Eskinin sıkı ulusalcısıydı. Sert adamdı. İktidara karşı lafını
sakınmazdı. Ordudaki 'vatanseverlerin' tasfiye edildiğini,
Ergenekon davasının ABD'nin planı olduğunu yazardı.
Bugün, Ergenekon'a çok tehlikeli bir terör örgütü diyor,
ulusalcıların darbeci olduğunu savunuyor...
Özelleştirmeyi ihanet sayardı. Hele bir Türk Telekom 'direnişi'
vardı ki, kendi tabiriyle, dillere destandı. "Telekom'u satan,
vatanı satar" diyordu.
Bugün, neredeyse içi boşaltılmış Türk Telekom'un yönetiminde yer
alıyor. Şeker fabrikalarının satılmasını savunuyor...
Seküler olduğunu hep vurgulardı. Dini görüşün karanlığına karşı
aklın aydınlığının yanında saf tuttuğunu belirtirdi.
Bugün, evrime inananlara inanamadığını söylüyor. Ulu bir 'itici'
gücün saflarına dizilmeyenleri akıldışılıkla suçluyor...
***
2009'dan önce neyi savunduysa şimdi aksini söylüyor, Saray'ın
baş danışmanı Yiğit Bulut. Dert değil elbette, olabilir. 'Çift
tabancası'nı farklı fikirde olanların üzerine çevirmediği müddetçe,
bir zamanlar şehvetle savunduğu her şeyden vazgeçmesinin kimseye
zararı dokunmaz. Zira; esas sorun 'döndüklerinde' değil zaten,
ısrarla vazgeçmediklerinde. Peki nedir o?
Önce Recep Tayyip Erdoğan'ın son günlerde tartışma yaratan
açıklamalarını özetleyelim.
Malum Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek de dahil
ekonomi ile az çok ilgilenen her kim varsa hemfikir olduğu meselede
bambaşka şeyler söylüyor. Erzurum'daki açılışta da aynı şeyi
savunuyor, Esenyurt AKP Gençlik Kolları toplantısında da. Hatta,
Londra'da 'para politikası'nın mucitlerinin karşısına geçip
gözlerinin içine baka baka tekrarlıyor. "Faiz sebep, enflasyon
neticedir" diyor. Dolar kurunun manipülatif olduğunu, faiz
lobisinin baskısına girmeyeceklerini belirtiyor. Lakin ne vakit bu
konuda ağzını açsa, dolar da yanıt olarak yeni bir rekora imza
atıyor.
Şimdi de danışmanının ezelden beri savunduklarını
hatırlayalım...
YİĞİT BULUT'UN SEYİR DEFTERİ
Yıl 2005... "Cari açık ve dış ticaret açığında rekorlar kıran
yani parasını değerli kılarak ithal mallarını kendi ülkesinde ucuz
hale getiren, döviz kurunun sıcak para girişi ile devamlı düşen bir
trend içinde kalmasını sağlayan her ülke kısa vadeli tanımlanmış
bir gözlem aralığında; büyür."
Yıl 2007... "Bir soru sorayım; bir ülkede dolar kuru geriliyorsa
o ülkenin hazinesinden yerel para birimi üstünden aldığınız faiz
sizin için daha kârlı olmaz mı?.. Dünya üzerinde en kârlı iş;
yüksek faiz olan bir ülkeye para sok, kur düşük-yatay kalabiliyorsa
hatta düşmeye devam ediyorsa, senden kârlısı olmaz."
Yıl 2008... "Bir ülke, bütçesinin yarısını faiz adı altında yurt
içi ve yurt dışı odaklara aktarıyorsa, o ülkede finans piyasaları
büyük rant yaratıyor ama halkın yüzde 99`u bu çark dışında ise
olaylar abartılıyor demek yerine gerçeği görmeyi deneyin...
Yabancılar için her şey mükemmel, ben de bir ülkenin halkının
sırtından faizle yılda 50 milyar dolar kazansam mükemmel
derdim."
