1- 24 Haziran şaşırtıcı aynılıklar içeren,
beklenenin epey uzağında ama bilinene çok yakın sürpriz bir sonuç
üretti. Bir cümlenin içinde bu kadar çelişik ifadenin yer almasını
sağlayan yapısal bir anormallik bu. Bu sonuçların “olabilir mi
böyle bir şey” kalıbına uyan çok yönü var. Bunların ancak bir kısmı
gördüklerimizle, görmemize izin verilenlerle yorumlanabilir. Bir
kısmı için ise, “başka türlü” bilgilere ihtiyaç var. Eşitsizlik
konusunda da göremediklerimizden önce apaçık gördüklerimiz var.
Sonuçların ürettiği gelecek üzerine düşünürken hangi kısmına
bakılması gerektiğini yine de iyi düşünmek gerek.
2- Siyaset analizlerinde, komplo iddia ve
olasılıklarını hesaba katmak, etkilerini küçümsememek elbette
önemli. Güç odaklarının, kontrolsüz iktidar imkanlarının belirli
siyasal sonuçlar için özel ve örtülü faaliyetleri olacağını
düşünmemek için bir neden yok. Bunları açığa çıkartma konusundaki
çabalar da saygı duyulması gereken şeyler. Fakat, olup biteni
sadece bunlarla açıklamak, anlamaya zorlamak bazen hiç bitmeyen
şaşkınlıkların da kaynağı haline gelebiliyor. Ayrıca her şeyi
belirleyen komplo iddiası, olumlu saydıklarınızı da kendi parçası
haline getirir. “Her şeyi belirlemişler bir biz dışındaydık” kolay
anlatılamaz.
3- 24 Haziran’da bilemediğimiz, sadece
sezebildiğimiz bazı tuhaflıklar olduğuna kuşku yok, bunlar açığa
çıktıkça tartışmaya devam edeceğiz ama üzerine konuşulabilecek ve
bütünü daha çok belirleyen görünür gelişmeler de az değil.
Dolayısıyla konuşmaya, tam kanıtlanamayan, mekanizması açık biçimde
ortaya konulamayan ihtimaller ve şüpheler üzerinden başlamak
yerine, ortada olan ve üzerine düşünülmeyi hak eden gerçek
tablolarla ilişkiyi fazla kopartmadan devam etmek daha yararlı
olabilir. Bir seçim klasiği olan “seçmen mesajı” hakkında
konuşulabilir.
4- Önce mesajına bakacağımız seçmenin 24
Haziran motivasyonuna dair söylenecekler var. Seçimden önceki son
Gazete Duvar yazısında “24 Haziran hem iktidar hem de muhalefet
seçmenini sorumluluk almaya zorluyor. Dolayısıyla, seçimin
sürprizli sonucunu da kararsızlar değil, verilen kararlarla ilgili
alınan sorumluluklar belirleyecek” yazmıştım. Galiba her iki seçmen
grubu da, seçime katılım oranlarından anlaşılacağı üzere, bu
sorumluluktan kaçmadı. İktidar seçmeni de, referandumdan farklı
olarak, “ne yaptığının farkında olarak” davrandı.
5- Senelerdir olduğu gibi, 24 Haziran seçiminde
de iktidarı destekleyen seçmen çok açık biçimde ne yaptığını, neyi
desteklediğini veya neyin karşısında olmayı önemsediğini gösterdi.
1 Kasım 2015 seçimi için söylenebilecek olağanüstülük ve zorlama,
16 Nisan için söylenebilecek kafa karışıklığı bahaneleri, bu
sonuçlar için ileri sürülemez. İktidar seçmeninin büyük bir bölümü
için, mecbur veya kurban destekçi tanımı yapmak da artık çok
gerçekçi değil. Yetiştirilecek değil, zaten yetişmiş olan kindar
nesil rövanşist tatminini henüz tamamlamamış gibi.
6- Türkiye seçmeninin kahir ekseriyeti için,
kimin iktidarda olduğu, nasıl bir iktidar performansı ortaya
koyduğundan daha önemli. Hatta, muhalefet rüzgarının ürettiği T A M
A M ihtimali ve “gidiyorlar” havası, iktidar seçmeni için de
savunma refleksini ateşlemiş görünüyor. “Değişim” ihtimali sadece
muhalefet seçmenini değil, iktidar seçmenini de etkilemiş. AKP
mitinglerine yoklama vermeye gider gibi katılan heyecansız taban,
aynı görevi sandıkta da yerine getirmekten geri durmamış. Seçimi
evlerinde geçiren MHP’liler de, sadece oy vermek için ve kutlama
yapmak için çıkmış anlaşılan.
7- 24 Haziran itibariyle sonucu belirleyen
seçmen çoğunluğu ve sonuç üzerinde etkili olabilen güç merkezleri,
değişime değil, mevcudun nasıl devam edeceğine karar verdi. Bir
taraftan bakınca aktörlerin ve genel blokların aynı kaldığı ama
kombinasyonun iç dengesi açısından bakıldığında da tablonun dikkat
çekici bir farklılığa, en azından yeniden düzenlemeye açık hale
geldiği düşünülebilir. Özellikle iktidarı destekleyen seçmen
bloğunun kimlik öncelikli bir tercih yaptığı ve iktidarın ağırlık
merkezinin nerede olacağı konusunda da bir eğilim işaret ettiği
görülüyor.
