Prof. Toner: Bu kanser işinde Hollywood'dan bile fon aldık

Halen Harvard'a bağlı Massachusetts General Hastanesi Biyomikro Elektro Mekanik Sistemleri Merkezi'ni yöneten Prof. Dr. Mehmet Toner kanser çalışmalarıyla biliniyor. Çalışmalarında fon bulmakta zorlandığını söyleyen Toner, "bu kanser işinde Hollywood'dan bile fon aldık" diyor.

Abone ol

DUVAR - Kanser üzerindeki çalışmalarıyla Vehbi Koç Ödülü'nü alan Prof. Dr. Mehmet Toner, bilim adamının kendi fonunun bulunması gerektiğini belirterek "Hayalinizi anlatıp, insanları ikna edip, bu kaynakları bulmak zorundasınız. Devletten fon alıyoruz, Gates Vakfı'ndan fon alıyoruz, Savunma Bakanlığı'ndan fon alıyoruz. Hatta, bu kanser işinde Hollywood'dan bile fon aldık, düşünün. Hollywood'da 7 çok önemli kadının yarattığı o vakfın ilk fonlama alan 'Dream Team' dedikleri hayal ekibi bizdik, tam 15 milyon dolarlık bir kaynak bu" dedi.

Sözcü'den Özlem Gürses'e konuşan Toner, sözlerine şöyle devam etti; "Hatırlıyorum bir gece Hollywood'da bir toplantıdayım, çok da güzel genç bir hanım, çok da bilgili konuşuyoruz. Hissediyorum, meşhur, ama kim, bilmiyorum. Ben bir ara dayanamadım, dedim 'bir selfie', onu da çok beceremiyorum ama, neyse çektik fotoğrafı. Hemen oğlum Ali'yle Emre'ye yolladım; 'Bu kim?' diye. Ali aradı, 'Ya baba sen inanılmazsın.' Katy Perry'miş. Katy Perry ile yarım saattir konuşuyormuşum, haberim yok."

Toner'in yanıtları şöyle: 

Vehbi bey o genç yaşta nasıl yapabilmiş bunca işi değil mi? düşünecek olursak hiçbir şeyi yok…

Atamızın verdiği umut ışığı var. Atamız o zaman ne demiş? "Arkadaşlar" diyor, "Biz daha büyük zaferler kazanacağız… fakat bu zaferleri süngü ile iktisat ve ilim ile kazanacağız" diyor. Bugün bütün dünyanın uğraştığı bilim ekonomisinin haritasını o zaman çiziyor. Bugün de Türkiye kendi geleceğini yaratmak zorunda.

'37 TRİLYON HÜCRE VAR'

Hep anlatıyorsunuz, aslında kötü bir öğrenci olduğunuzu ve üniversitede düşük puan aldığınız için o yıl yeni kurulan İTÜ Maçka Makina'ya girdiğinizi…

Doğru! Başıma gelen en güzel başarısızlık budur. Oraya gittiğimde olağanüstü iki insan beni sardı sarmaladı; biri Profesör Aksel Öztürk, kürsü başkanı, mesleğini size sevdiren biri, bu çok önemli, bir gence mesleği sevdirmek… Onun kürsüsünde yine Profesör Abdurrahman Kılıç hocam, o da araştırmayı seviyor, bu iki isim beni kanatlarının altına aldılar ve beni yeni bir yola çıkardılar.

Onların da yönlendirmesiyle önce MIT'de mühendislik sonra Harvard'da tıp… bugün de ikisinin kesişimi olan, 60 kişilik bir araştırma merkezinin başındasınız.

'GELECEĞİ DÜŞÜNÜRÜZ'

Bilim adamı kimdir? 

