Samandağlı çiftçiler: Koronadan değil, aç kalmaktan korkuyoruz

Hatay’ın Samandağ ilçesindeki çiftçiler döviz kurundaki artışlarla ilaç, gübre, sera için naylon ve demir ücretlerinin de artmasının üreticilerin belini büktüğünü söylediler. Sebze tüccarı Kerem Nalbant, “Planlı ve düzenli bir tarım politikamız yok. Bir çiftçinin ekonomik gücü bir yıl, iki yıl, en fazla üç yıl ekip biçmeye yetiyor. Her geçen yıl ülke nüfusu artıyor ama tarım alanları yok oluyor.” dedi.

Abone ol

Burcu Özkaya Günaydın

HATAY- Korona virüsü salgını her alanı olduğu gibi tarım alanını da ciddi anlamda etkiledi. Birçok çiftçi ürününü toplayıp, hale gönderemediği için zarar etti. İlaca, gübreye, naylona gelen zamlar; dolar ve euro'daki dengesizlik, tekrar sokağa çıkma yasağı olup olmayacağına dair belirsizlikler çiftçileri iş yapamaz hale getirdi. 2003’ten beri tarımla uğraşan Bülent Karataş, “Biz zaten pandemiden önce sıkıntı yaşıyorduk. Pandemiden sonra her şey daha kötü oldu.” dedi.

‘70 KURUŞ OLAN FİDE ŞU AN 1.5 LİRANIN ÜZERİNDE’

Salatalık, Samandağ biberi, domates ve patlıcan yetiştiren Karataş, “2- 3 yıl öncesine kadar fideyi normalde 70-80 kuruşa alıyorduk. Şu anda fideler 1.5 liranın üzerinde. ‘Dövizin yükselmesi Türkiye’de yaşayanları niye etkilesin ki, biz TL kullanıyoruz’ diyorlardı. Ben Samandağ’ın bir köyünde yaşayan bir çiftçiyim ve beni nasıl etkilediğini anlatayım: Haşereler için ilaçlama yapmak zorundayım. Dolar yükseldi, ilacın fiyatı iki kat arttı. Gübre, fidan, bunlar dolarla birlikte arttı. Ayrıca çok pahalı elektrik, su kullanıyoruz. Bunlar da ciddi giderler.” şeklinde konuştu.

‘DOMATESİM TARLADA KALDI’

Seracılık yapan Cafer Karataş, bir ürünün tüketiciye gidene kadar çok aşamadan geçtiğini, 7-8 ay boyunca cepten harcadıklarının, bunun karşılığını alamadıklarında ise evin geçimini sağlayamadıklarının altını çizerek, “Bu anlattığımı sokağa çıkma yasakları zamanında yaşadık. Sebzemiz hep elimizde kaldı. Tam domatesin kızarmaya başladığı zamandı. Domatesim tarlada kaldı. Bu domates tüketiciye öyle kolay gelmiyor” diye konuştu.

Cafer Karataş da Bülent Karataş gibi tohum, ilaç, gübre ve mazotun pahalı olmasının çiftçiyi çok fazla etkilediğini söyleyerek: “Ben seracıyım. Sera kurmak için naylon, demir almam lazım, bunların hepsi dolar endeksli. Şu anda naylon örtüsü İsrail’den geliyor. Türk malı naylon örtüleri de var ama çok dayanıksız. Bizim bu bölgeler rüzgarlı alan, bu nedenle hemen yıkılıyor. Ciddi bir maliyeti var. Seraları bu naylon örtüleri ile yapıyoruz. Peki çiftçi nasıl üretsin?” dedi.