Yıl 2011..."Faizler çok düşük diyenlere şunu da belirteyim:
Dünya üzerinde en kârlı iş; yüksek faiz olan bir ülkeye para sok,
kur düşük-yatay kalabiliyorsa, hatta düşmeye devam ediyorsa, faizi
kazan ve daha düşük bir seviyeden dolarını geri al... Bu gerçeğe,
düşen kuru ve kurun yurtdışından gelen sıcak para kontrolünde
olduğunu da eklersek, varacağımız sonuç çok açık: Kredi veren,
dünya üzerinde asla elde edemeyeceği bir kâr elde ediyor."
Yıl 2012... "Bu ülkenin en büyük belası 'faiz-siyasi-ekonomik
manipülasyonlar' ile kanımızı emenlerdir! Bu ülkenin kanını
emenlerin son 10 yılda ne kadar milyar dolardan olduğunu ve bugün
ellerindeki imkanla ile ne yapmaya çalıştıklarını lütfen
sorgulayın."
Yıl 2015... "Küresel anlamda euro dönemi bitti, dolar çağı
başladı. Dünya yeni dengesini arıyor. Bu arayış, en net etkisini de
‘parite’ üzerinden gösteriyor. Yeni dünyanın ‘doğum sancısı’na
tanıklık ediyoruz. Bu noktada dünyadaki büyük resmi görmek lazım.
Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı üretim odaklı, düşük faizli, sıcak paraya
rant verilmeyen bir modelden söz ediyor. Bundan rahatsız olan iç ve
dış yerleşik unsurlar gürültü yapıyorlar."
Yıl 2016... "Bir önceki resim ortada. 25'li seviyelerde
söyledikleri şarkı 'Türkiye 60'lara gider, IMF ile stand-by
imzalayın' şarkısıydı. Ve bugün yine 11-12 bandını gördükten sonra
söyledikleri şarkı yine aynı. 'Türkiye'de faiz kalmalı.' Bu koronun
elemanlarının kimler olduğunu çok net biliyoruz."
Uzatmayalım. 2017 boyunca da aynı şeyleri yazdı, 2018'in ilk
gününden beri de... Tıpkı cehaletin ve dikkatsizliğin sonucu olan
trafik kazalarını hayali bir 'canavara' ihale eden anlayış gibi;
Yiğit Bulut da Gezi'den seçimdeki muhalefet ittifakına, domates
fiyatından Twitter'da trend topic olan etiketlere kadar her
gelişmeyi kimliksiz bir 'fazi lobisi' üzerinden okumaya çabalıyor.
Nasıl ki, tarihi 'İlluminati' düzeyinde kavrıyorsa, iktisadı da tek
bir çarpık denkleme indirgiyor. Ve nereye gitse kesesinde taşıdığı
o 'zehirli formülü', ekonominin yegane 'güç iksiri'ymiş gibi erk
sahibi kulaklara fısıldayıp duruyor.
1946'dan beri Türkiye'nin yegane sorununun 'faizciler' olduğunu
düşündüğü için, tehlikeli 'yüksek kur' silahına itikatla sarılıyor.
Ve bu uğurda kendi Merkez Bankası başkanlarını da, partisinin
mensuplarını da hedefe koymaktan imtina etmiyor. İşin tuhafı bütün
bunları Castro'nun Kübası'nda değil, etine kemiğine kadar
neoliberal politikalara bağımlı olmuş ve bağımlı olmaya ant içimiş
bir yönetimin danışman koltuğunda yapıyor.
Bu haliyle bir iktisatçıdan ziyade, Romanov'ların sarayının
koridorlarında kara cübbesiyle dolanıp siyasi komploları deşifre
eden, ezberlediği üç beş kutsal sözü Çar'ın kulağına söyleyip şifa
dağıtan, tahtı ebediyetle kutsayan Rasputin'i andırıyor. Her hak
talebinin ardında bir 'tapınak şövalyesi' bulmak, telekinezi
suikastlerinin peşinde koşmak, tepetaklak olmuş rakamların üzerini
tırnaklarıyla kazıyıp 'faiz lobisi' aramak başka nasıl
açıklanabilir ki?