Sennur Sezer ödüllü ‘Miskin Peri’

Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri'nin bu yılki kazananı olan Can Hakman'ın 'Miskin Peri' dosyası Manos Kitap tarafından yayımlandı. Kitap, on iki şiirden oluşuyor.

Abone ol

Sözünü, altmışlı ve yetmişli yılların sık kullanılan deyişiyle, “kavganın yüreğinden” söyleyen şairlerden biri de Sennur Sezer olmuştur. Burada parantez açıp bir dönem “Kavganın Yüreği” deyişinin aynı zamanda Kemal Özer’in 1973’te yayımlanan kitabının adı olduğunu da belirtelim.

Hem kararlı kişiliği ve kimliğiyle hem de şair kadın olarak hayatın ve “daha iyi bir dünya yaratma mücadelesi”nin ön saflarında, kelimenin gerçek anlamında militanca yer almış biridir Sennur Sezer (1943). Bugün onun yetmiş sekizinci yaş günü, selam olsun…

İlk şiiri 1958’de, ilk kitabı 'Gecekondu' 1964’te yayımlanan Sennur Sezer’i “kavganın yüreğinde” yer alan bir şair yapan özelliği, ille de kısaltılarak dile getirilecekse şöyle özetlemek mümkün olabilir: İşçilerin, emekçilerin, kadınların her türlü hak arama mücadelesine, grev ve benzeri eylemlerine hem fiili hem de şiirleriyle destek olmuştur.

Şairin anısını yaşatmak üzere DİSK/Gıda-İş Sendikası ve Manos Kitap tarafından “Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri” düzenlenmektedir. Ödülün amacı başvuru duyurusunda, “Birlikte yaşadığımız topraklarda ‘sabah sokakları saran ekmek kokusunun mayalanışındaki uykusuzluk payı’nı yazmak ve emeğin tarihine yeni kaynaklar sunmak” olarak ifade ediliyor.

A. Hicri Öngören, Orhan Alkaya, Nalan Çelik, Gülce Başer ve C. Hakkı Zariç’ten oluşan seçici kurul, bu yıl ödülü Can Hakman’ın (1980) 'Miskin Peri' adlı dosyasına verdi. Hakman’ın dosyası yakın zamanda Manos Kitap tarafından yayımlandı.

'Miskin Peri', küçük İskender’in “şairler şiir yazar kitap değil” sözünü doğrular nitelikte. Yani tek tek şiirlerden oluşuyor. Ancak on iki şiirden oluşan kitapta “benim burada ne işim var” deyip her an çıkıp gidecekmiş gibi duran şiir de yok diyebiliriz.

Can Hakman’ın kitabının ilk şiirinin başlığı “Tek Dize”. Bu “şiir” gerçekten de tek dizeden oluşmaktadır. Dize şöyle:

Dev kelpler buz tutmayan sularda yaşar

Miskin Peri, Can Hakman, 54 syf. Manos Kitap, 2021.

Kitabın ilk şiirinde, tek bir dizeyle ve o dizede yer alan “kelpler” sözcüğüyle Hakman bizi, yani okuru suyun altına, hatta dibine çağırıyor diyebiliriz. Kelp, su yosunları anlamına geliyor. Sığ okyanuslarda “sualtı ormanlarında” yetişir. Suyun altı ya da dibi, neresi olabilir? Şiirde yer aldığı biçimiyle suyun altını bir metafor olarak okuyor ve yorumluyoruz. Tarih, geçmiş ya da hatıralar olabilir mi? Kitabın ikinci şiiri, bu konuda ipucu olarak okunabilir diye düşünüyoruz. “Kilise” başlıklı ve kitapta yedi sayfadan oluşan şiirin ilk betiği şöyle:

Çok arkadlı bir kilisede
Sayvanlar vitraylar sundurmalar
Sedefli sarkıtlar
Ve pepsin saatlerinin loş sofası

'Miskin Peri'nin üçüncü şiiri bir müzisyen, Mesut Aytunca üzerine. Aytunca, altmışlı yıllarda ortaya çıkan Anadolu rock müziğin öncü isimlerinden. Yetmişli yılların ortalarına kadar da etkili bir rock gitaristi. Evinde 1976 yılında boğularak öldürülüyor. “Aytunca” başlıklı şiirde, biyografik öğeler de yer almakla birlikte daha çok Mesut Aytunca’nın müzisyenliği ön plana çıkarılıyor.

