Prof. Sevtap Yokuş: Bahçeli'nin AYM açıklaması yargı üzerinde ağır baskıdır

Prof. Dr. Sevtap Yokuş'a göre, AYM'nin HDP’ye kapatma davasını kabul etmesi, mahkemenin kapatma kararı vereceği anlamına gelmiyor. AYM yargıçları ağır baskı altında ama yine umudu kesmemek gerekiyor.

İslam Özkan islamozkan@gmail.com

HDP Kapatılma davasının ana eksenleri neler? Çözüm sürecinde yapılan açıklama ve eylemlerden dolayı HDP kapatılabilir mi? Parti kapatmayı zorlaştıran hukuki düzenlemelere ve AİHM kararlarına rağmen kapatma kararı çıkarsa bunun ne gibi sonuçları olur? Bütün bunları Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Sevtap Yokuş’la konuştuk.

Anayasa Mahkemesi’nin HDP’nin kapatılmasıyla ilgili davayı kabul etmesi ne anlama geliyor?

Biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi, usul eksiklikleri nedeniyle bir önceki başvuruyu reddetmişti. Onların tamamlandığını belirterek Yargıtay Başsavcılığı tekrar başvuru yaptı. Mahkeme bu sefer kabul etti ama zaten anayasada kabul ve başvuru biçimi belli. Anayasa Mahkemesi’nin -zaten çok uzun bir iddianame biliyorsunuz- tek başına davayı kabul etmesi, HDP’yi kapatacağı anlamına gelmiyor. Mahkeme, inceleyecek ve kararını verecektir. 'Niye kabul etti' demek yerine ne tür bir karar vereceğini beklemek gerekiyor.

Prof. Dr. Sevtap Yokuş

12 EYLÜL DARBESİ SİYASET ÜSTÜ BİR SİSTEM HEDEFLEYEN MANTIĞIN ÜRÜNÜYDÜ

Anayasada “siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır” ifadesi ne anlama geliyor? Partileri siyasi gerekçelerle kapatan bir siyasi sistem bu tanıma göre demokratik olabilir mi?

Türkiye’de biliyorsunuz 1980’den önce de partiler kapatıldı. Ama 1980’den sonra özellikle 90’ların başından itibaren HEP’le başlayan bir süreç yaşandı. Ondan sonra Anayasa Mahkemesi sürekli parti kapatma yoluna gitti, Türkiye’de çok fazla siyasi parti kapatıldı, isimlerini bile listelemek sıkıntı. Türkiye siyasi parti mezarlığıdır. 1990’larda AİHM’in yargılama yetkisi kabul edildikten sonra siyasi partiler bakımından bir de AİHM yaklaşımı çıktı ortaya. Bu yaklaşımla Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımı birbiriyle tersti. O dönemde Anayasa Mahkemesi, AİHM’in yaklaşımı buyken siz neden konuyu yasakçı bir şekilde ele alıyorsunuz diye eleştirilere maruz kaldı. Oradaki yargıçların çeşitli toplantılardaki tartışmalar vesilesiyle ileri sürdükleri argüman şuydu: “Biz ne yapabiliriz, anayasa ve hatta daha çok siyasi partiler yasası elimizi kolumuzu bağlıyor. Partilerin kapatılması istenmiyorsa bu siyasi partiler yasasının değiştirilmesi gerekiyor...”

Siyasi Partiler yasası biliyorsunuz, 1982 Anayasası'ndan da önce yürürlüğe girmiş bir kanundur. 12 Eylül kanunları siyaseti kötüleyen, onu kötü bir şey olarak gören bir sürecin sonucu ortaya çıktı. Darbenin mantığı da zaten buydu, 'siyaset kötü, siyaset üstü bir sisteme geçilmeli' gibi bir yaklaşım ağırlıklı olarak vardı.

