“Canan Karatay pilav yiyen erkekleri uyardı”, “Canan Karatay
erkeklerde kelliğe neden olan yemeği açıkladı”. Bunlar ve benzeri
başlıklar Akşam, Cumhuriyet, Halktv, Odatv, Milliyet, Sputnik Türkiye, T24, Türkiye, Yeni Akit ve daha onlarca
sitede yayında.
Özgür Öğret adlı okurun paylaşımıyla dikkatimi çekti bu
haberler. Hepsi birbirinin aynıydı, belli ki bir yerden aşırılmıştı
ama kaynak da yoktu. Araştırınca komik bir durumla karşılaştım.
Sözcüğü sözcüğüne aynı haber, geçen şubat ayında Aydınlık ve bazı sitelerde
kullanılmıştı. Eylül 2023’te de ABC, Türkiye, Cumhuriyet, CNN Türk ve Posta sitelerinde
yayımlanmıştı.
Fakat ilk olarak nerede yayımlandığını bulamadım. Haber
sitelerinin bu haberi çok sevdiği kesin. Aksi halde bazı siteler
bir yıl arayla ikinci kez kullanmazlardı böyle bir haberi.
İçeriğine gelince, elle tutulur
hiçbir yanı yok, haber bile denemez. Karatay, nerede, ne zaman
söylemiş; sözlerinin bilimsel dayanağı var mı sorularına yanıt
vermiyor bu metinler. Zaten bilgi olmadığı için okur uzun süre
kalsın diye pilav ve kel kafa fotoğraflarıyla bezenmiş. Bazılarında
pirinç pilavı diyor, çoğunda ne pilavı olduğu bile belli değil…
Pilavın erkeklerde saç dökülmesine neden olduğu ise palavra.
Bilim insanları, erkeklerde saç dökülmesini tek etkene bağlamıyor;
kötü ve eksik beslenmeyi etkenlerden sadece biri olarak
nitelendiriyor. Birincil etken olarak genetik yapıyı belirtiyor;
erkeklerde kelliğin çoğunlukla aileden miras kaldığını belirtiyor;
genetik dışında da hormonal dengesizlikler, vitamin ve mineral
eksikliği, stres, depresyon, kozmetikler, ilaçlar, tedaviler gibi
etkenler olduğundan söz ediyorlar.
Anlayacağınız, Prof. Dr. Canan Karatay’a atfen yayımlanan bu
metinlerin ciddiye alınır tarafı yok. Tabii sadece pilav yer,
yanlış beslenirseniz saçınız da dökülür, başka hastalıklar da
olur.
'BOZKURT' KURMACASINA GAZETECİLİK KATKISI
Medyanın sihirli gücüne inanmak gerek galiba. Ülkücülerin
kullandığı “Bozkurt işareti” birdenbire bu ülkede yaşayan herkesin
sembolüne dönüştürüldü, öyle anlatılmaya başlandı.
Ani dönüşümün nedeni de milli futbolcu Merih Demiral’ın
Avusturya maçında “Bozkurt işareti” yapması ve UEFA’nın soruşturma
açıp, “sportif olmayan gösteri” yaptığı gerekçesiyle ceza
vermesi.
Akşam “Bozkurt ‘Türk’tür, kesin sesinizi”,
Hürriyet “(İlber Ortaylı): Bozkurt Türk milletinin
sembolüdür” başlıkları atarken Ali Saydam, Hasan Öztürk, Nedim
Şener, Salih Tuna, Serkan Fıçıcı, Erhan Afyoncu, Hikmet Genç ve
Hilal Kaplan gibi iktidar yanlısı yazarlar ve TV kanalları da Merih
Demiral’a haklılık kazandırma yarışına girdi.
