‘Rogue One’: İsyan umutla başlar!

‘Rogue One: Bir Star Wars Hikayesi’,  serinin üçüncü ve dördüncü bölümleri arasındaki bağlantıyı sağlarken, başlı başına bir hikaye kurmayı başarıyor. Ama asıl seyircinin çokça ihtiyacı olan umuda vurgu yaptığı için iyi geliyor.

Şenay Aydemir sinesenay@gmail.com

“Star Wars” efsanesinin geçen yıl başlayan yeni serüveninin ilk ayağı ve serinin yedinci filmi “Star Wars: Güç Uyanıyor” hayranları pek mutlu etmemişti. Özellikle de serinin ilk üçlemesinin fanları –ki büyük çoğunluğu ikinci üçlemeyi de pek beğenmez- tarafından yetersiz ve efsanenin ruhunu yakalamaktan uzak bulunmuştu.

Star Wars evreninin yaratıcısı George Lucas’ın filmin haklarını Disney’e satmasının ardından yalnızca yeni bir üçlemenin değil, aynı zamanda ‘Star Wars’ evrenindeki boşlukları da dolduracak üç ayrı hikayenin de çekileceği duyurulmuştu. İşte o ‘bağımsız’ filmlerden ilki olan “Rogue One: Bir Star Wars Hikayesi” çarşamba gününden itibaren sinemalarda boy göstermeye başladı.

Filme geçmeden önce dikkat çekici bir durumu aktarmakta yarar var. Filmin Türkiye’deki basın gösterimi de vizyona girdiği günün sabahında yapıldı. Yani seyirciler ve eleştirmenler aynı gün filmi görme olanağı buldular. Sosyal medyada filmle ilgili yapılan yorumlarda beğenme/beğenmeme kriterinden, çok içinde barındırdığı umut ve mücadele vurgusuna dikkat çekilmesi oldukça manidar. Nihayetinde her şey gibi film izleme deneyimi de aynı zamanda tarihseldir. Bir filmi hangi zamanda, nasıl bir düşünce yapısıyla izlerseniz bakışınızı da bu durum belirler.

KADINLAR YİNE EN ÖNDE 

Gelelim filme. “Rogue One”, serinin hikaye olarak dördüncü ancak çekim tarihine göre birinci sırasında yer alan “Yeni Bir Umut”un öncesine götürüyor seyirciyi. Bu filmde imparatorluğun gezegenleri ortadan kaldıracak bir savaş makinesi ürettiğini öğreniyor ve kahramanlarımızın ‘Ölüm Yıldızı’ adı verilen bu devasa makineyi ortadan kaldırışına şahitlik ediyorduk. Bu operasyon sırasında onların işini kolaylaştıran şey ise ‘Ölüm Yıldızı’nın planlarına sahip olmaları ve en zayıf noktasını bilmeleriydi. İşte “Rogue One”, bu planların ele geçiriliş hikayesi. Ana hikayeden bağımsız ama ona dair…

Film için ilk elden söyleyebileceğimiz şey, serinin genel temasına uygun olarak zorlu bir görev ve bu görev için ‘seçilmiş’ kişi devamlılığının olması. Sinemada son dönemdeki benzer mücadele temalı filmlerin ruhuna uygun olarak bu liderin kadın karakter tarafından temsil edilmesi. Jyn annesi ve babasıyla uzak bir gezegende sessiz, sakin bir hayat sürmektedir. Ancak İmparatorluk görevlileri bir gün onları bulurlar. Çünkü babası İmparatorluk’un zaferini kesinleştirecek önemli bir silahın yapımında önemli roller üstlenecek bir bilim adamıdır. Zaman ileri sarar, Jny büyür ve tıpkı diğer hikayelerde olduğu gibi kaderin ağlarını örmesiyle birlikte yolu asi ordusunda yüzbaşı Andor, İmparatorluk için çalışmaktan vazgeçen pilot Rook, Jedi ruhunu taşıyan Imwe ve onun sadık dostu Baze Malbus ile kesişir. Tabii ki her bölümde olduğu gibi bu bölümünde de karakter özellikleriyle seyirciyi kendisine bağlamayı başaran bir robotu var: K-2SO. Bu ekip isyanın en umutsuz ve yenilgiyi kabul etmeye hazır olduğu anda zor bir görev gönüllü olur ve zafer için ‘bir umut’ yaratır.

HOLLYWOOD’TAN GELİYOR DİYE…

Bir noktanın altını çizmekte yarar var: “Rogue One”, 1977-83 tarihleri arasında çekilen serinin ilk üçlemesi bir yana bırakılırsa, kalan yapımlar içerisinde en iyisi olabilir. Bunda ana hikayeden ve karakterlerden görece bağımsız olmasının payı olduğu muhakkak. Bu durumun senaristlerin elini rahatlattığını, filmin hikaye evreninde devamlılık açısında zorunlu alanların azlığının yaratıcılığı artırdığını söyleyebiliriz.  Senaryo ekibinin içinde Bourne serisi, Şeytanın Avukatı, Devlet Oyunları gibi önemli filmlere imza atan Tony Gilroy olmasının da payı vardır kuşku yok ki. Tabii bu filmi iyi kılan özelliklerinde birisi de kendi içinde başlayıp bitmesi. Karakterlerine ve hikayesine bağlılık yaşamaması, hikayesini ucu açık kurmaması, seyirciyi devam beklentisine sokacak numaralara girmek zorunda kalmaması. “Godzilla” ve “İstila” filmlerini imza atan Gareth Edwards’in işin üstesinden gelmeyi başardığını, Felicity Jones ve Diego Luna ikilisinin iyi bir kimya tutturduğunu da ekleyelim.

Film tüm dünya ile aynı gün vizyona girdiği için başka ülkelerde, kıtalarda nasıl tepkiyle karşılanacak önümüzdeki günlerde görebiliriz. Ancak, filmin azgın ve yıkıcı bir otoriteye karşı mücadelenin meşruluğu ve zorunluluğuna dair ısrarcı tutumunun seyircide önemli bir etki yarattığı gerçek. Benzer bir duygunun dünyanın geri kalanı için de söz konusu olacağını öngörmek kâhinlik olmayacaktır. Özellikle de giderek karamsarlaşan bir dünyada umuda yaptığı vurgusuyla izleyicide geçici de olsa bir etki bırakacağı kesin. Öte yandan, serinin fanları için özellikle de ‘Yeni Bir Umut’ filmine yaptığı göndermelerle, eski dostların ir anda karşımıza çıkmasıyla ve finaldeki usta işi bağlamayla ayrıca duygusal bir yer edinecek hiç kuşku yok ki.

Nihayetinde,  ‘umut’ da yüzlerce milyon dolarlık bir Hollywood prodüksiyonuyla giriyor gündemimize. Oradan geliyor diye geri tepecek halimiz yok!

ORİJİNAL ADI: Rogue One: Bir Star Wars Hikayesi

YÖNETMEN: Gareth Edwards

OYUNCULAR- Felicity Jones, Diego Luna, Ben Mendelsohn, Mads Mikkelsen, Forest Whitaker, Donnie Yen

YAPIM: 2016, ABD

SÜRE: 133 dk.

VİZYON TARİHİ: 16 Aralık 2016

Tüm yazılarını göster