık ve net konuşmak gerekiyor. Suriye’de bir siyasi çözüme ihtiyaç var. Bunu artık bütün dünya kabul etti. Bunun olanağını sağlayacak bir mekanizma da var. Cenevre’deki anayasa görüşmelerini sahici bir hale kavuşturmak gerek. Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) de masada yer almasını sağlamak gerçek anlamda çözümü hayata geçirmek olur. Türkiye’nin üstlenmesi gereken rolün bu olması gerekirken, Türkiye o masada SDG yer almasın, rejim yer almasın diye çabalıyor. Aslında çözümsüzlüğü dayatıyor. Suriye’de siyasi çözüm önemlidir. Suriye’de siyasi çözüme bağlı olarak Türkiye’de de demokratik çözümün önünün açılacağına inanıyoruz. Bu bağlamda söylüyoruz. Tersi de geçerlidir. Türkiye demokratik bir çözüm vaat edebilseydi aslında Suriye’de siyasi çözümün önü çoktan açılırdı. Her ikisi de birbiriyle ilişkili. Fakat Türkiye’de demokratik çözümü artık bu iktidardan beklemek mümkün değildir. O yüzden de bu iktidar sonrasında demokrasi ittifakı, demokratik anayasa olarak ortaya koyduğumuz şey aslında demokratik çözümü barındırıyor. Bütün toplumu davet ediyoruz, bu iktidar dışındaki bütün partileri davet ediyoruz. “Peki neden bu iktidardan beklemiyorsunuz” diye sorarsanız, çünkü bu iktidar bizatihi kendisini çözümsüzlük üzerine yeniden üretiyor. Adeta çözümsüzlüğü dayatarak yol almaya çalışıyor. Cumhurbaşkanının son grup konuşmasına baktığınızda da hem Suriye’de siyasi çözüme, hem Türkiye’de demokratik çözüme karşı. Hatta Türkiye-Avrupa, Türkiye-Irak ilişkilerine, Kürt Federe Bölgesine yaklaşımına baktığınızda, hepsinde hastalıklı genel bir çözümsüzlüğün ifadesini bulursunuz. O nedenle bu iktidarla çok mümkün değil.

'CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ AÇILIMA OLANAK VERMİYOR'

İktidarda çözülme olduğunu söylüyorsunuz. Zayıflayan iktidar yeni bir kuvvet olarak kapınızı çalar mı? Hatta İYİ Parti’den görüşüldüğüne dair iddialar geliyor.

Mümkün değil. Bu iktidar algoritması buna izin vermez artık. Bu giderek büzüşmeye bağlı olarak daha sertlik, daha fazla şiddet, daha fazla savaş politikaları ile ayakta durmaya çalışıyor. Oysa çözüm her şeyden önce savaş karşıtlığını barışa yönelik siyaseti, demokratik açılıma ihtiyaç duyuyor. Bir önemli mevzu da şu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bir kere başlı başına demokratik bir açılıma olanak vermiyor. Çünkü hangi alanda demokratik bir açılım yapsanız Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni o alanda revize etmek zorundasınız. Çünkü öyle bir tekçi mantalitesi var ki eşyanın tabiatı da buna izin vermiyor. O nedenle Meclis’i göreve davet ediyoruz. Meclis inisiyatif almalı, belli yasaları değiştirmeli, orada atılacak adımlar Türkiye’de farklı tartışmaları gündeme getirebilir.