Bir akustik konfor kalmış Tepebaşı mahallesinde
bir delale lorke, mütevekkil buz gibi teniyle
tütün ve kan kokularıyla dolu garsoniyer
sisli tozların arkasında kalan mavi ışıklar
gösterir Mesut Aytunca’nın sıkılmış boğazını
döner durur aynı kavuştak iğnenin gücüyle
sesi görünmez seslerin rüzgârı
vazgeçenin hırsıyla gülümser içimizde
eski devrin aşılamayan güneşidir
bir akustik konfor kalmış Tepebaşı mahallesinde

“Aytunca” şiirinin de yazının başında öne sürdüğümüz tezi destekler nitelikte olduğunu söyleyebiliriz. Şairin yüzeyin altına, dibe, görünenin, bilinenin arkasına çekilme, oraya bakma, orayı konuşma, oradan konuşma isteği marjinal, azınlık, sınırda, uçta olanla ilgilendiğinin işareti olarak da yorumlanabilir. Son derece belirgin bir biçimde öne çıkan bu isteği, kitaptaki şiirlerin nedeni ya da meselesi olarak da değerlendirmek mümkün. Parantez açıp ilk betiğini okuduğumuz “Aytunca”, diğer şiirlerden bilhassa Attila İlhan etkisinin yoğunluğuyla ayrışıyor. Ancak kitapta, bu ölçekte bir başka şairin etkisinde kalmış ikinci bir şiir yok.

'Miskin Peri'nin sözcük kadrosu ve dili, bilhassa dikkat çekiyor. Hakman farklı disiplinlerden, hayatın farklı pratiklerinden kavramları, terimleri belli ki bilinçli olarak aktarmış şiirlerine.

Şair, zaman içinde çeşitli nedenlerle işlekliğini yitirmiş ve işlek duruma gelmemiş sözcükleri, birtakım spesifik alanlara içkin kavramları, terimleri tercih edebilir. Şiirde konu, izlek, tematik nedenlerle amacına uygun öğeler olarak kullanabilir. Ancak şairin zaman zaman akıl, dil oyununa başvurması ya da anagramik biçimlere yönelmesi, zaman zaman sözünü temsil edecek sözcüğü bulamaması gibi nedenlerle şahsi sözcükler uydurması, sözün ağırlığını jargon dile bindirmesi şiiri olduğundan da çetrefil duruma getirebilir. Bu tür dille ilgili biçimsel tutumların, okur açısından caydırıcılığını dikkate almak gerekir.

Hakman, dilin işlek olmayan sözcüklerini çokça kullanıyor. Bir o kadar da jargon ya da kendi uydurduğu sözcüklere yer veriyor. Bu dikkat çekici dil tavrının son derece yoruma açık bir yönelim olduğunu düşünüyoruz. Can Hakman belli ki öncelikle metninin kolay tüketimini engellemek istiyor. Bununla birlikte dilini şahsileştirerek şiirle değil, metnin üretimini gerçekleştirenle okur arasında mesafe bırakmak istiyor. Bir başka niyeti de okuru metinle ya da şiirle baş başa bırakmak olabilir. Her halükârda tercih edilen sözcükler nedeniyle okurun 'Miskin Peri'de yer alan birçok şiirin anlam, anlatı, söz alanına geçebilmesi; izlek, tema, konuları dolayısıyla şairin odaklandığı meseleyi çözümleyebilmesi için aşması gereken engeller söz konusu. Bir şiir daha okuyarak devam edelim. Alıntımız “Ay Tuna” başlıklı şiirden:

Bileybil biroli
muştuluyor biroluşları
diyergan duygu
kar gölgeleri içinde
ışıklar serpen
tine ve tima
tenceye

(…)

baktidir
vasıfsız dğada
açarya
aleatorik

Modern Türkçe şiirde, Can Hakman’ın benimsediği şiir sesini, dilini, yapıya içkin biçimselliği ve şiirsel biçemi tercih etmiş şairlerin oluşturduğu sayı olarak az ama nitelik açısından son derece önemli bir deneyim ve birikimin bulunduğunu da belirtelim. Metin Eloğlu, Ece Ayhan, Nilgün Marmara bu bağlamda adları ilk akla gelen şairlerdir.

