Edebiyat kıyısında dolanan bu yazılarda konu sonunda altına
geldi. Gram ya da çeyrek altının dudak uçuklatan fiyatından bahis
açacak değilim. Salâh Birsel’in altınlarından söz edeceğim.
Denemelerini kastediyorum elbette. Bu benzersiz yazarın
denemelerinin tadını alanların sırtının yere gelmeyeceğini, aklının
olur olmadık şeylere teslim olmayacağını düşünenlerdenim. Onları
okudukça denemeci adı verilen bambaşka bir varlık olduğunun
ayırdına varır insan. Şunu da eklemeli Salâh Birsel için, o bu
konuda bal gibi bir zirve.
Ne mene bir şey şu denemecilik! Nedir denemecinin işi?
Salâh Birsel’in tarif ediş biçiminden yola çıkayım. “Bir
denemecinin işi kitaplarda, doğada ve de yaşamın içinde tık eden
altını bulup çıkarmak, okurların gönlünde bir düşünce
uyandırmaktır. Bunu yaparken, üstünü başını altın tozuna bular,
kalemini de yaldız çanağının içine düşürürse oh, gel keyfim gel.
Gerçi, altını enselemek için denemeciler, kimi zaman çekmelerin
kilitlerini bir yerlerden kırarlar, yani öyküyü az biraz
çarpıtırlar ama bu da işin raconudur. Böyle şımarıklıklara, böyle
çılgınlıklara el atmadan yazının bedenine güçlü can girmez.”
Sadece şu tarifi bile denemelerinin satırlarında nasıl bir
zevkin kol gezdiğini anlamak için yeterli. 1001 Gece Denemeleri ya
da Salâh Bey Tarihi dizilerinin her bir kitabını okuduktan sonra
bir hal gelir bana. Kürsüye, mikrofona ihtiyaç duymadan, oturduğum
yerden Ahmet Hâşim’in şu mısralarını okuyuveririm: “Bize bir zevk-i
tahattur kaldı/Bu sönen, gölgelenen dünyada.”
Salâh Birsel’in yazı mesaisi sabahları uyandığı anda başlarmış.
Daha yataktayken akıl tasının kapağını kaldırdığını söyler. Böylece
sayısız fırtlak ve zırtlak düşünce beynini mıncıklamaya başlarmış.
Erkenden oturduğu yazı masasında kimi zaman “şekerpare dakikalar”
geçirirmiş. Ama yazı işi bu, sağı solu belli olmaz. Birsel de bunu
biliyor. Kimi zaman da kendini “öfke atına binmiş yakaladığını”
itiraf ediyor. Eğer midesine bir şeyler tıkıştırmadıysa kafasının
daha iyi parıldadığını düşünüyor ve ekliyor: “Duygulu insanın aç
insan olduğunu da bu saatlerde çakmışımdır.” *
Dili kuşanışıyla, bakış açısıyla, tükenmez okurluk hazzı ve
bilgisiyle oluşturduğu bir yazı tavrı vardır Salâh Birsel’in.
Gerçek bir edebiyat eseri karşısında ya önünü iliklediğini ya da
hazırola geçtiğini söyler. Denemelerini insan, doğa, sanat, kitap
sevgisiyle donatmasındaki yegâne amacı “insanları güzel ve iyi olan
şeylere çekmek”tir. Bu yüzden zorbaları da yere vurmaktan çekinmez.
O “insanların içine tek tek iyilik paraşütleri indirmeden toplumun
kendine gelebileceğine” bir an olsun inanmamıştır. **
Edebiyatımızın 24 ayar altınıdır Salâh Birsel denemeleri. Onları
yastıkaltından şimdi çıkarmayacağız da ne zaman çıkaracağız. Okuyup
okuyup üslubu kıt zamanların sıkıntısını üzerimizden atmalı. Salâh
Bey’in altınlarını bozdurup bozdurup edebiyat ejderhasının açlığını
onlarla bastırmalı.
*Eşsiz denemeci çalışma biçimini, yazı mesaisini “Ben ve Ben”
adlı denemesinde anlatır. Bu deneme yazarın Amerikalı Tolstoy
kitabında yer alıyor.
** Kediler adlı kitabında yer alan “Ben Niçin Salâh Birsel’im”
denemesinde bahseder bu konudan.