AİHM ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KORUMAYI ESAS ALDI

Bu da aslında bir anlamda faşizm ya korporatist bir düzen olmuyor mu hocam? Zira her iki düzen de siyaset ötesi ya da üstü bir rejim kurmayı amaçlar…

Çok doğru. Siyasi partiler yasası, darbe koşullarında hazırlanmış bir kanundur. Türkiye’de biz bunu hep söyledik, Türkiye demokratikleşmeyi önüne koyduğu dönemde ki bu dönem aynı zamanda AB sürecine girilen dönemdi, yeni bir anayasa arayışına da girildi yine aynı süreçte ama Siyasi Partiler Kanunu’na dokunulmadı. Hâlbuki kanun değişikliği çok kolay, anayasa değişikliği gibi değil. Üçte bir oranla toplanırsınız, toplananların salt çoğunluğuyla karar alırsınız. Bu kanunun toptan değiştirilmesi gerekirdi, çünkü kanun içeriğinde öyle yasaklar barındırıyor ki, örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tartışılması kendi başına kapatma sebebi. ÖZDEP’i kapatma nedeni buydu. Oysa ÖZDEP’in laiklik karşıtı bir parti olması mümkün mü? Ya da Türkiye Birleşik Komünist Partisi kapatıldı. Tüzük hazırlanmış ama faaliyete bile geçmemiş, adında komünist geçiyor diye parti kapatılıyor. AİHM o zaman partinin demokratik düzeni bozup bozmadığını sorguladı. Çünkü AİHM için kriter, demokratik düzeni ortadan kaldırma yönünde eyleme geçmektir. O zaman Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesi neydi? Yürürlükteki yasakları esas alan kanunu uyguluyordu sadece. AİHM ise örgütlenme özgürlüğünü esas alıyor ve herhangi bir parti, demokratik düzeni bozucu faaliyetlere girmiyorsa yargının bu özgürlüğü ihlal edici kararlar alamayacağına hükmediyor. Siyasi partilerin demokratik sistemin vazgeçilemez unsuru olması doğru bir ilke ancak anayasada ve yasalarda başka öyle maddeler var ki, onlar nedeniyle bu tür ilkelerin de uygulanması imkânsız hale geliyor.

AİHM, REFAH PARTİSİ KARARIYLA TÜRKİYE’Yİ HAKLI BULDU

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP’nin kapatılması istemiyle açılan davanın iddianamesinde, geçmişte kapatılan, HDP çizgisindeki partilerin kapatılmasına da gerekçe yapılan, AİHM’nin Batasuna kararını emsal gösterdi. Başsavcılığın AİHM’nin, DTP’nin kapatılması nedeniyle Türkiye’yi mahkûm etmesini dikkate almamasını nasıl karşılıyorsunuz?

AİHM’in parti kapatma meselesiyle ilgili gündeme getirdiği esas olarak şiddettir. AİHM artık şu noktaya vardı: Bir parti barışçıl açıdan tartışmak şartıyla ayrılıkçılığı da savunabilir. İspanya hükümetinin Batasuna’daki haklılığı, ayrılıkçılıkla ilgili değildi. Oradaki temel mesele şiddetti ve toplumun demokratik düzenini bozuyor olmasıydı. Bunu Türkiye’den Refah Partisi davasıyla karşılaştırabiliriz. Refah Partisi’nin kapatılmasını hatırlayın, AİHM tarafından haklı bulunmuştu. Türkiye’de kimse “Türkiye’den bir dava gidince AİHM reddediyor, ama İspanya veya da başka bir Avrupa ülkesinden dava gittiğinde onu kabul ediyor” gibi bir algılama içerisinde olmamalıdır. Türkiye’den Refah Partisi’nin kapatılması davasını AİHM kabul etmiş ve Türkiye’yi haklı bulmuştu.

AİHM’E GÖRE, BİR PARTİ ŞİDDETE BAŞVURMADIĞI SÜRECE FEDERASYONU DA SAVUNABİLİR

Ama AİHM’in Refah Partisi kararı da ideolojik bir karar değil miydi hocam?

O ayrı bir tartışma konusu. O karar da başka bir yönden eleştirildi, biraz Avrupa bakışıyla bakmıştır, dendi ama yine de orada kendisiyle çelişmeyen bir şey yakalamıştı. O da şiddet ve şiddete övgüydü. Hatırlarsanız o dönemdeki Refah Partisi tarafından “kanlı mı olacak kansız mı olacak” şeklindeki açıklamayı… Başka bir milletvekilinin “şeriatı getireceğiz” şeklindeki açıklamasını… AİHM bununla ilgili kararını şöyle temellendirdi: "Şeriatın gelmesi demek, demokratik düzenin ortadan kalkması demek." Ayrılıkçılığı ise böyle görmüyor. Bir parti federalizmi tartışabilir, yeter ki şiddete başvurmasın. AİHM şiddet öğesini çok öne çıkarıyor. Eğer örneğin HDP ya da başka bir parti, tıpkı bir terör örgütü gibi şiddeti öne çıkarıyorsa ve şiddeti bir yöntem olarak benimsiyorsa "şiddet haklıdır, şiddet olmadan olmaz" diyorsa, bu başka bir şey.

