Psikolog Hebun Mizgin Geceyatmaz ekonomik krizin etkilerini anlattı: Aile içi dinamikler sarsılıyor

Psikolog Mizgin Geceyatmaz ekonomideki kötü gidişatın insan psikolojisine etkilerini anlattı. Geceyatmaz, "Aile içi dinamikler sarsılıyor" diyerek toplumda gerginlik oluştuğunu söylüyor.

Abone ol

DUVAR - Ekonomideki kötüye gidişat ve belirsizlik insanların ruh halini sarsmaya başladı. Market reyonlarındaki etiket fiyatları, maaşların ev kiralarını karşılayamaması, geçim sıkıntısı olan insanların geleceğe umutsuz bakmasına neden oluyor. Toplumun neredeyse bütün kesimlerini etkileyen ekonomik krizi hissedenler mevcut durumlarını korumaya çalışıyor ancak kurdaki oynaklık buna da izin vermiyor.  ‘Kiralık dairelere zam, akaryakıta zam, bebek mamalarına zam’ neredeyse her gün duyduğumuz, gördüğümüz krizin en çarpıcı örneklerinden sadece birkaçı. Durum böyle olunca toplumda tükenmişliğin yanı sıra bir ruhsal çöküş de meydana geldi.

Uzman Klinik Psikolog Hebun Mizgin Geceyatmaz’la insanların krizden ruhsal anlamda nasıl etkilendiklerini, ekonomideki kötü gidişatın insan üzerindeki psikolojik etkilerini ve yansımalarını konuştuk…

‘TEHDİT ALTINA GİRİNCE AGRESYON, HAYAL KIRIKLIĞI ORTAYA ÇIKIYOR’

Ekonomik kriz nedeniyle insanlar zor günler geçiriyor. Bu durum insanın ruh halini nasıl etkiliyor?

Öncelikle ekonomik kriz kavramının kişilerin hem bireysel hem de sosyal hayatlarında oldukça şiddetli ve yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bireysel bir kavram olarak ele almanın yanı sıra bu kavramı sosyolojik olarak da değerlendirmek önemli. Aslında temel olarak alım gücünün azalması, işsizlik, yoksulluğun artması, toplumdaki sosyal sınıfların arasında artık bir uçurumun olması ve hayat standartlarının değişmesi gibi olayların sonucunda kişilerin zihninde elbette birtakım düşünceler oluşuyor.  ‘İşsiz ve parasız kalacağım’, ‘Bugün işten kim çıkarılacak, sıradaki ben miyim?’, ‘Temel ihtiyaçlarımı karşılayamayacağım’, ‘Bu hayat tarzı bana uygun mu?’ bu düşünceleri çoğaltabiliriz. Bu düşünceler kişilerin temel benliklerini, güdülerini tehdit ediyor ve karşımıza hayat kadar gerçek bir gelecek kaygısı kavramı çıkıyor. Birçok psikolojik zorlanmanın temelidir bu kaygı. İnsanlar mevcut yaşam standartlarından vazgeçmeye başladıkları ve bunu tamamen kaybedecekleri düşüncesi içindeler. Çok doğal bir dürtü olarak da yaşamlarını devam ettirmek, standartlarının gerisinde kalmamak istiyorlar. Bu tehdit altına girince de hayal kırıklığı, gerginlik, agresyon ortaya çıkabiliyor.

‘MUHAKEME BECERİLERİNDE BOZULMA MEYDANA GELİYOR’

Peki insanlar bu ekonomik krizin içerisinde size geldiklerinde daha çok hangi konuda şikayet ediyorlar?

