Patlatan kim olursa olsun kazanan hep aynı

Eğer birileri bunu AKP'yi yıpratmak amacıyla yapıyorlarsa fena halde analiz yeteneğinden yoksun olmalı. Zira tam da AKP'nin düşüş trendine girdiği bir süreçte başlayan bu kör şiddet bugüne kadar AKP'ye can suyu taşımaktan öte bir işe yaramadı.

Abone ol

Mahmut Üstün

Cumhurbaşkanı patlamanın ardından yaptığı yazılı açıklamada, bu saldırının arkasında hangi örgütün olduğunun bir önemi olmadığını söyledi.

Haklıdır.

Saldırıyı kimin yaptığı ve üstlendiğinden öte saldırının bizzat amacı ve/ya yarattığı sonuç daha önemlidir.

Bu tür kör şiddet eylemlerinin kitlelerde yaratacağı etki otoriter ve baskıcı rejimlerin en azından hayırhah karşılanması olacaktır. 12 Eylül faşist rejiminin kendi zeminini nasıl döşediği ve meşruiyetini nasıl sağladığı hatırlardadır. Kör şiddeti yaygınlaştırarak..."Biri gelsin masaya vursun ve bu akan kanı durdursun" ruh halini bütün siyasi kaygı ve amaçları aşan biçimde halkta acil ve ortak bir talep haline getirerek...

Cumhurbaşkanı aynı açıklamasında "Biz hedefimizde kararlı ve emin adımlarla yürüyoruz" dedi.

Peki patlamanın ardından yandaş basın ne dedi:

"Terör dursun diyorsan... Tek çare başkanlık..."

Manidar...

**

Evet Erdoğan haklı örgütün kim olduğu ikincildir.

Zira bu tür olaylar bir de üstelik seriye bağlanmışsa istihbarat örgütlerine, devlet aklına rağmen olmaz. İç ve/ya dış devlet(ler) ve istihbarat(lar) hesaba katılmaksızın bu tür olaylar anlaşılamaz. Ya onların doğrudan dahili ya da göz yumması söz konusudur.

Suruç ve Ankara Garı'nda yaşanan ve onlarca cana mal olan benzer patlamaların üzerindeki sis perdesi hafifçe aralandığında bu olayların istihbarat örgütünün adeta eskortluğu ile gerçekleştirilmiş olduğunu apaçık görmedik mi?

**

"Bu türden patlamaların seriye bağlandığı tarihin Haziran/Kasım seçimleri ve sonrasına denk düştüğünü görüyoruz. AKP'nin iktidarı kaybetme sürecine girdiği bir döneme yani. Tesadüf değil... Bu da manidar.

Bu sürecin ardından bazen neredeyse haftalık periyotlarla başta büyük kentler olmak üzere ülkenin çeşitli yerlerinde peşi sıra bombalama eylemleri peydah oldu. Bombalı eylemlerin ortak özelliği sıradan insanda can güvenliği ve istikrar talebi yaratacak nitelikte olmasıydı.

Aynı dönemde Kürt sorununda savaş politikasına geçilmesiyle ülkenin politik gündemi iyiden iyiye zehirlendi. Artık tek değilse de diğer gündem maddelerine göre açık ara önde olan gündem "terör ve ölüm" haline geldi. Güvenlik ise en temel konu ve talep... oldu.

Kimin işine yarıyordu?"

**

Eğer birileri bunu AKP'yi yıpratmak amacıyla yapıyorlarsa fena halde analiz yeteneğinden yoksun olmalılar. Zira tam da AKP'nin düşüş trendine girdiği bir süreçte başlayan bu kör şiddet (terör) bugüne kadar AKP'ye can suyu taşımaktan öte bir işe yaramadı. Güvenlik eksenli bir gündemi genelleştirerek AKP karşıtı muhalefetin elini de hayli zayıflattı. Şimdi ise OHAL halini olağanlaştırmaya, süreğenleştirmeye hizmet ediyor.

Mevcudu korumakta zorlanan, yaşamak, düşmemek için tek çaresi adeta güvenlik devleti doğrultusunda rejimi restore etmek için bir adım daha atabilmek olan AKP'ye, altın tepsi içinde sunulan fırsat işlevi görüyor.

Şimdi AKP cephesi ortak bir koro halinde son saldırının "Başkanlık tasarısı"na karşı yapıldığını iddia ediyor. Bahçeli'de bu koroya dışarıdan eşlik ediyor.

Bu saldırının  AKP'yi kendi seçmenleri nezdinde de hayal kırıklığına yol açan "Mavi Marmara Kararı"ndan bir gün sonraya ve "başkanlık tasarısı" ile aynı güne denk düşmesi gerçekten ilginçtir.

Ama soru şudur: Bu saldırı başkanlık sistemi amacını zora mı sokmuştur? Ya da tam aksine kolaylaştırmış mıdır? Tabanını başkanlık sistemine destek konusunda ikna etmekte zorlanan Bahçeli'nin ikna çabasını daha da güçleştirmiş midir? Ya da tam aksine kolaylaştırmış mıdır?

Hele de saldırıyı TAK gibi ne idüğü belirsiz bir "örgüt" üstlenirse...

Ya AKP tabanındaki Mavi Marmara kararına yönelik iç tartışma?

Bu saldırı sayesinde "şimdi sırası değil; şimdi ne olursa olsun kenetlenme zamanı"  mantığının galebe çalmasıyla daha başlamadan bitmiş olmadı mı?

**

Son olarak gelelim bu kör şiddeti Gezi Direnişi ile ilişkilendirme gafletine...

Bu son derece bilinçli bir psikolojik harekattır. Olay daha çok tazeyken yapılan bu açıklama - terör bitsin diyorsan başkanlık şart açıklamasıyla birlikte- bize ortadaki operasyonun nasıl bir fırsata çevrildiği, nasıl bir amaca tahvil edilmek istendiği konusunda önemli bir veri sunmaktadır.

Böylesi akıl ve izan dışı açıklamalarla Gezi'nin kriminalize edilmeye çalışılması, yeni bir Gezi'nin diktatörce hevesleri kursaklarda bırakacak en önemli etmen olduğunun bilinmesiyle doğrudan ilgilidir.

Zaten patlatılan her bomba, yeni bir Gezi direnişini korku silahıyla dizginlemeye hizmet etmiyor mu?

İşte Ankara'daki benzer saldırılar ve Suruç... İster o yapsın ister bu... Amaç Kürt ve Türk muhalefetinin ilerici, çağdaş, laik, devrimci ve emekten yana birliğine ket vurmak değil mi?

**

Ez cümle...

Gezi yaşamın, barışın, kardeşliğin, cesaretin, eşitlik ve özgürlüğün sesiydi...

Patlatılan bombalar ölümün, karanlığın, korkunun ve diktatörlüğün sesidir...

Ülkeyi şu an yönetenler sık sık "kefenlerini giyip göreve talip olduklarını" söyleseler de, Melih Gökçek'in sözlerine göre "Allah onları koruduğu için" onlara hiç bir şey olduğu yok... Olan gariban yoksul çocuklarına oluyor . Bu ülke de gepegenç çocuklara kefen giydirile giydirile birileri diktatörce amaçlarına  her gün daha da yaklaşıyor.

Öyle gözüküyor ki:

Ya yaşamdan, kardeşlikten, eşitlik ve özgürlükten yana olan milyonlar direne direne kazanacak...

Ya da ölümden, savaştan, karanlık ve cehaletten yana olanlar patlata patlata ülkeyi bir güvenlik devletine, koyu bir diktatörlüğe çevirecek...

Üçüncü bir yol yok...