SİYASİ PARTİLER KANUNU, HENÜZ EYLEME BAŞLAMADAN PARTİLERİ KAPATMAYA ÇOK ELVERİŞLİ

Peki, hocam bu noktada HDP yöneticilerden birinin “Sırtımızı YPG’ye dayadık” şeklindeki açıklaması sizin tanımladığınız şekilde şiddeti övme ya da teşvik etme kapsamına girer mi?

Bunu yargı değerlendirecek. Bunun hangi bağlamda söylendiği önemli elbette. Sadece şiddet maksatlı mı söylendi, orada birtakım haklar elde edildi de buradaki hak taleplerini güçlendirecektir hevesiyle mi söylendi, bilmiyoruz. Ayrıca konuşmanın bütünü içerisinde değerlendirilmesi gerekir. Ama burada esası şiddet meselesi oluşturuyor, doğrudan organik ilişkide olup olmamak da çok belirleyici. AİHM, şiddet kullanan bir örgütle iç içe geçmişlik, aynı yöntemi benimsemek, demokratik düzeni ortadan kaldırmayı amaçlamak gibi unsurları bir bütün olarak değerlendiriyor. Bir diğer çok önemli boyut da Türkiye’de anayasadaki ve yasalardaki düzenlemeler, partiler henüz eyleme başlamadan ve şiddete varmadan partileri kapatmaya çok elverişli. Sadece ayrılıkçı bir söylem olduğu iddiasıyla da partiler kapatılıyor. Şiddet ile bütünleşmede yeterli delil de aranmıyor. AİHM açısından bu durum kabul edilmiyor ve hukuksal düzenlemelerdeki bu yasaklar nedeniyle kapatılma doğrudan hak ihlali olarak değerlendiriliyor.

Mesela anayasayı değiştirsek, 14. Maddeyi kaldırsak ki bu madde bütün siyasi parti kapatma kararlarında kullanıldı. Kötüye kullanma yasağı başlığını taşıyan, bölünmez bütünlük, laik cumhuriyet aleyhine davranışın yasaklama nedeni olacağına dair hüküm. AİHM bu tür düzenlemelere dayanarak siyasi partilere getirilen yasakları örgütlenme özgürlüğüne aykırı buluyor. Somut olarak, bir siyasi partinin bu tür yasakların ötesinde, sadece şiddet nedeniyle ve demokratik toplumu ortadan kaldırma amacı nedeniyle kapatılmasını haklı bulabiliyor.

HDP’NİN AYRILIKÇI TALEPLERİ OLMADIĞI ÇOK AÇIK, KALDI Kİ OLSA BİLE BU KAPATILMA NEDENİ OLAMAZ

Ayrılıkçı görüşler dile getirdi diye parti kapatılamaz diyoruz ama bir taraftan da HDP gerçekten ayrılıkçı mı hocam? Örneğin yerel yönetimlerin güçlendirilmesini istemek ya da bir tür federalizm talebinde bulunmak ayrılıkçılık olarak değerlendirilebilir mi?

HDP’nin zaten federasyon talebi bile yok. Açık söyleyeyim “HDP ben federasyon istiyorum” dese ve bu nedenle kapatılsa, AİHM bunu hak ihlali olarak görecek. Sosyalist Parti kararında bunu yaptı, “bir parti şiddete başvurmadıkça ayrılıkçı görüşleri savunabilir” diyor. Türkiye’de HDP’nin bu düzeni ve demokrasiyi ortadan kaldırmak gibi bir amacı var mı? Refah Partisi’nde belki böyle bir sıkışmışlık vardı, Şeriatın getirilmesi yönünde açıklamalar vardı. AİHM bunu “şeriatın gelmesi demek, demokratik düzenin ortadan kaldırılması anlamı taşır” şeklinde yorumladı. Bu bakış açısı nedeniyle, AİHM’in Batasuna kararını HDP’ye uyarlaması mümkün gözükmüyor.

KORUCULUK SİSTEMİNİ ELEŞTİRİ PARTİ KAPATMADA GEREKÇELERDEN BİRİ OLABİLMİŞTİ

Ama burada söz konusu hangi vekilse ben hatırlamıyorum tabii kendisini bağlayan bireysel açıklamalardı, Refah Partisi tüzel kişiliğiyle böyle bir açıklama yapmış değil.

