Belediye otobüsünde ters oturmuş, geride kalanları izleyerek bir
şeylerden uzaklaşmanın verdiği ferahlıkla camdan bakıyordum. Çarpık
çurpuk binalar, çöp yığınları, klima üniteleri, kaldırımları işgal
eden dükkânlar, olmayacak yerde dörtlülerini yakıp park etmiş
arabalar benden uzaklaşıyordu. Sıcağı henüz yakmıyordu sabahın. İlk
defa kullanıyormuşçasına fren pedalına sertçe bastı şoför. Ters
koltuğuma iyice yerleşti sırtım. Karşı koltuktaki delikanlının
burnu burnuma değdi değecek derken şık bir hareketle kendini
koltuğuna yeniden oturtmayı başardı. Durağa zamk gibi yapıştı bizim
otobüs. Şeytan diyor, kalk kullan şu otobüsü, zaten alamadığımız
hizmetler ayyuka çıkmış, her şeyi kendimiz yapar olmuşuz! Derken
tuhaf bir diyalog çalındı kulağıma. Orta kapının önündeki kadın
şoföre seslendi.
“Kapıyı açmadınız.”
“Her şeyi hazır bekliyorsunuz!”
Azarlanan kadın şaşakaldı. Âdeta kabir sıkıntısı bastı oturduğum
koltukta. “Demek öyle” deyip yerimden kalktım, ellerimle orta
kapıyı tutup iki yana tüm kuvvetimle açtım. Hayretle bakan otobüs
şoförüne el sallayıp indim, sonra da kadını aşağı buyur ettim. Ön
kapıya koşup şoförün yüzüne yüzüne bir Turgut Uyar dizesi okudum ki
hayattaki tüm ezberi bozulsun: “Hiçbirinizle döğüşemem/Siz ne
derseniz deyiniz/Benim bir gizli bildiğim var.”* Şoför elleri
direksiyonda kaskatı kesilmiş bana bakıyordu. Edebiyatla
karşılaşınca nasıl tepki vereceğini bilemedi.
Ne yalan söyleyeyim bu şiir okuma meselesini Ferhan Şensoy
aklıma getirdi. “Asaf Hâlet’le Tanışmamız”** adlı denemesi orta
kapıyı ellerimle açarken durduk yere aklıma gelmişti. Ve o an bir
şimşek çaktı. Şensoy, nasıl ki Eyüp vapurunda bir adama yüksek
sesle Asaf Hâlet şiiri okuyordu, sen de savur şoförün yüzüne Turgut
Uyar dizelerini demiştim kendime.
Eh, madem hatırladığım satırlar yön verdi güne, şoförü
şiirsizliğiyle ardımda bıraktım ve yüzümde tebessüm iskeleye
koştum. Yakaladım bir vapur, nereye olduğuna bakmaksızın
biniverdim. Cin çarpmışa dönen otobüs şoförünün yüzü gözümün önünde
alt salona giriş yaptım. Oturacak yer bulamayınca ortalıkta öylece
dikilmeye başladım. Edebiyat işte! Bir kere sızdı mı güne,
yayılıveriyor. Yazarın, şairin biri diğerini çağırıyor. Vapurdaki
insanların arasında gel de şair Halim Şefik Güzelson’u* hatırlama.
Hani yetmiş yedi yıllık ömründe tek bir kitap (Otopsi) yayımlayan.
Hani Orhan Veli’nin Beykoz’dan çocukluk arkadaşı. Hani gümrükten
emekli olduktan sonra vapurda, trenlerde, sokaklarda seyyar
kitapçılık yapan Halim Şefik. Şöyle bir baktım yolcuların
yüzlerine, bu kez içimden okudum şiiri. Elbette bir Güzelson
şiiri:
“Bayanlara baylara/Kafası olanlara/Bir de kitapsızlara/Ben kitap
satıyorum
Yelkenlere serenlere/Emmilere yeğenlere/ Emek emek diyenlere/
Ben kitap satıyorum
Ben atlarım taştan taşa/Sen çok yaşa Mahmutpaşa.”
İçimden okuduğum “Gezgin Kitapçının Türküsü”nü bir kişi duydu
sanki. Kitapsızlar nitelemesine gönül koymuş olacak ki çantasından
kitabını çıkarıp okumaya başladı. Kitabın kapağını dikizlemeye
başladım. Bakalım, hangi yazar binmiş şu bizim hıncahınç dolu
vapura? Kadının parmakları arasındaydı yazar, göstermedi kendini
bir türlü. Kitabın ve yazarın adını göremedikçe tadım kaçtı. Yazarı
okuruyla baş başa bırakıp güverteye doğru seğirttim.