İnsanlarda genellikle kaygılı bir ruh hali hakim. İş yerinde kafalarını boşaltmak, dinlenmek için verilen molalarda bile oturup ‘Şimdi ne yapacağız’ diye kaygılarını paylaşıyorlar ya da birbirlerini tanımayan insanlar alışveriş yaparken hayat pahalılığı sebebiyle dertleşir duruma geldiler. Kısacası günlük hayatın her adımında bu durum söz sahibi oldu. Artık tüm bunları görmemek adına sosyal medya kullanmak dahi istemiyorlar ancak gerçeklerden de kaçamıyorlar. İş verimi düşüyor, hayata dair motivasyon azalıyor ve kişilerin hem ruh hem fiziksel sağlıkları bozulmaya başlıyor. En sonunda da muhakeme becerilerinde bozulma meydana geliyor ve ne sorunları etraflıca değerlendirebiliyor ne de etkin bir çözüme ulaşabiliyorlar. Çoğunlukla; içe dönme, umutsuz hissetme, öz saygı yitimi, kaygı bozuklukları ve depresyon gibi ruh sağlığı sorunları ile başvuru olabiliyor. Bu zorlanmaları bir adım öteye taşıdığımızda da yapılan çalışmalarla, işsizliğin ve işsizliğe sebep olan ekonomik krizin öz kıyım üzerinde etkisi olduğunu söylemek de yanlış olmayacak. Ancak psikolojik esneklik dediğimiz bir kavram ve bireysel farklılıklar elbette var. Yani herkes bu süreçten bu şekilde olumsuz etkilenecek ya da sağlığı bozulacak diyemeyiz.

‘KİŞİLERİN EVLİLİKLERİNDEn ŞÜPHE DUYDUKLARINI SÖYLEYEBİLİRİZ’

Özellikle aile geçindirmek durumunda olanların bu süreci daha sıkıntılı yaşadığını görüyoruz. Sizin bu konudaki izlenimleriniz nedir?

Evet, aile geçindirmek durumunda olanlar süreci daha sıkıntılı yaşıyor. Ebeveyn olmak, aile geçindirmek zaten başlı başına bir sorumluluk. Günümüz ekonomik şartları da hali hazırda zaten zor olan bu süreci daha da zorlaştırmakta. Çünkü aile küçük bir sosyal sistem. Bu sistem içerisinde ebeveynler ve çocuklar var. Yani aslında iş bireysellikten çıkıyor ve tüm aile üyelerinin kaygıları ortaya çıkıp etkileşime giriyor. Böylece, ekonomik krizler öncelikle aile içi dinamikleri, huzuru ve güven duygusunu sarsmaya başlıyor. Kişilerin normal yaşam düzeninde ciddi anlamda sapmalar meydana geliyor. Bu sebeple bu süreci daha sıkıntılı yaşıyorlar. Özellikle de bakım verenler tarafından hem çocuklara bakıp bakamayacağı hem kendi geçimini sağlayıp sağlayamayacağı hem de seneler sonrasında ne olacağı ile ilgili tüm düşünceler aile üyelerini paniğe ve endişeye sevk ediyor. Hatta kişilerin evliliklerine ve eşlerine karşı bile şüphe duyduklarını, olumsuz duygular beslemeye başladıklarını ve aile içi çatışmaların bu sebeple olabileceğini söyleyebiliriz.

‘KAYGI BOZUKLULUKLARI, İLETİŞİMDE SORUNLAR…’

Bu süreçten toplumun tüm kesimleri etkileniyor. Ancak işçilerin bu süreci daha yoğun hissettiklerini görüyoruz. Siz işçilere de danışanlık yapıyorsunuz. Onlar bu süreci nasıl yaşıyor, ne anlatıyorlar?