Onunla da kalmadı, Uğur Dündar bile “Gazi Mustafa Kemal
Atatürk'ün de kullandığı tarihi ve kültürel bir sembol, ırkçılıkla
bir tutulamaz. O nedenle hepimiz Merih Demiral'ız” diyerek destekledi. Barış Doster de
TV100’deki programda Nâzım Hikmet’in Atatürk’ü
“Sarışın kurt”a benzetmesine atıfta bulunarak, “Sol liberaller
herhalde Nâzım’dan daha solcu değiller. 'Ne mutlu Türküm diyene'
diyorum ve Merih Demiral’ı alnından öpüyorum” sözleriyle “Bozkurt
işareti”ni kutsayanlar safında yer aldı. Yılmaz Özdil’den, Fatih
Çekirge, Tunca Bengin, Gürkan Hacır ve Ece Üner’e kadar birçok
gazeteci de bu görüşleri destekledi.
Fakat bir karışıklık var bu anlatımlarda. Cumhuriyet’in kuruluş
yıllarında Türklük sembolü olarak anılan, adına destanlar yazılan
“Bozkurt” ile günümüzdeki “Bozkurt işareti” aynı anlamı içermiyor.
Söz konusu olan, geçmişteki “Bozkurt” değil, günümüzdeki “Bozkurt
işareti” ve anlamı. Bazı Türk Cumhuriyetlerinde kullanılıyor olması
da değil mesele.
Tuğrul Türkeş, babası Alparslan Türkeş’in, “Bozkurt işareti”ni
1991’de Bakü’de Ebulfeyz Elçibey'in mitinginde gördüğünü ve ondan
sonra Türkiye’de kullanmaya başladıklarını anlatmıştı. Tuğrul Türkeş’in bu
açıklamasının nedeni, o dönem Başbakan olan Tayyip Erdoğan’ın
“(Şehit) cenaze törenlerinde kendilerine has işaretleriyle istismar
ediyorlar” sözüydü. Gerçi Erdoğan da 2018’de bu işareti yaptı ama
2007’de bu işaretten hoşlanmıyor ve
MHP’lilerin sembolü olarak görüyordu.
Nitekim bu işaret, birkaç gün öncesine kadar da hiçbir yerde
ülkemizin ortak sembolü olarak anılmıyordu; bütün vatandaşlar
olarak sabah akşam “Bozkurt işareti” yapmıyorduk. Çünkü MHP ve
ülkücüleri simgeleyen, onlarla özdeşleşmiş siyasi bir sembol bu
işaret. Doğal olarak, Avrupa ülkelerinde de Ülkücüler’in sembolü
olarak kabul ediliyor.
Siyasi bir sembol olduğu için de “Bozkurt işareti”nin futbol
sahasında kullanılması doğru değildi. Türkiye vatandaşlarının
tümünü temsil eden milli takımın bir oyuncusunun, bu ülkenin
insanlarının bir kısmının siyasi sembolünü sahada sergilemeye hakkı
yoktu.
UEFA’nın soruşturmasını ve verdiği ağır cezayı eleştirmek için
illa “Bozkurt işareti”ni “Milli sembol”müş gibi göstermek gerekmez.
Eleştirebilirsiniz, çifte standart ve siyasi olduğunu
söyleyebilirsiniz; haklılık payınız da olabilir. Ama gazetecilik,
MHP’lilerin sembolünü Türklerin hatta Türkiye’nin sembolü haline
getirme manevrasına gönüllü ortak olmamalıydı.
Kaldı ki, Türkiye Milli Takımı’ndan söz ediyoruz, başarısıyla
gururlandığımız takımdan. Ortak sevincimiz, bir hareket yüzünden
başlayan tartışma ve siyasi krizle gölgelenmemeliydi. UEFA’nın
cezası sonrasında medya, düşmanlık ve nefret dili kullanmamalı,
futbol maçını Osmanlı’nın fetih seferlerine
dönüştürmemeliydi.