Elbette, AİHM’in yaklaşımı olaya tamamen başka bir noktadan bakıyor, buna katılıyorum. Bu yönüyle eleştirildi zaten. Ama dediğim gibi, yakaladığı unsurlar, kendisinin daha önce kullandığı argümanlarla tutarlılık gösteriyordu. Belki öyle kullanılmaması gerekirdi o ayrı. AİHM’in oturtmaya çalıştığı bakış açısını anlatmaya çalışıyorum. Sosyalist Parti kararında diyor ki "Bir parti bunu tartışabilir, parti bunu tartışmayacak da neyi tartışacak." Örneğin parti bir açıklamasında “Koruculuk sistemi, Kürdü Kürde kırdırmaktır” demiş ve bu bir partinin kapatma gerekçesi olabilmiş. Özetle bu kararı eleştirdiği değerlendirmesinde AİHM özetle “Bir parti bunları tartışmayacaksa neyi tartışacak” diyor. Siyasi Partiler Kanunu değişse, partiler açıklamaları ya ada görüşlerinden değil sadece şiddetle bitişik eylem, icraat ve şiddete kapı aralama gibi kriterlerle yasaklanıyor olsa, belki de AİHM’in Türkiye’deki parti kapatma olaylarına bakışı değişecek.

ÇÖZÜM SÜRECİ İÇİN ÇIKARILAN YASALAR SADECE DEVLET GÖREVLİLERİNİ DEĞİL HDP’LİLERİ DE KORUYOR

İddianamenin 6. sayfasında HDP Eski Eşbaşkanı Selahaddin Demirtaş’tan bahisle “PKK/KCK Silahlı Terör Örgütünün alt bileşeni sayılan ve hatta PKK/KCK terör örgütünün elebaşısı Abdullah Öcalan'ın söylemlerinde çözüm paradigmasının 3. ayağı olarak nitelendirdiği Demokratik Toplum Kongresindeki (DTK) yönetici sıfatıyla eylem ve işlemleri” ifadesi geçiyor. Çözüm sürecinde söylenenler yapılan açıklamalar ve icraatlardan dolayı HDP mahkûm edilebilir mi? Bunun hukuki bir yanı var mıdır sizce?

Aslında ben çatışma çözümü konusunda da çalışıyorum. Demokratik Gelişim Enstitüsü çalışmalarını Türkiye’de de yürütüyor, ben de çok güçlü çalışmalar yapan uzmanlar kurulunda yer aldığım bu kurumun çalışmalarına çokça katıldım. Bizler, heyetler halinde birçok ülkeye ziyaretlerde bulunduk. Bu çerçevede aslında Türkiye’de çözüm süreci devam ederken, hukukçu olarak şuna dikkat çekmiştik: Bu faaliyetlerin daha geniş düzeyde Meclis'ten geçen yasalarla güvence altına alınması ve bir tür sigortaların oluşması lazım. Çünkü bu tür süreçlerde hep böyle inişler çıkışlar olur; çalışmaların farklı zamanlarda suç sayılması riski doğabilir ya da bu tür tartışmalar yapılabilir diye uyarmıştık. Ama bu konuyla ilgili kanuni bir düzenleme var siz de hatırlarsınız. Devlet görevlileri, bakanlar ve milletvekilleri de bu çalışmalar içine girdiler. Selahaddin Demirtaş görüştü ama kiminle görüştü bakanla görüştü, bir başka devlet yetkilisiyle görüştü. Sonra onların talimatıyla başka bir yerde başka birileriyle görüştü. Konu neydi aslında? Devletin kurumlarıyla, devletin yetkilileriyle birlikte bir çözüme ulaşma, onlar tek başlarına çalışmıyorlardı. Şimdi o çıkarılan çerçeve yasa devlet yetkililerini koruyorsa aslında HDP’lileri de koruyor demektir, çünkü birlikte ve koordineli çalıştılar. Dolayısıyla ben aynı çerçeve yasasının HDP’lileri de kapsadığını düşünüyorum.

BAHÇELİ’NİN AÇIKLAMALARI AYM ÜZERİNDE AĞIR BİR BASKIDIR

Sizce Anayasa Mahkemesi bu şartlar altında bağımsız ve hukuki bir karar alabilir mi?