Öncelikle hayat koşulları değişiyor. Değişen şartlar da kişilerde belirsizlik yaratıp yaşam dengelerini bozuyor. İlk önce şok dönemi yaşıyorlar. Yani kişiler başlarına ne geldiğini anlamıyor ve ilerisi için ne yapacağını çok da bilemez bir halde derin bir durgunluk dönemi yaşıyor. Bu dönemden çok kısa bir süre sonra ise kişi tepki vermeye başlıyor. Nedir bu tepki? Konuyu anlamak, yorumlar yapmak, durumu kabullenmek istememek, eleştiriler getirmek ve buna sebep olan tüm faktörleri inceleyip tepkisel davranışlar sergilemek ve bu durumla alakalı neler yapılabilir diye düşünmeye başlamak. Bu aşamadan sonra kabullenip, planlamasını yapıp sürece uyum sağlayabilen kişiler de var, krizin etkisiyle kontrolü kaybedip olumsuz duygulanım ve davranışlar içerisine giren kişiler de. İnsan en temelde geleceğini garantiye almak ister. Bu durumu tehdit eden en ufak bir olay gelecek kaygısıyla beraber kişinin korku ve kaygı hissetmesine neden olacaktır. İşte tam da burada Abraham H. Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nden bahsetmek istiyorum. İnsan, ekonomik kriz dönemlerinde öyle derin bir endişe duyuyor ki, fizyolojik ihtiyaçlarını bile karşılayamayacağını düşünerek psikolojik gereksinimlerini önemsemiyor bile. Sevme - sevilme, saygı duyulma, başarı ve kendini geliştirme için çaba sarf etmiyor, kendini gerçekleştirme noktasında da sorunlar yaşamaya başlıyor. İşini kaybetmek istemiyor ancak aldığı maaş yaşamını idame ettirmede yetersiz kalıyor devamında yeni bir işe girmeyi düşünemiyor bile çünkü işsizlik gibi çok temel bir problem var, motivasyon eksiğiyle beraber çalışmaya devam ediyor. Bunun dışında kazandığını yettirebilmek için sosyal hayatından ve standartlarından vazgeçmeye başlıyor ve tüm bunlarla beraber, kaygı bozuklukları, duygu durum bozuklukları ve iletişimle ilgili sorunlar ortaya çıkıyor.

‘ÇOCUKLAR KAYGIYI DAHA FAZLA YAŞIYOR’

Buhran süreçlerinin yetişkinler arasında iletişimde sorunlar yarattığını söylediniz. Yaşanan bu sürecin çocuklar üzerindeki etkisi kendisini nasıl gösteriyor?

Çocuklar doğrudan değil ancak dolaylı olarak bu süreçten etkilenmekte. Elbette yaş grubu da burada önem taşıyor. Ancak genel olarak söylemek gerekirse, ailenin yaşadığı her türlü kaygıyı çocuk daha fazla hissediyor. Ebeveynler genelde böyle dönemlerde yaşadıkları huzursuzluk, gerginlik ve kaygılarını paylaşmayarak, çocuklarından durumu saklar ya da sakladıklarını düşünür. Oysaki durum bundan biraz farklı, çocuklar bunu hisseder ve etkilenirler. Yalnızca ailenin süreçteki tutumu, aile içinde verilen değerler ve öğretiler ile çocuğun krizden etkilenme düzeyi değişebilir. Eşler arasındaki ilişki de bu dönemde tehdit altındadır. Bazı aileler bundan biraz daha fazla etkilenebilir. Etkilenmesinin sebepleri de öncesinde hali hazırda iletişimlerinin çok iyi olmaması, çatışma ve sorunlarının olması, iki taraflı güvenin tam olarak oturmamasıdır. Bu aileler sürecin getirmiş olduğu kaygı ve olumsuz duygularla baş etmekte daha fazla zorlanabilir diyebiliriz. Eşler arasında olan bu çatışma da yine çocuklara yansıyacak ve krizden dolaylı olarak etkilenmelerine sebep olacaktır.

Bir psikolog olarak insanların bu konuda kendilerini rahat hissetmelerini nasıl sağlıyorsunuz?

Psikoterapide genel olarak neler yaptığımızdan bahsederek sanırım bu soruyu da cevaplamış olacağım. Kişiyi tanıyarak işe başlamamız gerekiyor. Kişiyle güvenli bir bağ kurmak da terapötik anlamda oldukça önemli. İlk adım bu diyebiliriz. Sonrasında yaptığımız iş aslında koşulsuz kabul, koşulsuz saygı ve empatiyle birlikte karşımızdaki kişiyi dinlemek. Yargılama ve yönlendirme olmadan, kişiyi tanıdıktan ve hikayesini öğrendikten sonra doğru sorular sorarak, içinde bulunduğu durumu daha iyi anlamasını sağlamak ve problemleri tanıma becerisini geliştirmek. Psikolojik rahatlama ya da iyi oluş halini bir anda tek bir görüşmeyle sağlamak mümkün değil. İnsanları biz uzmanlara getiren sorunlar nasıl ki bir günde olmadıysa rahatlamayı da bir günde sağlamak çok da gerekçi bir bakış olmuyor. Kişinin sorunları ile ilgili içgörü ve farkındalık oluşturup, çözüm bulma yolunda yol gösterici pozisyonunda eşlik ettiğimizi söyleyebilirim. Tabii ki bu iş birliği, emek ve sabır gerektiren bir süreç.