‘İŞÇİ TUTAMADIK, AİLENİN ÖĞRENCİLERİ ÇALIŞTI’

Sokağa çıkma yasakları zamanında ürünlerin tarlada kaldığını belirten Neslihan Karataş, “O kadar masraf ettiğimiz ürün elde kaldı. Şimdi de  çiftçi üretsin diyorlar. Ürettiğimiz ürün elde kaldı. Şimdi salatalık ektik. Yaklaşık 1 ay sonra çıkmaya başlar. Eğer yine yasak olursa ve sebze elimizde kalırsa bizim için iyi olmaz. Salatalığın ömrü 1 gün. 1 gün toplamazsan çöp olur. Hem geçimimiz hem de emeğimiz boşa gider. Şu an başka iş yapacak durumumuz olsa bu işi yapmam. Kâr etmiyoruz. Biz koronadan değil, aç kalmaktan korkuyoruz. Bu yıl işçi çalıştıramadık. Bir işçinin günlük maliyeti 100 lira. Ailenin öğrencileri okula gitmedi, onları çalıştırdık. Harçlık verdik. İşçi tutacak para yok. İşçiye de yazık. Aldığı 100 lira, bir ocak tüpü alsa bitiyor. Ne yiyip ne içecek? Ama onu da veremiyoruz dolayısıyla bu sene yevmiyeciler de işsiz kaldı.” şeklinde konuştu.

‘TÜKETİCİYE GİDENE KADAR MASRAF HALKASI BÜYÜYOR’

Kerem Nalbant

Hatay’dan büyük şehirlere sebze tüccarlığı yapan Kerem Nalbant, döviz kurundaki artışın maliyetleri de artırdığını belirterek, “Tarladan markete kadar mandalinanın maliyeti 1 lira 30 kuruşken masraflarla 2 lira 30 kuruşa denk geliyordu. Şimdi kilogram başına 40 kuruş artış var. Aldığımız malzemelerin çoğunluğu dolara endeksli. Geçen yıl paketleme sandığını 1 liraya alıyordum. Şimdi 1.5 liraya almak zorundayım. Geçen yıl 10 kilo sandığı İstanbul’a 4 liraya gönderiyordum. Şu an 5 liraya gönderiyorum. Geçen seneyle bu yılki yevmiyeler arasında da çok fark var. Tüketiciye giderken masraf halkaları büyüyor. Tüketicinin sofrasına daha pahalı domates, salatalık giriyor” ifadelerini kullandı.

‘PLANLI TARIM POLİTİKAMIZ YOK’

Tarım yapan çiftçilerin maddi olarak bu işi sürdüremediğini söyleyen Nalbant: “Planlı ve düzenli bir tarım politikamız yok. Bir çiftçinin ekonomik gücü bir yıl, iki yıl, en fazla üç yıl ekip biçmeye yetiyor. Belli bir noktadan sonra elde avuçta bir şey kalmadığını, emeğinin karşılığını alamadığını gördükçe ekip biçtiği tarlayı bırakıp, metropole gidiyor. Her geçen yıl ülke nüfusu artıyor ama tarım alanları yok oluyor. Türkiye bir tarım devleti ama hububat ürünlerini, samanı ithal ediyoruz. Hükümet çiftçinin lehine politika üretmiyor.” şeklinde konuştu.

‘ESKİDEN ÜRÜN HASADINDAN SONRA DÜĞÜN YAPILIRDI’

Defne Ziraat Odası Genel Sekreteri Süleyman Yalçın

Pandemiyle birlikte tüm dünyada gıdanın öneminin bir kez daha görüldüğüne dikkat çeken Defne Ziraat Odası Genel Sekreteri Süleyman Yalçın, “İnsanlar yasaklarda kıyafete koşmadı, sebzeye, gıdaya koştu. Hatay’da çiftçiler bu süreçte umutlandı. İklim olarak, insan gücü olarak çok iyiyiz. Topraklarımız verimli, her şey yetişiyor. Gençler, kadınlar desteklenmeli, teşvik edilmelidir. Sigorta, elektrik, su desteği sunulursa tarıma ilgi artar. Bu da bize şunu getirir: İstihdam sağlanır, köyden kente göç kontrol edilir. Çiftçi zarar edince göç başlıyor. Türkiye’nin ekonomik olarak ilerlemesi için çiftçilik geliştirilmelidir. Eskiden çiftçilik çok kıymetliydi. İnsanlar zeytinini toplayıp düğün yapıyordu, maydanoz toplayıp oğlunu evlendiriyordu. Çiftçilik eskiden iyi getirisi olan bir işti. Buğdayı, samanı, tohumu ithal edince çiftçi üretemez hale geldi” ifadelerini kullandı.