8- Seçim öncesinde anketlerdeki yaygın
yanılgının, alanda çalışan parti temsilcilerinin ve bağımsız
gözlemcilerin edindiği isabetsiz izlenimlerin nedeni, yaptığının
farkında olan iktidar seçmeninin aldığı sorumluluğu açıkça
üstlenmek konusunda o kadar hevesli olmaması. Yapmakta olunan,
yapılması gerektiği düşünülenler her zaman gururla taşınacak veya
açıklanacak şeyler olmayabilir. 1980 Anayasası’na büyük bir
çoğunlukla onay verenlerin hâlâ kayıp olması gibi. Bugün o yaş
grubunda yapılacak bir ankette evet veren oranı gerçekleşenin tam
tersi çıkacaktır.
9- 24 Haziran seçim sonuçları, iktidar oyları
açısından geçmiş seçimlerle kıyaslandığında en çok 7 Haziran 2015’e
benziyor. AKP’nin 7 Haziran’daki yüzde 40’ı şimdi 41,5 olarak
gerçekleşti. Cumhur İttifakı’nın toplam oyu da 7 Haziran’da yüzde
56 idi, şimdi yüzde 54. MHP oylarındaki ilginç değişim bir kenara
bırakılırsa, özellikle AKP’nin 2011 itibariyle başladığı erimenin
devam ettiği, çok partili bir mecliste tek başına iktidar olacak
desteğin altında yoluna devam edeceği görülüyor. 7 Haziran’daki
AKP-MHP koalisyonu da bir kez daha işaret edildi.
10- Peki MHP 7 Haziran 2015 tarihinde bu
koalisyonu neden kabul etmedi? Belki bu sorunun cevabını geçen
sürede, Bahçeli’nin adım adım yürüttüğü politika ile aldığı
sonuçlarda görmek mümkündür. Neredeyse hiç siyasi risk üstlenmeden,
partisindeki muhalefetten kurtulup, iktidar bloğundaki “devlet”
temsilciliğini de tescil ettiren Bahçeli, bütün bunların üzerine
oylarını da 1 Kasım seviyesinde korumayı başardı. Bu cümleyi
Bahçeli’nin etkin siyasi aklıyla ya da MHP’ye yüklenmiş (ve
sağlanmış) rolle açıklamak durumu pek değiştirmiyor.
11- 24 Haziran’ın görünen tablosu, tek adam
rejimini kurmayı başaran Erdoğan’ın artık tek başına iktidar
olmadığı. Yıllardır peşinde koştuğu, bu uğurda partisini bile feda
ettiği başkanlığı yakalamış olan Erdoğan’da bir “başarı” havası
görülmemesi, ağır bir memnuniyetsizlik alameti sayılabilir.
Erdoğan, münafık krizini hafif atlatmakla birlikte, MHP’ye olan
başkanlık borcunun ve başta güvenlik bürokrasisi olmak üzere bu
tablodaki “devlet” katkısının anlamını gayet iyi biliyor. “Denge,
denetleme görevinin” kime karşı olduğu da çok açık.
12- Seçimin yarattığı zoraki koalisyon resminin
yanıltıcı olabileceğine dair değerlendirmeler, AKP’nin mecliste İYİ
Parti’den HDP’ye kadar uzanan geniş bir “oynak koalisyonlar” zemini
sağladığına dikkat çekiyor. Sayısal olarak böyle bir imkan olmakla
birlikte, bunun çok tehlikeli bir macera olacağını en iyi bilen
kişi ise Erdoğan. Cumhurbaşkanı iktidarını güvenceye almak için
attığı her adımla tek adam yalnızlığının iyice derinlerine
ilerledi, itildi veya çekildi. Dolayısıyla artık ittifak veya
ortaklık kararlarında ikna eden taraf da, taşıyıcı da kendisi
değil.
13- MHP’nin aldığı yüzde 11 oy oranının 1 Kasım
2015 seçimleriyle aynı olması, seçim sonuçlarında MHP oylarının
aynı kaldığı ve oy değişimi tartışmalarının dışında tutulması
gerektiği yanılsamasına yol açıyor. Oysa, MHP’nin rakamsal olarak
aynı seviyeyi tutturması, doğal veya yapay olarak oy kaymalarından
azade olduğu anlamına gelmiyor. Bölgesel olarak bakıldığında MHP
oylarında da önemli bir hareketlilik olduğu anlaşılıyor. Bunu
alandaki gözlemler de açıkça gösteriyor. Yani oyları sayısal olarak
eşit görünse de, o oylar aynı oylar değil.
