Rênas Jiyan'ın şiirinde aşk kıvılcımları

Rênas Jiyan, modern Kürt şiirinde yaratıcı bir şairdir; onun şiiri, gücünü ve estetiğini özgün imgelerin kıvılcımlarından alır.

Abone ol

Aşk, dünya edebiyatında en yaygın temalardan biridir. Her sanatçı, duygu ve düşüncelerini geleneğin mirasıyla besler ve sanatının kokusunu bu temeya aktarmak ister ki aşkın sırlarını aşikâr edebilsin. Bazı sanatçılar, gelenekten devraldıkları mazmunların tekrarıyla kendilerini kandırmış ve yüzlerce yıldır birçoklarınca çiğnenen mazmun sakızını ağızlarında döndürüp durmuşlar; bazı sanatçılar ise taze hayallerin peşine düşmüşler. Her sanatçı, uğraştığı alanın araçlarıyla aşkını dile getirme gayreti göstermiş; ressamlar, renklerin harmonisiyle uğraşarak heykeltıraşlar taşın fazlasını atıp cansız bedenler yaratarak sanatın dikenli yollarında yürümeye çalışmış.

Modern Kürt şiirinde aşk, başlıca temalardan biridir. Aşk teması Maddi aşk, vatan aşkı, tabiat aşkı, özgürlük aşkı vs. şeklinde dallanıp budaklanır. Aşk, modern Kürt şairlerinin şiirlerinde türlü imajlarla karşımıza çıkar. Sanatçılar, kendi sanatsal maceraları, yaşam felsefeleri, zihniyetleri ve estetik algılarına göre bu temayı işlemişlerdir.

Bu yazımızda Rênas Jiyan’ın birçok şiirinden örneklerle aşkın, “çirûskîzm”in kurucusu Rênas Jiyan’ın şiirlerine nasıl yansıdığını detaylı olarak irdeleyip şairin şiirinde imajinasyonun önemini gözler önüne sermeye çalışacağız.

“tu ji dola kuliyekî berfê yî gewrê” (Jiyan, 2003: 13).

Rênas Jiyan’n bu dizelerinde kar, saflığın ve temizliğin sembolüdür. Kar, buz kristallerinden oluşur, karın özü sudur ve kar bembeyazdır. Kürtler, beyaz tenli kadınlar için “gewrê” derler ve bunu isim olarak da kız çocuklarına verirler. Bir kadının tasviri için “kar tanesi” başlı başına bir imgedir. Bu sevgili, bir kar tanesinin soyundan geliyorsa imge, estetik açıdan anlatımı daha da yüceltir.

“tu kuxika cixareya min a ewilî yî

tu rondikvexwarina ewil a giriyê min î evînî yî

tu lîseya emrê min î” (Jiyan, 2003: 21).

Yukarıdaki dizelerde şair, sıralı teşbihlerle sevgilisini övüyor. Her benzetme, bir görüntüyü imgeliyor. Sevgilinin, sigaranın yol açtığı ilk öksürük gibi betimlenmesi, aşk bağlamında oldukça enteresandır. Sigara kullanmaya başlayanlar, sigara dumanına alışkın olmadığı için çokça öksürürler, diğer taraftan da büyük bir hevesle sigarayı yudumlarlar yani sigara onlara hem keyif verir hem de acı. Bu bağlamda bu imge, aşkın özeti gibidir. Aşk acısından ötürü, aşıklar gözyaşı döker ve bu gözyaşları, yüzlerinden süzülüp ağızlarına kadar ilerler. “Aşkın gözyaşlarını içmek” ve “ömrün lisesi” gibi imgeler tabloyu tamamlıyor.

“tu mihîneke xweşik î li nav pirêzeyên beriyê dîn û şîn” (Jiyan, 2003: 27).

Rênas Jiyan bu dizede ise sevgiliyi deli anılar arasında bir ata benzetmiş. Ova ve anızın deliliği şiire bir aksiyon katmış. Anız, ova ve deliliğin aynı bağlamda kullanılması sıra dışı bir imgenin doğumuna vesile olmuş. Bu at, sevgiliyse kanatlı bir sevda imgesi canlanır okurun hayalhanesinde.