Aslında anayasa, epeyce dönüştü. 2001’de AB ile ilişkilerin hız kazandığı dönemde anayasanın siyasi partilerin uyacakları esasları düzenleyen 68. Maddesi'nde bir değişikliğe gidildi. Çünkü daha önce bir muğlaklık vardı. 68. Madde'de ne diyor? “Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.” 2001’de yapılan değişiklikle bu eylemlere imza atan siyasi partilerin odak olması meselesi açıklığa kavuştu. Hangi durumda bu fiillerin işlendiği, odak haline geldiğini açıkça anayasada belirlemiş oldu. Artık odak oldu şeklinde genel bir yorum yapıp işin içinden sıyrılamıyorsunuz, nasıl olduğunu da açıklamanız lazım. 2001’deki değişiklikle birlikte amaçlanan siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştırmaktı. Bir diğer değişiklik ise Anayasa Mahkemesi'nin karar üye sayısıyla ilgiliydi. 2001 değişikliğiyle beşte üç çoğunluk karar için yeterli sayılıyorken 2010’da yapılan değişiklikle bu, üçte iki oranı şart koşularak Anayasa Mahkemesi’nin parti kapatmasıyla ilgili karar alması zorlaştırıldı. Bir değişiklik ise devlet yardımlarından mahrum bırakma yaptırımını getirdi. Bir başka ifadeyle mahkemeye "Hemen kapatma kararı verme, başka bir alternatifi getirdim gerekirse yardımdan mahrum bırakmayı da düşün” şeklinde farklı bir yol açmış oldu. Biliyorsunuz AK Parti’ye de bu yaptırım uygulandı, bu düzenleme sayesinde AK Parti kapatılmaktan kurtulmuş oldu. Bu değişikliklerden sonra Anayasa Mahkemesi bazı kararlarında Siyasi Partiler Kanunu'nu ihmal etti ve daha çok AİHM kararları üzerine odaklandı. Parti kapatmanın zorlaştırılması yönünde yapılan değişiklikleri dikkate alarak hareket etti. Peki bugün ne yapar? Anayasa Mahkemesi’nin aynı duruşunu koruduğuna inanıyorum ve inanmak istiyorum.

Ben daha çok yargıçlarla ilgili sormuştum. Yargıçlar ve mahkeme üzerindeki baskılar sonuç verir mi?

Bundan daha ağır baskı mı olur İslam Bey, Devlet Bahçeli Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasından bahsediyor. “HDP’yi kapatmıyorsa kendisini kapatsın” diyor. Bu lafı kıyıda köşede yer almış biri değil, fiili iktidar ortağı sarf edebiliyor. Bu çok ağır bir baskı. Anayasa Mahkemesi gerçekten önemli bir sınav veriyor. Çünkü Anayasa Mahkemesi 2010’dan, yani bireysel başvurulara açılmadan önce dar bir bakış açısıyla özgürlükçü olmayan kararlar verdi. Ama 2010’dan sonra anayasa, Anayasa Mahkemesi’ne özgürlükleri koruma işlevini yükledi. Bu işlevini Mahkeme, iktidardan değil Anayasa'dan alıyor. Anayasa’nın 90. Maddesi, AİHM kararlarının iç hukuk bakımından doğrudan uygulanmasını sağlayacak türde dönüştürüldü. Ayrıca 2010 Anayasa değişiklikleri kapsamında bireysel başvuruları inceleme yetkisini alan Anayasa Mahkemesi, Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi niteliğini kazandı. Bunun doğal sonucu, AİHM ile koşut bir yaklaşım biçimi geliştirmektir.

Prof. Dr. Sevtap Yokuş kimdir?

1987 yılında hukuk lisans, 1990 yılında kamu hukuku yüksek lisans programlarını tamamladı. 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü doktora programını tamamladı. 1997 yılında Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak göreve başladı. 2004 yılında Anayasa Hukuku alanında doçentlik unvanını aldı. Halen Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki Anayasa Hukuku alanında öğretim üyeliği görevini sürdürmektedir. “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Türkiye’de Olağanüstü Hal Rejimine Etkisi”, “Hak ve Özgürlüklerin Kötüye Kullanımı”, “Türkiye’de Yürütmede Değişen Dengeler” ve “Türkiye’de Yürürlükteki Anayasa ve Yeni Anayasa Arayışları”, “Türkiye’de Çözüm Sürecinde Anayasal Arayışlar” başlıklı kitapları ile İnsan Hakları ve Anayasa Hukuku alanlarında çeşitli dergilerde yayınlanmış makaleleri bulunmaktadır.

Tüm yazılarını göster