Güverteye adım atar atmaz iki genç adam dikkatimi çekti. Sanki
başka kimseler yokmuş gibi onlara kilitlendi gözlerim. Yan yana
oturmuş hararetle konuşuyorlardı. Tuhaf bir tedirginlik musallat
oldu içime. Öyle bir musallat olmaktı ki bu ancak Hüseyin Rahmi
gelse tarif edebilirdi. Kendi meselelerim için sevgili yazarımı
yerinden kaldırmaya gerek yoktu elbette.
Gelin görün ki tedirginlikle iki gence baktıkça tanıdık bir
şeyler buluyordum. Biri şişmancaydı, açık kumraldı ve fötr
şapkasını hafif geriye atmıştı diğeri ufak tefek, soluk yüzlüydü.
Kıyafetleri bugünün insanları olmadıklarını söylüyordu. “Hadi
bakalım Burcu, satırlar yön verdi güne dedin bindin bir vapura ama
bakalım başına neler gelecek” diye söylendim kendi kendime.
Delikanlıların konuştuklarını duymak için usulca yaklaştım: “İnsan
ruhunun çözülemez düğümleri bir muamma gibi önüne serilir.
Kitaplarda okuduğun depresyon kelimesine bir cankurtaran simidi
gibi sarılırsın. Çünkü nedense hepimizde maddi olsun, manevi olsun,
bütün dertlerimize bir isim takmak merakı vardır. Bunu yapamazsak
büsbütün çılgına döneriz…”
Hızını kesmeden devam ediyor konuşan ama ben kopuyorum,
dinlemeyi bırakmıştım. Nereden yahu bu cümleler? O kadar tanıdık ki
halleri, tavırları… Kim bu iki genç? Çözemedikçe huzursuzlandım.
Derken vapur iskeleye yanaşmaya başladı. Hayda, Galata Köprüsü’nün
altına yanaşıyoruz.
Konuşan genç birden ayağa kalktı, diğeri put gibiydi,
kıpırdamadı bile. Bir yere kilitlenmiş bakıyordu. Yolcularsa vapuru
boşaltma hazırlığındaydı. Oturan gencin baktığı yere doğru çevirdim
başımı. Siyah saçlı bir genç kız, yanında yaşlıca bir kadın... Bir
onlara, bir genç adamlara baktım durdum bir süre. Sonra aniden
içimdeki his kayboluverdi. Hüseyin Rahmi bana kıyamamış olacak!
Çekti aldı sanki onu oradan. Tedirginlik gidince gözlerimdeki perde
de açılmıştı sanki. İnanamamıştım! Vay be! Ömer ile Nihat’tı
bunlar. Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan’ının Ömer’i,
Nihat’ı…. İşte şuradakiler de Macide ve Emine Hanım.
Niye şaşırıyorsun diye kızdım kendime; yazarın, şairin biri
diğerini çağırıyor dememiş miydim! Şaşkınlığım geçince kendimi
içimdeki şeytanla iskeleye sürüklenen kalabalığın arasında buldum.
Ömer gibi zor olmasa bari hayatım, diye iç geçirdim. Benim
edebiyatsever şeytanım iktidarların şeytanlarını uzak tutmaya yeter
mi acaba?
Notlar
* Turgut Uyar’ın dizeleri “Tel Cambazının Tel
Üstündeki Durumunu Anlatır Şiirdir”dendir. Bahsi geçen şiir Uyar’ın
Dünyanın En Güzel Arabistanı adlı kitabında yer alıyor. Kitap Yapı
Kredi Yayınları tarafından yayımlanıyor.
** “Asaf Hâlet’le Tanışmamız”, Ferhan Şensoy’un
Ortaoyuncular Yayınları tarafından basılan Denememeler adlı
kitabında yer alıyor. Kitabın matbu haline ulaşamayanlar sesli
versiyonu için Storytel’den faydalanabilir.
*** Halim Şefik’in Otopsi adlı kitabı en son İş
Bankası Kültür Yayınları’nın Kayıp Şairler dizisinden
yayımlanmıştı. Bu mühim dizisinin danışmanı Ahmet Oktay, şiir
arkeoloğu Hüseyin Hüsnü, editörü Rûken Kızıler. Meraklısına bir not
daha: Halim Şefik’in “Balık Ağzı” şiiri Ruhi Su tarafından
bestelenmişti. Şarkıyı Kılıç Balığının Öyküsü adıyla Ahmet Kaya da
seslendirmişti.
Unutmadan Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan’ının birçok
yayınevi tarafından basıldığını hatırlatayım. Yayınevi seçimi okura
kalmış.