“ev çirûsk ji reqsa agirê li ser canê te yê tazî hetiye

berhevkirin” (Jiyan, 2003: 27).

Kıvılcım kadim bir kelimedir. Ateşin dansında esas güçlü olan kadındır fakat kadın söylenmemiş. Bu da kapalı istiaredir. Bir duvara alevin gölgesi düştüğünde bu alevin ahenkli titreyişi, bir raksı andırır. Şair, aşk dansının alevlerini, sevgilinin çıplak teninden devşirdiğini belirtiyor. Bir kadının çıplak teni ve ateş dansının kıvılcımlarının bir potada eritilmesi güçlü bir imaj vücuda getirmiş.

“hew ji goşt kinc li ser te maye

aniha tu sêveke qeşartî yî” (Jiyan, 2003: 27).

Giysiler, insan bedenin belli yerlerinin görünmesini engeller. İnsan etinin giysiye benzetilmesi, imaja kapı aralamış. Her ne kadar insan bedenindeki kemik ve damarlar kas ve deriyle kaplanmış olsa da giysisiz beden çıplaktır. Şair bu çıplaklığı başka bir teşbihle tamamlamış: Sevgilinin soyulmuş bir elmaya benzetilmesi… Soyulmuş elma, yenilmeye amadedir. Müstehcen çıplaklık, geleneksel bir benzetmeyle toplumsal normların fistanına bürünmüş ve şiir bu imgenin yaratımıyla mana açısından derinleşmiş.

“kaniyên girên sînga te kevz girtine

divê ez biherikim hundirê te” (Jiyan, 2003: 29).

Havuzları andıran eski çeşmelerin yalağında biriken suyun üzeri, çeşmeler uzun süre ziyaret edilmediğinde bazı canlılar ve otlarla kaplanır. Şair, bu çeşmelerin suyunun verdiği ilhamla sevgilinin göğüslerini bu çeşmelerin suyuna benzetiyor. “Sevgilinin içine akma” düşüncesi çok katmanlı bir imaj yaratmış. Üzeri otlar ve canlı organizmalarla kaplanan çeşmeleri temizlemek için başka çeşmelerin suyu bu çeşmelere akıtılır. Böylelikle çeşme suyu bir tür müsilajdan kurtarılır. Sevgilinin içine akma düşüncesi de kaynağını buradan alır. Böylece Sevgilinin müsilajla kaplı göğüsleri ak pak olacaktır. Bu imge, sevgili konulu imgeler bağlamında değerlendirildiğinde oldukça kirli pasaklı bir imgedir. Şairler genellikle sevgililerini beyaz, temiz, taze, yeni, kusursuz, parlak, aydınlık, lezzetli ve hoş kokulu şeylere benzetirler.

“tu jî dizanî ez ne ew qasî mêr im û binihêrim li canê te yê tazî

bi van çavên xwe yên fîncanşikestî” (Jiyan, 2003: 30).

“Fincanı kırık gözler” modern edebiyatta oldukça orijinal bir imajdır. Aşık, çıplak sevgilinin bedenine bakamıyorsa aşkın seksüaliteyle karıştığının resmidir. Zaten “fincanı kırık gözler” ifadesi doğrudan doğruya amacına odaklanamayan gözler için kullanılmış bir semboldür ve içeriğinde bir noksanlık barındırır.

“deng

bûn pûş û şewitîn di kadîna guhê min de

ax ruyê te gundekî xerabe” (Jiyan, 2003: 61).

Yukarıdaki dizelerde saman, samanlık, ateş, ses ve kulak gibi sözcükler arasında tenasüp (uygunluk) sanatı vardır. Başka deyişle aynı bağlamda sözcükler bir arada kullanılmıştır. Ses, saman olur ve kulağın samanlığında yanarsa aşığın, maşukasının hasretiyle kederlendiği anlaşılır. Aşığın kulağında daima çınlayan sevgilinin sesi, bir samanlığa düşen ve samanlığı derinden derine yakan bir ateş gibi tasvir edilmiş. Ayrıca sevgilinin yüzünün harabe bir köye benzetilmesi yeterince dikkat çeken bir imgedir.