14- MHP açısından tartışma yaratan bir başka
başlık ise İYİ Parti’nin kopmasına ve AKP ile bu kadar yakın bir
temasa rağmen nasıl oylarını koruduğu. MHP bunu defalarca yaparak
gösterdi. 90’larda travmatik Muhsin Yazıcıoğlu ayrılığından sonra
oy patlaması yaptı. 70’lerde AP, 90’larda DYP ve DSP ile bugün de
AKP ile yakın durarak büyüdü. Milliyetçilik yaparak MHP’den oy
almak veya ona doğru oy kayışını durdurmak mümkün olmadığı gibi,
milliyetçilik simidine sarılmak sadece marka sahibi MHP’ye oy
taşımaya yarıyor. Bunu kanıtlamak için kaç kere daha göstermesi
gerek acaba.
15- İYİ Parti’nin ortaya çıkışına rağmen
MHP’nin oylarını korumasının şaşırtıcılığı yanında, iki parti
oylarının toplamının büyüklüğü de dikkat çekiyor. Birincisi, İYİ
Parti MHP’nin geleneksel oylarından değil büyük ölçüde “taşma
alanlarından”, genişleme potansiyelinden oy aldı. İkincisi, MHP ve
İYİ Parti oylarının toplamını bir ortak profil olarak
değerlendirmek çok isabetli olmaz. Tıpkı Muharrem İnce’nin aldığı
bütün oylar CHP’nin yeni oyu olarak değerlendirilemeyeceği gibi.
Aynı hassasiyetlerle ilişki benzer profil anlamına gelmez, hele
joker bir kimlik olan milliyetçilikte hiç gelmez.
16- 24 Haziran seçimlerinin çok belirgin
sonuçlarından biri de, blok oylarındaki değişimde aktörlerin rolü
sorusuna verdiği cevap. Akşener’in beklendiği kadar,
Karamollaoğlu’nun neredeyse hiç iktidar seçmeni kopartamaması
önemli bir not olarak karşımıza çıkıyor. İktidar seçmenini
oluşturan milliyetçi – muhafazakâr seçmenin tanıdık aktörlere özel
bir ilgi gösterebileceğine ilişkin beklenti ne liderler bazında ne
de lokal örneklerde karşılık bulmadı. Doğru adaylar bulunmadığı
için değil, seçmen böyle bir ikna yöntemine kapalı olduğu için
böyle oldu.
17- Pozitif kampanya, somut projeler ve yakın
vaatlerin seçmenin dikkatini çekeceği yolundaki öngörüler de seçim
sonuçlarıyla pek doğrulanmış gibi görünmüyor. Seçimin son düzlüğünü
İnce - Erdoğan polemikleri belirlemiş olsa da, vaatler bakımından
hayli zengin bir kampanya dönemi geçirildi ama seçmenin sorunlar ve
çözümlerle fazla ilgili olmadığı anlaşılıyor. Çünkü, kısıtlı
kampanya süreci oy verme süreçlerini etkileyecek yeni bir siyasal
karar süreci yaratmaya yetmedi. Aktörlere yoğunlaşma, sorunları
konuşma imkanını baskıladı.
18- Seçim sürecinde çok hızlı biçimde
toparlanan hatta psikolojik üstünlüğü ele geçirerek büyük bir
özgüven biriktiren muhalefet, seçim sonuçlarıyla büyük bir travma
yaşadı. Haklı olarak çözüm beklentisi yüksek olan muhalefet kısa
menzil tuzağına çekildiği için sonucu göğüslemesi kolay olmadı.
Eğilimlerden çok beklentileri ölçmüş olan anketler ve sokak
havasının yanıltıcı iyimserliği karşılık bulmadı. Bir yıl önce hiç
şaşırtıcı olmayacak hatta kısmi başarı kabul edilebilecek bir sonuç
(Tek oy kaybı yaşayan partinin AKP olması) büyük bir yenilgi olarak
yaşandı.
19- Seçim sürecinin muhalefet açısından asıl
umut veren tarafı, birlikte, yan yana durabilme ve iktidarın
istediği ölçüde kutuplaştırma kışkırtmalarıyla sonuç alamıyor
olmasıydı. Ancak ileriye dönük umutların asıl gerekçesi olacak bu
hava, seçim sonrasında pek korunamıyor gibi. “Bize gelmiş bir
destek oyu yok”, “Milliyetçiliğin gücünü tam anlayamadık” gibi
açıklamalar, sayısal verilerin çok üstündeki ortak enerjiyi boşa
çıkartacak tuhaflıklar. Oysa defalarca göründüğü gibi, sonuç almış
olsa da olmasa da, ortak itiraz ve direnç alanları yaratamayan bir
muhalefet için gelecek daha zor.
20- Seçim öncesinde umutlu olmak için ne kadar
gerekçe veya ne kadar kötümser veri varsa hepsi yerinde duruyor.
Seçim yeni rejim inşası için köprü geçişi olarak sunulmuş olsa da,
alınan sonuçtan çıkan güç koalisyonu istikrarsızlık üretmeye devam
edecek. İktidar açısından kazanılan ve kaybedilen şey daha önce de
olduğu gibi -neredeyse aynı destek seviyesinde- bir seçim ve kolay
yönetebilme yeteneği. İktidar -büyük bir zafer havası veremese de-
seçimi kazanmış olabilir ama muhalefet, kaybedip kaybetmediğine
YSK’nın yapacağı açıklamayla değil, kendisi karar vermeli.