Hakikaten el üstünde tutuluruz, saygı görürüz… Ama 36 senedir daha bana bir kişi, benim çocuğum bilim adamı olmak istiyor demedi! Bilim adamı nedir diye Sir Ken Robinson'un çok güzel bir tarifi var, diyor ki "bilim adamı kafasının içinde yaşar, bütün vücudu o kafayı toplantıdan toplantıya götürmek için kullanır, başka da hiçbir fonksiyonu yoktur vücudunun, meraklı bir insandır…"

Bizim yaptığımız iş şu; bundan 30 sene sonraki geleceği düşünürüz ve geleceği yaratmaya çalışırız. Ben hem mühendislik okudum, hem tıp, hem biyoloji… çok disiplinli konularda çalışmayı, bilmediğim konulara girip merakla öğrenmeyi, hatta yenilikler yaratmayı seviyorum. Bazen bilmediğiniz zaman daha da cesur oluyorsunuz aslında…

'KANSER TEDAVİLERİ İÇİN HÜCRE BİLİMİ ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYORUZ'

100 milyon dolar değerinde bir buluşunuz var, kan içinde kanserli hücreleri bulan bir mikroçip… Biraz anlatır mısınız?

Mikroçip dediğiniz aslında, bilgisayarlarda kullandığımız, enformasyonu hızlı bir şekilde taşıyan çipler… Biz bu çipleri alıyoruz, içinde kan sıvılarını dolaştırıyoruz. İnsan vücudunda 37 trilyon hücre var, bunun 32 trilyonu kan hücresi. Bunlar sürekli olarak deli gibi dolanıyor vücudumuzda. Peki biz kan testini nasıl yapıyoruz bu trilyonlarca hücreye? Hiç hassas olmayan bir şekilde, hala Romalılar zamanından kalan testler bunlar. Biz 2000 yılında dedik ki neden biz bunu kanı doğru dürüst okuyamıyoruz?

Başka ne çalışıyorsunuz şu anda?

Hücre bilimine devam ediyoruz. Şu aralar bu kanserli hücrelerin dışarıda çoğaltılması üzerinde çalışıyoruz, yani bir hastanın kendi kanserli hücresini bulup ona uygun ilacı o hastaya vermek… amacımız bu. Şu anda yüzde 10 hastanınkini çoğaltabiliyoruz ki klinik olarak yeterli değil. Bu çok büyük bir araştırma şu anda bizim için, hücre bilimi. Erken teşhis gelecekte kanserin en önemli tedavisi olacak. İkinci bir çalışmamız kanserde erken teşhisi mükemmelleştirecek yöntemler…

'KİMSENİN GİTMEDİĞİ YERE GİTMEK İSTERİM'

Bilim çok mu sıkıcı?

Öyle görünüyor değil mi? J Böyle devamlı düşünüyorsun, düşünüyorsun… O kadar da sıkıcı değil. Benim iki derdim var bilimde, birincisi kimsenin gitmediği yere gitmek. Var olan hipotezi kanıtlama beni heyecanlandırmıyor, bilimin büyük kısmı böyle yapılır. Ama ben hep risk alıp kimsenin gitmediği yere gitmeyi isterim.

İkinci prensibim de, herkes gider Mersin'e ben giderim tersine! Takipçi olmayı sevmiyorum. Ama orada da nereye gideceksin, işte onu iyi bilmek gerek. Bir yerden sonra "sezgi" de giriyor devreye, hissediyorsunuz doğru yeri… Düşünsenize 30-40 yıl sonra olacak şeyi ilk siz bulup uyguluyorsunuz.

Bir bilim insanı nasıl yaşar? 

Benim bir duş testim vardır, duştayken düşündüğünüz konu sizi en çok meşgul eden konu. Mesela şu anda ben duşta bu hücreleri nasıl kültüre edip uygun ilaçları bulabiliriz, bunu düşünüyorum! Devamlı kafam orada…

'CESARETİ OLMAYAN BAŞARILI OLMAZ'

Çalışmalarınıza nasıl kaynak yaratıyorsunuz?

Bilim adamı da her iş gibi, kendi fonunu bulması lazım. Hayalinizi anlatıp, insanları ikna edip, bu kaynakları bulmak zorundasınız. Devletten fon alıyoruz, Gates Vakfı'ndan fon alıyoruz, Savunma Bakanlığından fon alıyoruz… hatta, bu kanser işinde Hollywood'dan bile fon aldık, düşünün! Hollywood'da 7 çok önemli kadının yarattığı o vakfın ilk fonlama alan "Dream Team" dedikleri hayal ekibi bizdik, tam 15 milyon dolarlık bir kaynak bu…