“ji mêj ve min xwe xweşik kiriye ji bo te

Ji bişkulên şil morik min rêz kirine li gerdena xwe” (Jiyan, 2014: 11).

Aşıklar görüşmeden önce estetik anlamda kendilerine çeki düzen verirler. Bu, sıradan bir durumdur. Bu dizelerdeki tezat, imgenin gücünü artırmış çünkü keçilerin ıslak dışkısı, güzellik için araç olarak kullanılmış. Hayvancılık ve yoksulluk koşullarında aşıkların etrafında çokça bulunan şey, keçi dışkısıdır. Keçilerin ıslak dışkı toplarından gerdanına bir kolye dizdiren sevgili ifadesi, görülmemiş bir imaj oluşturmuş.

“rasterast bi guzên

wêneyê te li ruyê xwe diqelêşim” (Jiyan, 2014: 13).

Aşık, yarinden uzak kaldığında daima onu özler. Bu dizelerde aşık, maşukasının bir resmini kendi yüzüne nakşetmek istiyor fakat kalemle değil çünkü kalemle olsa bu resim, eninde sonunda silinecektir. Aşık, sevgilisnin resmini kendi yüzüne jiletle kazımak istemektedir ki resim, asla silinmesin. Eğer sevgilinin süreti aşığın yüzünde nakışlı olursa aşık, onu her özlediğinde parmaklarıyla yarinin süretini okşayabilecek hatta aynaya her baktığında sevgilisinin yüzünü kendi yüzünde görecektir. Rênas Jiyan, bu imgesiyle aşkın acılı, sancılı taraflarını ustalıkla dramatize etmiştir.

“tim bi taya te me, qirpikên min hiltên ji vexwarina destên te” (Jiyan, 2014: 16).

Şair, “elleri içmek” ifadesiyle bir istiare (eğretileme) inşa ediyor. İçme açısından el, zayıf unsurdur. Güçlü unsur ise sudur. O da söylenmemiş, bundan kaynaklı kapalı bir istiare söz konusudur. Aşık, sevgilisinin hasretiyle o denli kavrulmuştur ki sevgilinin ellerini su gibi içmek istemektedir. Çok susayanlar suyu bir kerede kafaya dikerler. Aşık da o denli sevgilisine susamıştır ki yari, elini uzattığı vakit bir kerede sevgilinin ellerini su gibi içmek istemektedir.

“porê min tiberk e Piştî mirina min ta bi ta li dilketiyan belav bike” (Jiyan, 2014: 33).

Aşık, sevdasını o kadar kutsal sayıyor ki ona göre kendi saçları da kutsaldır. Aşık, sevgilisinden saçının her telinin aşıklara dağıtmasını istiyor. Bu ifadelerin, aşığın maşukasına vasiyeti bağlamında son derece enteresan bir imaj olduğunu söylemek gerekir. Aşık, ölümün onu yok etmesini istemiyor. Bundan ötürü saçının her telinin kutsal bir nesne olarak dağıtılmasını arzu ediyor. Kutsal olan şeyler saklandığı için aşığın saçları da sevdalılar tarafından özenle saklanacak böylece aşık, ölümsüzlüğe erişecektir.

“ji hestiyên çeng û çîpên min bila bikolin bilûran û lê bixin ji bo qîzên bavan” (Jiyan, 2014: 36).

Rênas Jiyan, kaval ve kemik kelimelerini aynı bağlamda kullanarak bir imaj yaratmış. Aşığın kemiğinden oyulmuş kaval, sevgili içindir. Aşık ölse bile aşığın kemiğinden oyulmuş kaval her daim sevgili için inlemeye devam edecektir. Mademki aşık öldüğü için aşk acısıyla artık inleyemeyecektir o hâlde hiç olmazsa aşığın kemiğinden oyulmuş o kaval, aşk acısıyla inlemeyi sürdürsün.