Kriz sürecinde gazetecilik yanlışlarından biri de bazı
meslektaşlarımızın doğruluğunu kontrol etmeden bilgi ve görseller
paylaşmalarıydı. “Bozkurt” kitabını Atatürk’ün yazdığını söyleyen
mi ararsınız, montaj görselle Atatürk’e “Bozkurt işareti”
yaptıranlar mı, hepsi vardı…
GAZETECİNİN VİCDANI
Yazar Eylem Tok ve ölümlü trafik kazasına karışan oğlu Timur C.
hakkında ABD kaynaklı haberlerde tam bir curcuna yaşanıyor.
Gazetecilik ilkelerine özen gösterilmediği gibi birbiriyle çelişen
haberler yayımlanıyor. Yanlış çıkan haberlerin düzeltilmesine de
gerek duyulmuyor.
“Yazar Eylem Tok ve oğlunu ABD’de Türk kurye yakalattı” haberi,
18 Haziran’da Aydınlık, Haber7, Halk TV, Hürriyet, Milliyet,
Kanal D, Haber Global’in de aralarında olduğu birçok yerde
yayımlandı. Fakat eksiklerle dolu bir haberdi, her şeyden önce
“Türk kurye”nin adı ve kimliğiyle ilgili hiçbir ayrıntı yoktu.
Nitekim kazada ölen Murat Aci’nin ailesinin avukatı Hacı Orhan bu
bilgiyi Odatv’de yalanladı ama kimseler düzeltmedi
haberini.
Tok ve oğlunun yakalanması haberlerinin ikinci yanlışı da nerede
yakalandıkları konusuydu. Bazı haberlerde bir evde yakalandıkları
belirtilirken, kimi yerlerde de Timur C.’yi kaydettirmek üzere
görüşmeye gittikleri bir okulda yakalandıkları bilgisi veriliyordu.
Bu konudaki karmaşa, 27 Haziran’da Akşam’da yayımlanan
“Eylem Tok ve oğlu böyle yakalandı” haberine değin sürdü.
Yavuz Atalay’ın, ertesi gün manşetten daha ayrıntılı yayımlanan
haberinde Eylem Tok ve oğlunun yakalama anının görüntüsü de yer
alıyordu. Aynı görüntüler Hürriyet’te de yayımlandı. Ama
okulda yakalandıkları kesinleşmesine rağmen “Evde yakalandı”
diyenler yine düzeltmedi.
Bir de o güne değin Akşam dahil birçok medya
kuruluşunda Timur C’nin fotoğrafı yüzü açık olarak kullanılıyordu.
Fakat ABD’den gelen yakalanma anına ilişkin fotoğraf ve
görüntülerde Timur C.’nin yüzü kapatılmıştı.
Böylece ABD’de uygulanan kural, bizim medyayı da etkilemiş oldu.
Halbuki 18 yaşından küçüklerin fotoğrafı ve kimliğinin
yayımlanmaması bizde de hem yasal zorunluluk hem de gazetecilik
ilkeleri gereği…
Ayrıca Eylem Tok ve oğlu, kamu vicdanında mahkûm olsa da
gazetecilerin yargılarla hareket etmemesi, kendilerini yargıç ve
savcı yerine koymamaları gerekirdi.
ÜÇ GAZETECİNİN ŞİRKET İŞBİRLİĞİ
Mobil taksi uygulaması TAG’ın kurucusu Oğuz Alper Öktem,
taksicilere karşı verdiği mücadelede dijital medyayı ve viral
reklamları sıklıkla kullanan bir isim. Geçen hafta da trafik
polislerinin TAG sürücülerinin araçlarını Polis Teşkilatını
Güçlendirme Vakfı yerine özel şirketlerin çekicilerine çektirmesine
karşı video çekti.
Her ne hikmetse Öktem’in özel çekici uygulamasını eleştirdiği
videoyu paylaşmasından sonra gazeteciler Özlem Gürses, Nevşin Mengü ve Cüneyt Özdemir de devreye girdi. Onlar
da özel çekici kullanılmasını eleştirip, Öktem’e destek veren
videolar çektiler. Her üç video da aşağı yukarı benzer içerikteydi;
üçünde de Öktem’in videosu da gösteriliyor, ona övgüler
düzülüyordu.