Hakman’ın şiirlerinde yer yer Ece Ayhan, bazen de Nilgün Marmara’yı hatırlatan izler dikkati çekiyor. Söz konusu şairler arasında, eğer dibi de bir uç sayarsak, uçta olmak ve oradan konuşmak, oradakini konuşmak gibi bir benzerlikten de söz edilebilir. Aktaracağımız bölüm, kitaptaki bir başka uzun ve “Umay” başlıklı şiirden:

Zamandır yazarken yaratılan garip insan kaynağı müphem
Elmaya çıkan kan ile pudralanır da yine yakınsayamaz
Reçine kokulu burgaçlarda suretini
Sessizliği kabaran denize çakıl taşı saydırmak
Ezme çenesiyle gerçeğini hatırlar niyeti saf kalarak

Dilin altında kalanları dile getirmek için bulduğu bir çözüm olarak da yorumlayabiliriz Hakman’ın şiirini üstüne kurduğu alt dili.

Can Hakman kitabı için gözlemlerini, izlenimlerini tanıklıklarını dile getirdiği şiirlerden oluşuyor diyebiliriz. “Konkenci Beyhan ve Eşine Dair” şiirinde olduğu gibi. Şiirden bir bölüm okuyalım:

hep aynı şeyi düşünmenin yanlışlığı da var
düşündü başlangıçta söz varsa
dünyanın sonu bu mu

Her şeyi söylemek yerine söylenip durmak

Can Hakman’ın daha önce şiir yazdığına, dergilerde yayımladığına ilişkin kayıtlı bir bilgi bulunmuyor. O nedenle Hakman’ın şiir yazmak için ya da eğer daha önce yazıyorduysa şimdiye kadar yayımlamak için neden beklemiş olduğu sorusunun merak uyandırıcı olduğunu belirtmek isteriz. Sorudan maksadımız, sözü, kırk yaşından sonra şair olunup olunmayacağı konusuna getirmek değil.

Kitabın bir başka uzun şiiri de “Hafıza Affet” başlığını taşıyor. Şiirin ilk betiğinin beş dizesi, düş sözcüğünün değişik halleriyle oluşturulmuş bir tekerleme gibi. Ancak tekerleme biçimine sıkıştırılmış olarak işaret edilen iletişimsizlik sarmalı da dikkat çekiyor diyebiliriz. Söz konusu betiği okuyalım:

Ben seni düşünmekten kendimi
düşünemem sen kendini
düşünmekten beni düşünemediğinden
düşler düşüncelerle düşkün
düşük seviyeli doğumlarla gayrişahsi
ebedi dinlenme yurdunda doğumsuz şimdi
her biri
ayrı ayrı
yanlış anlayış şeytanı

Elbette şiir yazan olmakla şair arasındaki, küçük de olsa farkı dikkate almak gerekir. Her yaşta şiir yazılabilir. Şiirin tür olarak en önemli özelliği kalıplaşmaya direncidir. O nedenle şiir, deneyimle değil, deneyimlerin baskısına karşı çıkılarak yazılır çoğunlukla.

Şiirin de dönemsel olarak öne çıkan, belirlenebilen kural ve ilkeleri söz konusudur. Ama şiirin bütün zamanlar için geçerli bir anayasası yoktur. Şiir anayasasızdır. Şiirin teknik olarak yürütülen kuralları uygulanarak elbette zamanın ruhuna uygun şiirler yazılabilir. Ama bunun ne önemi vardır? Bazı dönemlerde, özellikle güncel şiir, genellikle dolaşımda olan şiirin çoğaltılmasından ibaret kalır. Yetmişli yıllarda yeni kuşakların şiirde tıkanma nedenleri arasında, şiir yazarlığını aşamamış olmaları, şair olmanın bilinciyle şiir yazamamış olmaları da etkenler arasındadır.

Şiir yazarını, dolaşımda olanı, mevcut kalıpları benimseyerek herhangi bir arayışa girmeksizin bir tür yeniden üreten olarak tanımlayabiliriz.

Hakman, modern Türkçe şiirde daha önce az sayıda şairin yürüdüğü yoldaki ayak izlerinin takipçisi gibi görünüyor. Belki biraz da bu nedenle 'Miskin Peri'deki şiirlerin yazarının, bundan sonra neler yapacağını merak edeceğiz. Necatigil’in “bazı şiirler bazı yaşları bekler” dediğini biliyoruz. Ama önerimiz, Hakman’ın bundan sonraki şiirlerini yazmak ve okutmak için çok beklememesi olacak.