Hebun Mizgin Geceyatmaz

İnsanlar gelecek kaygısı, geçim sıkıntısı gibi sorunları anlattığında siz neler hissediyorsunuz?

Öncelikle bu toplumda yaşan biri olarak ekonomik krizin sonuçlarından etkilendiğimi, benzer sorunları benim de yaşadığımı, kendi geleceğimi ve ailemi düşünürken kaygılandığımı söylemeliyim. Bu iç çatışmalarım, duygularım ve düşüncelerim üzerine de elbette çalışıyorum. Durumun farkındayım ve kontrol altına almaya çalışıp baş etme becerilerimi güçlendiriyorum. Biz uzmanlar, terapi odasında tamamen karşımızdaki kişinin düşünce ve duygularını anlatmasına, kendi sesini duymasına alan yaratıyoruz. Kendi duygularım terapi odasında tamamen devre dışı, tüm dikkatimle empatik bir dinleme yapıyorum. Ancak seanslar bitiyor ve kendi hayatıma dönüyorum. Bir eş, bir evlat, bir arkadaş olarak ya da sadece bu toplumun bir üyesi olarak elbette kaygılandığımı, üzüldüğümü, önümü görmeye çalıştığımı söyleyebilirim.

‘YALNIZ OLUNMADIĞINI UNUTMAMAK GEREKİR’

İnsanların bu bunalım sürecini daha rahat atlatabilmeleri yönünde ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Kriz kelimesinin başlı başına, istenmeyen, beklenmeyen ve normalin dışında olan olayları temsil ettiğini biliyoruz. Evet bu yaşanıyor ancak sistem er ya da geç bir gün düzene girecek, bunu bilmek bu durumun geçici bir durum olduğunu hatırlamak gerek. Yaşanan bu ekonomik krizin toplumsal bir etkisi olduğunu, yalnız olunmadığını da unutmamak gerekir. Önemli olan bu dönemi en az zararla atlatmaktır. Kişi kendini iyi tanımalı ve bu durumun suçlusunun kendisinin olmadığını bilmeli. Kişinin maruz kaldığı durum ne olursa olsun önemli olan kaygı ile akılcı bir şekilde baş etmek. Yani bu dönemde-para harcamaktan tamamen kaçınmak süreci daha da çıkmaza sürükleyebilir. Bunun yerine, yaşanan bu duruma uyum sağlamak, kontrollü olmak, aile bireyleri ile açık bir şekilde iletişim kurmak önem taşımakta. Yaşanan bu krizin etkilerini en aza indirecek yöntemleri konuşup bu plan doğrultusunda hareket etmek stres düzeyinin azalmasına yardımcı olacaktır. Ekonomik krizi azaltmak için yapısal birtakım çalışmaların o konunun uzmanları tarafından yapılması gerekir ancak ekonomik krizin etkilerini azaltmak bizim elimizde. En başta geleceğe ilişkin umutlarımızı kaybetmemek gerekiyor. Sınırlılıklarımızı bilmek ancak beklentilerimizi de gerçekçi bir şekilde ona göre düzenlemek bizlerin yaşadığı etkiyi azaltmaya yardımcı olacak. Ancak tüm bunların farkında olmasına rağmen kişi, yeme davranışı ve iştah ile ilgili bozulmalar, içe kapanma, uyku düzeninde bozulmalar, fiziksel sebebi olmayan ağrılar, kaygı, çökkün duygu durum vb. yaşıyor ise bir ruh sağlığı uzmanına başvurmasını tavsiye ederim.