Enteresandır, gazetecilerin videolarını önce Öktem kendi
hesabından paylaştı. Belli ki, Öktem organize etmiş bu videoları,
gazeteciler durup dururken özel çekici sorununu fark etmemiş!
Bu paylaşımlarda “sponsorlu”, “işbirliği” ya da “reklam” gibi
etiketler yok ama ticari şirket sözcülüğü yapılıyor; tanıtım
katkısı veriliyor. Gazetecilik meslek ilkelerine aykırı bir
davranış.
Habercilik yapılsa böyle tek taraflı, sadece Öktem’in sözlerine
dayalı bir tanıtım videosu çekilmez; en azından Trafik Kanunu’na,
Karayolları Trafik Yönetmeliği’ne de bakılırdı.
OKUR GÖRÜŞLERİ
Diyarbakır ve Mardin arasındaki bölgedeki çıkan yangına,
bilirkişi raporları ve tanık ifadelerine rağmen “anız yangını”
denilmesini eleştirmiştim. İktidar medyası, DEDAŞ’ın
sorumluluğundan ve elektrik direğinden düşen kıvılcımlardan söz
etmiyordu. Ama yanlış anlamaya izin vermemek adına
NTV’nin, onlardan farklı olarak tüm rapor ve açıklamaları
aktardığını, tek yanlı davranmadığını da vurgulamalıyım.
İki de okur görüşü ileteyim. Müzisyen Şanar Yurdatapan,
“Halk TV kanalında feci bir ayıp sürüyor. 10 dakikada bir
hiç uyarmadan yayını cart diye keserek reklam giriyor, bitince yine
cart diye kaldığı yerden devam ediyor haber” dedi.
Yüksel Kenaroğlu da Halktvcom, ABC, Yeniçağ, Yeni
Akit’in “Tüm marketlerden toplatılıyor: Ünlü çay markasında
zararlı madde bulundu” başlığında olayın Almanya’da olduğunun
belirtilmemesinin “çirkin gazetecilik örneği” olduğu eleştirisinde
bulundu.
TEK CÜMLEYLE:
- Yeni Akit, Madımak katliamının yıldönümünde “Sivas
mazlumları 31 yıldır zindanda çürüyor” sürmanşetiyle hükümlü
katilleri savunmayı sürdürdü.
- Türkgün, “Halk TV’nin avanak
hafiyeliği” diye hedef gösterdiği gazetecilerden biri olan Timur
Soykan’ın Sinan Ateş davasındaki çizimini izinsiz ve kaynak
göstermeden kullandı.
- Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Burak Kılıç, Sinan Ateş
davasını titizlikle izleyen Barış Terkoğlu, Alican Uludağ, Erk
Acarer, İsmail Saymaz ve Timur Soykan’ı tehdit etti.
- Hürriyet, Milliyet ve Ekonomi’nin ardından
Gazete Oksijen de Bvlgari’nin Başkanvekili ile söyleşi
yaparak, Cennet Koyu’ndaki yeni oteli tanıttı ama çevreye
zararından söz etmedi.
- Tivibu’dan “(Spor) Haber programı sunucusu” Çiğdem
Günal, Euro 2024 için Almanya’ya giderken üç gün boyunca
“işbirliği” etiketiyle paylaşarak bir araç markasının reklamını
yaptı.
- Habertürk ve Bloomberg HT’nin ortak
programında Fevzi Çakır, Hazine ve Maliye Bakanı Bakanı Şimşek’in
“Türkiye’de asgari ücret düşük değil” sözüne itiraz etmedi, soru
sormadı.
- Sabah, 15 Temmuz darbe girişimini anma haberlerine 1
Temmuz’dan itibaren başladı.
- Hürriyet, “Hastanedeki tacize 11 yıl sonra tazminat”
haberinde, tazminat ödemeye mahkûm olan özel hastanenin adını
gizledi.
ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET
VE ÖNERİLERİNİZ
İÇİN: