Pervin Buldan: Kürt sorununu çözemeyen hiçbir iktidar başarılı olamaz

HDP’nin 4’üncü Büyük Konferansı’nda konuşan Pervin Buldan, "Türkiye’de Kürt sorununu demokratik ve onurlu şekilde çözme iradesi gösteremeyen hiçbir iktidar, aktör başarılı olamaz" dedi.

Abone ol

DUVAR - HDP, 5’inci Büyük Kongresi öncesi 4’üncü Büyük Konferansı’nı Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştiriyor. “Büyük Direniş Büyük Yürüyüş” şiarıyla gerçekleştirilen konferansa, HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, HDP Parti Meclisi (PM) ve Merkez Yürütme kurulu (MYK) üyeleri, milletvekilleri, il eşbaşkanları, Kadın Meclisi üyeleri, Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu üyeleri, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Esengül Demir ve Cengiz Çiçek, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Saliha Aydeniz ve Keskin Bayındır, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanları Özlem Gümüştaş ve Şahin Tümüklü, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Sözcüsü Sevtap Akdağ Karahalı, Yeşil Sol Parti Eş Sözcüleri Ayşe Erdem ve İbrahim Akın, Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanları Canan Yüce ve Cavit Uğurlu, Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri, Barış Anneleri Meclisi üyeleri olmak üzere 647 delege katıldı. 

'ONURLU BARIŞI BU ÜLKEDE VAR EDECEĞİZ'

Kürsüye çıkan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Kürtçe ve Türkçe konferansa katılanları selamladı. Mezopotamya Ajansı'nın aktardığına göre Buldan, “Mücadeleyle geçen nice zamanlardan sonra bir kez daha önemli günlerin şafağında buluştuk. Bu buluşmamızda alacağımız önemli kararlarla demokratik geleceğe birlikte yürüyeceğimize, demokratik geleceği hep birlikte öreceğimize yürekten inanıyorum. Çünkü HDP, gücünü geçmişten alan büyük bir umudun bugünkü temsilcisidir. Bu umudun temsilcileri olarak bizler, emeklerimiz ve fikirlerimizle mücadelemizi büyütecek ve inşa aşamasına geçerek, güçlü demokrasiyi ve onurlu barışı bu ülkede var edeceğiz” dedi.

'KADIN CİNAYETLERİ İLE KENDİSİNİ VAR ETMEYE ÇALIŞAN BİR İKTİDAR'

Buldan, şöyle devam etti:

“Bu rejim kadınlara her türlü hakareti ederek, kadın katliamlarını, kadına yönelik şiddeti ve kadın cinayetlerini gündemde tutarak kendisini var etmeye çalışan bir iktidardır. Bu iktidar Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini görmezden gelerek ayakta durmaya çalışmaktadır. Bu ittifak, varlığını Kürt Sorununu inkâr etmeyle eşdeğer gören bir iktidardır. Tüm dünyanın kabul ettiği Kürt sorunu inkar edilecek, kabul görmeyecek bir sorun değildir. Demokrasiden, hukuktan ve adaletten uzaklaşmış bir iktidarın başta Kürt sorunu başta olmak üzere bu ülkenin yakıcı sorunlarını inkarla ayakta durduğunu ve zihniyetin, politikasını bunun üzerine oluşturduğunu çok iyi biliyoruz. Oysa hakikatin bir huyu vardır. Hakikat en zalim iktidarlara karşı bile yürümeye devam eder. Biz yürüyoruz yürümeye devam edeceğiz."

'NE ZAMAN Kİ TECRİT BAŞLADI, O ZAMAN ÇATIŞMALAR OLDU'

Türkiye’de bir arada yaşama hakikatinin Kürt sorunun demokratik çözümünden geçtiğini ifade eden Buldan, şunları söyledi: “Diyalog ve müzakere seçeneklerinin gündeme alınması ve onurlu bir barış siyaseti için adım atılmasıdır. Barış için İmralı’nın Sayın Öcalan’ın diyalog ve müzakerede rolü önemsenmelidir. Sayın Öcalan’ın demokratik çözüm ve barış için, mutlak tecridin kaldırılmasında rolünü oynamasıdır. Bu ülke 2011-2015 yıllarında barış sürecine tanıklık etti. O süreçte insanların geleceğe umutla baktığı, insanların yaşamını yitirmediği, annelerimizin gözyaşı dökmediği, insanların geleceğe umutla baktığı bir süreç yaştı bu ülke ve bu topraklar. Ne zaman ki tecrit başladı, İmralı'nın kapıları kapandı; o zaman bu ülkede ölümler, çatışmalar oldu ve gencecik insanlarımız yaşamını yitirmeye başladı. 

Herkes bilmelidir ki, Kürt sorunu çözülmeden, Türkiye’ye demokrasi ve özgürlük gelmez. Türkiye’de Kürt sorununu demokratik ve onurlu şekilde çözme iradesi gösteremeyen hiçbir iktidar, aktör başarılı olamaz. Ne iktidar ittifakları, ne inkarcı politikaları yol alabilir, ne de muhalefet fikir ve irade geliştirmeden bu ülkede kazanabilir. Biz bu sorunun hem iktidarın hem de mevcut muhalefetin mutlaka ama mutlaka gündeminde olması gerektiğini düşünüyoruz. Kürt sorunu bu ülkenin tamamını ilgilendiren bir sorundur. Bu sorun çözülmeden barış ve demokrasinin gelmeyeceğini herkesin bilmesi gerekiyor. Bugün Türkiye’de değişim isteyen herkesi vakit kaybetmeksizin Kürt sorununda çözüm önerilerini sunmaya, demokratik anayasa ve inanç temelli hakları tanımaya bir kez daha davet ediyorum.”

'ÖNÜMÜZE PEK ÇOK ENGEL ÇIKARILDI'

Ardından konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da, şu ifadeleri kullandı: 

“HDP olarak çıktığımız bu onurlu yürüyüşte önümüze pek çok engel çıkarıldı, önümüze pek çok bariyer örüldü. Hiç birine takılmadık, hepsini yıktık ve bugünlere geldik. Bu konferansı bu coşku ve inançla topluyoruz. Bu iradeyi gösteren sizlere, geçmişten bugüne bu iradeyi yaratan bütün emekçilerimize, yolumuzu aydınlatan büyük yürüyüşümüzü aydınlatan bütün insanlara buradan saygılarımızı, sevgilerimizi minnetlerimizi iletiyoruz."

Türkiye’nin büyük bir krizden geçmekte olduğunu dile getiren Sancar, konuşmasını şu başlıklarla sürdürdü: “Bu krizin kökenleri son 3 yılda 5 yılda yatmamaktadır. Bu krizin kökleri yüzyıllık tarihte yatmaktadır. Bu iktidar bu yüzyıllık tarihin o kötü mirasını devralarak bugünlere taşıdığı için krizi daha da derinleştirmiş, çöküşü hızlandırmıştır. Krizin temelinde Kürt sorununda yaklaşım vardır. Cumhuriyetin demokratik bir şekilde kurulmamış olması vardır. Kürt sorununu inkarla, imha ile; bastırma politikalarıyla, savaş siyasetiyle, militarist anlayışla ele alan yaklaşımlar sürekli bir kriz döngüsü yaratmış ve Türkiye’yi bugün bu noktaya taşımıştır. Bu iktidar özellikle 2015 yılından sonra militarist politikaları, güvenlikçi anlayışı, inkar ve imha uygulamalarını daha da ileri taşımıştır, daha da büyütmüştür. Sadece bu ülke ile sınırlı tutmamıştır, bölgeye yaymıştır. Kürtlerin yaşadığı her alana taşımıştır. O nedenle kriz daha da derinleşmiştir. Kürt sorununda çözümsüzlük, militarist anlayış, inkarcı ve imhacı yaklaşım büyüdükçe kriz derinleşiyor. Şimdi de aynı yöntemleri, başka zamanlarda uygulanmış olan metodları bu iktidar sanki yeniymiş gibi devreye sokuyor. 

'TOPLUMSAL ÇÖZÜLME YAŞANIYOR'

O nedenle ekonomide büyük çöküş yaşanıyor, siyasi alanda büyük bir dağılma yaşanıyor, toplumsal çözülme yaşanıyor. Bu ülkeyi kutuplaştıran, toplumu bölerek yönetebileceğini düşünen anlayış nefret ve düşmanlık politikalarına yaslanıyor. Yapmamız gereken, bu krizi tümden çözecek güçlü yaklaşımı ve büyük yürüyüşü örgütlemektir. Sadece iktidarı değiştirmek yetmeyecek. Bu iktidarı değiştirmek, bu politikaların kriz kaynağını en üst düzeye taşıyan bu kadroların gitmesi gerekiyor. Onları göndereceğiz, ama bu yetmez. Sistemi değiştirmemiz gerekiyor. Sistemin bu sorunlarını üreten kaynaklarını değiştirmemiz gerekiyor yeni bir başlangıç yapmamız gerekiyor. Krizin en dip noktası imkanların da en üst noktası olabilir, yeter ki biz bunları değerlendirebilirim. 

Bugün Türkiye siyaset sahnesinde iki kutbun arasına sıkıştırılmaya çalışılan bir denklem kurulmakta bir formül tek çare olarak sunulmaktadır. Bu doğru değil Türkiye iki kutba mahkum değil, eskiyi devam ettirecek hiçbir zihniyet Türkiye’de halkların istediği çözümleri, geleceği kuramaz. Bu iktidar zaten iyice çökertmiştir bu ülkeyi, felaketin eşiğine getirmiştir. Ama çıkış eski zihniyeti farklı yöntemlerle devam ettirecek yönetimlerde değildir. Çözüm 3’üncü yoldadır. Çözüm HDP’nin siyasal programındadır çözüm inancını yitirmeyen halkların kararlı yürüyüşündedir. Çözüm bizdedir. 

'ÇÖKERTMEYE ÇALIŞANLAR ÇÖKTÜLER'

Bakın bu iktidarın geçmişten miras alarak daha da derinleştirdiği politikalar hangi sonuçları yaratıyor? Hangi iktidar Kürt sorununda çözümsüzlük batağına sürüklendiyse ilk iş olarak demokratik siyaseti tasfiye etmeye yönelmiştir. Başarmış mıdır? Cevabı sizde, cevabı bu salonda ve bir ay sonra toplanacak büyük kongremizdedir. Hayır, başaramadılar. Çözmeye ve çökertmeye çalışanlar çözüldüler ve çöktüler. Bizler ise onurlu bir yürüyüş ile dimdik ayakta duruyoruz, yürüyoruz ve ülkeyi değiştirmeye geliyoruz. Büyük dönüşümü gerçekleştirmeye geliyoruz. Güvenlikçi, militarist anlayışlar her dönem farklı yollar ve yöntemlerle denendi. Şimdi de sınır ötesi operasyon adı altında sanki yeni bir iş yapılıyormuş gibi bir propaganda üretiliyor. 

Bugün Güney Kürdistan'da yürütülen operasyonlarda, Kuzeybatı Suriye’ye, Rojava'ya yönelik askeri harekat ve işgal planları da bugüne kadar çöküş üretmiş siyasetlerin yarattığı sonuçtan başka bir sonuç veremez. Çözüm askeri anlayışta, militarist yaklaşımda, operasyonlarda, işgal siyasetinde değildir. Çözüm demokrasidedir, demokratik siyasettedir. Çözüm müzakere ve diyalogtadır. Çözüm hakların eşit ve ortak yaşamını savunan anlayıştadır. O anlayış da bizdedir. Bu anlayış bize büyük miras olarak gelmiştir. Bizim görevimiz bu mirası daha da büyüterek bizden sonra gelecek kuşaklara onurla ve gururla devretmektir. 
 
Başka ne yapıyor bu iktidar? Sınır ötesi operasyonların eşlik ettiği içeride düşmanlık politikalarını, nefret siyasetini yaygınlaştırıyor. Psikolojik savaş politikalarını daha da ileri götürüyor. Ama bütün nafile, hiçbiri sonuç vermiyor, hiçbiri istedikleri sonucu doğurmuyor. Tek güvendikleri şey karşılarına güçlü bir alternatifin çıkmamış olmasıdır. Eğer karşılarındaki güçlerin parçalar birbirine düşürürlerse, muhalefeti bölüp demokratik güçleri ayrıştırırlarsa ayakta kalabileceklerini düşünüyorlar. Bizler de buna cevabımızı ittifaklarımızı kurarak vereceğiz.

'TECRİT ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN İKİZ KARDEŞİDİR'

Başka ne yapıyorlar? Çözüm ve diyalog yolunun önemli kapısı İmralı'ya tecrit uyguluyorlar. Böylece savaş politikalarını, çözümsüzlük anlayışını ilelebet sürdürebileceklerini düşünüyorlar. Ama biliyoruz ki Kürt sorununda demokratik çözüm anlayışı ileri gittiyse bunda Abdullah Öcalan çok önemli rol oynamıştır. O nedenle tecridi ağırlaştırmak çözümsüzlüğün ikiz kardeşidir. Savaş politikalarıyla tecrit birbirinden ayrılamaz. Sonuç ortada. Sonuç milyonların açlığıdır. 25 milyon insanın açlık sınırı altında yaşadığını biliyoruz. Resmi veriler bunu saklayamıyor. Yoksulluk sınırını da katarsak toplumun yüzde 80’den fazlası aç, yoksul yaşamaktadır. Kaynağında tam da Kürt sorununa yaklaşım ve bu yaklaşımın ürettiği inkarcı politikalar var. Kaynakları savaşa aktarırsanız ve savaş politikalarını, milliyetçiliği, nefret politikalarının kaynağı haline getirirseniz bu toplumda refah da, huzur da, barış da olmaz; demokrasi ve özgürlük hiç olmaz. 

Bizler bütün bunlara karşı çözümün partisi olarak dimdik ayaktayız. Büyük direndik, büyük yürüyoruz ve başkanımın biraz önce dediği gibi büyük kazanacağız. Anahtar bizdedir, anahtar biziz diyoruz. Bunu sadece oy oranıyla açıklamaya çalışanlar da yanılıyor. Sanki anahtar bizim oy oranımızla sınırlı. Sanki oy oranımız bizi anahtar haline getiriyor gibi sunuluyor. Evet oy oranımız en büyük destek kaynağımız, güç kaynağımız. Çünkü bütün baskılara rağmen inancını yitirmeyen, desteğini asla esirgemeyen, tam tersine bizlere bu yürüyüşe, bizlere daha da kararlı bir şekilde destek sunan bir halk gerçeği var. Eğer bu halk gerçekliğini sayı olarak algılarsak yanılırız, eksik anlarız. Yanlış yaparız. ‘Çözüm, anahtar biziz bizdedir’ dediğimiz de bu halk desteğini elbette kast ediyoruz ama asıl bizim izlediğimiz siyasete bakılmalıdır. Biz bu ülkede savaşı, ayrışmayı, düşmanlaştırmayı, talanı, yalanı, rantı, kanı durduracak programa sahip tek partiyiz. İşte o nedenle anahtar biziz, o nedenle bu ülkeyi aydınlık yarınlara taşıyacak o kilitli kapıları açma gücü bizi elimizdedir. 

'İKTİDARI GÖNDERECEK HALK İRADESİ MEVCUT'

Bizler bu yolu demokrasi ittifakı ile yürüme kararı verdik. Bundan önceki büyük konferansımızın ve kongremizin de belirlediği bir yoldu bu. Bu yolu örmeye devam ediyoruz. Seçimler yaklaştıkça bu meseleyi sadece seçim ittifakı içinde değerlendirmeye çalışanlara da buradan sesleniyorum. Doğrudur, seçimler tarihi önemdedir. Bu seçimler Türkiye’de sadece iktidarın ve parlamentonun belirlenmesiyle sınırlı bir sonuç doğurmayacaktır. Bu seçimler aynı zamanda yeni bir başlangıcın mümkün olup olmadığını da gösterecektir. Bu sistemi; sömürü, savaş, rant ve talan sistemini, bu çete ve suç düzenini değiştirip değiştiremeyeceğimizi de belirleyecektir. Biz diyoruz ki bu sistemi de bu düzeni de değiştirecek güç vardır; bu iktidarı gönderecek güçlü bir halk iradesi mevcuttur. O iradeye doğru yol güçlü yürüyüş ve kararlı hedefler gösterildiği anda hem iktidar gidecek hem de düzen değişecek. İşte demokrasi ittifakının ana hedefi budur.

'KAPATMA DAVASIYLA BİZİ SİYASET SAHENSİNDEN SİLEBİLECEKLERİNİ SANIYORLAR'

Son kongremizi yapacağımızı var sayıyor bazıları. Çünkü kapatma davasıyla HDP’yi siyaset sahnesinden silebileceklerini sanıyorlar. Kumpas davalarıyla bizleri tasfiye edebileceklerini sanıyorlar. Kobanê Kumpas Davasında yargı, bu sistem bir bütün olarak çöküyor. İstedikleri oyunu oynasınlar, orada yargılama iddiasıyla sanık sandalyesine oturtulmuş arkadaşlarımız sadece karşılarındaki heyeti değil; bütün bu sistemi yargılıyorlar. Bu hep böyle oldu. Ne zaman demokratik siyaset sanık sandalyesine oturtulduysa orada sistem yargılandı, sistem mahkum edildi. Yine aynı şey oluyor. Şimdi de arkadaşlarımız, hepsine selam olsun, bu iktidarı ve onun kumpaslarını, bu sistemi, onun zihniyetini yargılamaya devam ediyorlar. Mahkum ediyorlar. Hep birlikte bu sistemin sonunu getirecek mücadelenin onurlu direnişini ortaya koyuyorlar. Kapatma davası da aynı kumpasın bir, parçası sanki. HDP bir tabela, bir bina gibi düşünüyorlar. Biz kararımızı çoktan verdik, sonuna kadar yürüyeceğiz. HDP’yi savunacağız, yaşatacağız ve büyüteceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. 

Bu dava da bu sistem de mutlaka çökecek. İrademiz de gücümüz de yürüyüşümüz de bu davayı boşa çıkaracak. Gelecek dönemin inşasının ana aktörü olacağız. Büyük direndik, geçen kongrede söylemiştik. Direniş bizim işimizdir, biz direnerek var olduk. ‘Direnmek yaşamaktır’ sözü gerçek anlamını bu gelenekte bulmaktadır. Fakat direnmeyi siyasetin tek alanı olarak da görmüyoruz. Direneceğiz ama direnmeden inşaya geçişin de birikimi, inancı iradesi var bizde. O nedenle şimdi direnişten inşaya geçiş yolunu daha da büyütmek, daha da ileri taşıma zamanıdır. 5’inci Büyük Olağan Kongremiz de yeniden başlangıcın, demokratik cumhuriyete giden yolun, eşit yurttaşlığa giden yolun, özgürlüğe ve büyük barışa giden yolun inşasının en önemli dönemeci olacak. 8 Martlarda, Newrozlarda meydanlara taşan büyük coşku ve inancı şimdi 5’inci Büyük Olağan Kongremizde daha da ileri taşıma zamanıdır. Yeni başlangıcın ve inancın şölenine hazırlanıyoruz. Kongremiz bu şölenin en görkemli sahnesi, en görkemli imkanı olacaktır. Şimdiden bunu herkes bilsin. 

'KENDİ İTTİFAKIMIZLA SEÇİMLERE KATILACAĞIZ'

Bu ülkeyi iki ittifaka, birbirinden çok da farklı olmayan zihniyetlere mahkum etme çabası bizim demokrasi ittifakımızla boşa çıkacaktır. Bu iktidarı göndereceğiz ama aynı zihniyeti farklı yollarla savunacak herhangi bir şekline de bizim desteğimiz olmayacaktır. Bir parlamentoyu halkların ortak iradesinin mekanı haline getireceğiz. Demokrasi ittifakı ile, kendi ittifakımızla parlamento seçimlerine katılacağız. Öyle büyük bir halk desteği alacağız ki, halkların ortak iradesini meclise anahtar güç olarak taşıyacağız. İşte bu güç bütün dengeleri değiştirme potansiyeli olan en önemli imkanımız ve hedefimizdir. 

Cumhurbaşkanlığı seçimini de elbette önemsiyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçiminde hangi yolu izleyeceğimizi ta bir buçuk yıl öncesinden beri anlatıyoruz. Bunu geçen 27 Eylül’de bir deklarasyon halinde açıkladık. Bizim tavrımız geçerlidir. Eskiyi sürdürmeyi bırakacak, eski zihniyetten ayrılma iradesini ortaya koyacak her türlü müzakereye açığız.  Halkın ihtiyaçlarını, ülkede demokratik cumhuriyete giden yolun açılmasını kabul ve taahhüt etmek şartıyla bizimle müzakereye, kamusal diyaloga girmek şartıyla ortak cumhurbaşkanı adayı fikrine de, seçeneğine de açığız. Ama tekrar altını çiziyorum, eski anlayışı farklı şekillerde sürdürme senaryolarına HDP’yi entegre edebileceğini düşünen kim varsa bu hesabını masadan kaldırsın.

Bizim iki kötü arasında seçim yapma mecburiyetimiz yok. Bizim demokratik geleceği, özgür geleceği ve büyük barışı inşa edecek özgücümüz var, programımız ve inancımız var. Büyük yürüdük. Bu büyük yürüyüşü büyük direnişin üzerine kurduk. Şimdi büyük kazanma zamanıdır, demokrasi ittifakı olarak kazanma zamanı 3’üncü yol siyasetinin kazanma zamanı. Halkçı yönetimi kurma zamanıdır. Kamucu ekonomiyi inşa etme zamanı, çoğulcu toplumu eşitlik yurttaşlığı, güvence altına alma zamanıdır. Bu zaman HDP ile yaşanacak. Bu zamanı HDP kuracağı ittifaklarla, yoldaşlarla, demokrasi güçleriyle, toplumun bütün ezilenleriyle, dışlananlarıyla, kadınlarla, gençlerle, ekoloji hareketleriyle, bütün devrimci ve ilerici yurtsever güçlerle birlikte yürüyecek. Bu yol kutlu bir yoldur. Zordur, engellerle doludur ama engelleri aşmak bizim işimizdir. Yolumuz uzundur. Son kongre olmayacak.  5’inci Büyük Olağan Kongremiz yeniden başlangıcın ve inşanın kongresi olacaktır.” (HABER MERKEZİ)