“qelbê te yê qesra qaçaxçiyan kanî” (Jiyan, 2014: 42).

Kalbin, kaçakçı köşküne benzetilemsi hermenoutik açıdan çok katmanlıdır. Köşkler, büyük ve görkemli olur, mimari ihtişamlarıyla yeryüzünde zenginliğin nişanesi kabul edilir. Kaçakçılar ise daima firaridirler, dağlarda, mağaralarda, kaya oyuklarında saklanırlar. Sabit bir mekânları yoktur, dolaşırlar, kaçarlar. Köşk ve kaçakçı gibi kelimlerin bağlamı büyük bir zıtlık barındırır. Aşık, sevgilisnin kalbini bir köşk gibi görüyor ancak ne fayda ki bu köşkte her zaman günlük konuklar oluyor ve bu köşk, kimseye mülk olmuyor.

“çavên te mexzenên şeraba sor

nêrîn bi nêrîn vedixum ” (Jiyan, 2014: 43).

Gözlerin, şarap mahzenine benzetilmesi, özgün bir imajdır. Şairin gönlü, yalnızca şarapla yetinmemiş, şair bu yüzden şarap mahzeni ifadesini kullanmış. Bu da imgeyi estetik açıdan yüceltmiş. Şarap yudumlanarak içilir fakat şair bakışlarıyla sevgilinin gözlerinin şarabını içmektedir.

“yara ku li ser pûrta sînga min diçêriya” (Jiyan, 2014: 44).

Otlamak, hayvanlar için kullanılan bir fiildir. “Yarin otlaması” kapalı bir istiaredir fakat sevgili, bir çayırda değil aşığın göğsündeki kılların üzerinde otlama eylemini gerçekleştirmektedir. Aşığın göğüs kılları, otlara benzetildiğinde o kılların arasına başını gömüp aşığın tenini öpen sevgili de bir merada otlayan kuzuya benzer. Bu imge, teşbihin atmosferinden ötürü biraz da erotizm içermektedir.

“bila li ser min lê bikeve vingevinga konçertoya mêşan

bedena min bibe bajarê kurman

gennî bûme min bêhn bike yaaaaaar!” (Jiyan, 2014: 47).

Aşık, yarinden o denli uzak kalmıştır ki dunyadan sıkılmıştır. Sevgili yoksa aşık, neden duş alıp kişisel bakımını yapsın ki? Aşık, sevgilinin ayrılık acısıyla öz bakımını yapmayı terk ettiğinde kirlenir hatta vücudu kokar, bitlenir belki de kurtlanır. Aşığın bedeni, leşe dönüşürse sinekler gelir ve o çürümüş bedenin üzerinde vızıltı konçertosuna başlar. Tüm bu olanlara rağmen yine de aşık, yaralı gönlünden gelen bir feryatla sevgiliye seslenir ve şöyle der: “Ben kokuştum, beni kokla ey sevgili! Aşık; sevgilisinin, aşığın düştüğü durumu görmesini istiyor ki sevgili, aşığa acısın ve ona samimiyet göstersin.

“li ser atomên evîna te kurk ketime” (Jiyan, 2014: 57).

Atom, en küçük parçadır. Aşık; bir tavuk, hindi, ördek, kuş, güvercin ya da kekliğin yumurtalarının üzerine tünemesi gibi aşk atomlarının üzerine tünemiş olarak tasvir edilmiştir. Ola ki sevgili, bu sevda için küçük de olsa aşığa bir umut vermiş olsun. Aşık da bu aşk umudunun atomlarının üzerine tünemiş ve yumurtalarını korumaya çalışan bir anne kuş gibi tasavvur edilmiştir. Anne kuşun amacı, o yumurtalardan yavrular çıkarmaktır. Yavruları, yumurtalardan çıktığında anne kuş bahtiyar olur, maksadına erişir. Aşığın da amacı bu aşk atomlarından bir gün bir sevda çıkarabilmektir.

“me evîn kirin qurtek jehr

û di şevên qemer de me bi ser zengelokên xwe dakirin”  (Jiyan, 2014: 69).

Aşkın zorlukları, yukarıdaki dizelerde bir yudum zehre benzetilmiştir. Aşık, aşkın tüm zahmetlerine rağmen aylı bir gecede bu zehri içmekte böylece aşkın tadına varmaya çalışmaktadır. Aşk ve zehir arasında bir tezat vardır. İmgenin vurucu gücü burada saklıdır.

“çirrek şîr didoşim ji ewrên spîboz ji bo çivîkên çavê te” (Jiyan, 2014: 75).

“Bembeyaz bulutlardan süt sağmak” sıradan bir kullanım değildir. Sağmanın çağrışım gücü keçi, koyun ve mandaların sağılmasını akla getiriyor. Bu bağlamda düşünüldüğünde “bulutların sağılması” sürrealist bir tablodur. Aşık, bulutları niçin sağsın ki? O sütün her sağımı sevgilinin gözlerinin kuşları için sağılırsa ve sevgilinin gözlerinin kuşları o sütle beslenirse güçlü bir imge yaratılmış olur. Kuşlar, mutluluğun simgesidir. İnsan, mutlu olduğu vakit insanın gözleri parıldar. Rênas Jiyan, bu metaforla şöyle demek istiyor: “Yarimin mutluluğu için bembeyaz bulutları da sağabilir ve o sütü yarimin gözlerine sunabilirim."

“çavên te yên zeytûnî jî nîn in

ku ji navikên wan ji xwe re tizbiyan çêkim”  (Jiyan, 2014: 87).

Tespih, birçok kültürde kullanılır ve dini, kültürel bir sembol olarak değerlendirilir. Vird çekmek ya da oyalanmak için kullanılır. Şair, imgenin alt yapısı için mütenasip kelimeler kullanmış. Her ne kadar sevgilinin gözlerinin zeytine benzetilmesi, şairler arasında bir klişe ifadeye dönüşmüş olsa da bu mısralarda orijinal bir taraf da var. Yarin gözleri zeytine benzediği vakit gözbebekleri de zeytin çekirdekleri olur. Biilindiği gibi bazı tespihler zeytin tanelerinden yapılmaktadır. Aşık, sevgilisini o denli sevmektedir ve belki de ondan o kadar uzak kalmıştır ki sevgilisinin zeytuni gözlerinin çekirdeklerinden bir tespih yapmak istemektedir ki bu tespihle oyalansın. Tüm taneleri, sevgilinin zeytuni gözlerinin çekirdeklerinden yapılmış bir tespihi aşık eline her aldığında sevgilinin otuz üç ya da doksan dokuz gözü birden aşığın gözlerine bakacaktır. Bu da aşık için tarifsiz bir mululuk demektir.

“Seva ku ez û tu di biniyê de bigerin

Ez ê dilop dilop baranên şikestî bicebirînim ”(Jiyan, 2014: 100).

Yağmur kimileri için rahmet, kimileri için de berekettir. Aşıklar içinse romantizmin kaynağıdır. Aşıklar, yağmurda yürümeye bayılırlar. Rênas Jiyan, yukarıdaki dizelerde bir mübalağaya başvurmuş ve şöyle demiş: "Ben ve sevgilim, yağmur altında dolaşabilelim diye ben damla damla tüm “kırık yağmurları” sağaltacağım (kaynaştıracağım).

Rênas Jiyan, modern Kürt şiirinde yaratıcı bir şairdir; onun şiiri, gücünü ve estetiğini özgün imgelerin kıvılcımlarından alır. Rênas Jiyan, elvani sözlerle Kürt şiirinin semaları için gökkuşağını süslüyor ve hayallerin küheylanına bindiriyor.

Kaynakça:

Rênas Jiyan, Mexzena Xwînê, Weş. Belkî, Dîyarbakır, 2003.

Rênas Jiyan, Janya, Weş. Belkî, Stenbol, 2014.