Özge Özel: Bir şaka en fazla ne kadar saldırgan olabilir ki?

Özge Özel'le stand up gösterilerini, günümüzün komedi kültürünü konuştuk. Özel, "İzleyen kişide uyanan rahatsızlığa karşı kendimi sorumlu hissetmiyorum Bir şaka ne kadar saldırgan olabilir ki?" dedi.

Abone ol

DUVAR- Stand-up röportajları serimizin bu haftaki konuğu Özge Özel. Sahnelerin yanında ‘Kayıp Eşya Bürosu’ adlı podcast serisinden de tanığımız Özel, komedinin büyük bir özgürlük alanı olduğunu, baskı ve yasaklardan kurtulmanın bir yolunun da komedi olduğunu söylüyor. 

Özel, stand-up gösterilerine devam ederken biz de onunla bir araya geldik ve kendisine sahneye ilk nasıl çıktığını, sansürü ve günümüzün komedi kültürünü sorduk.

Sahneye ilk çıktığınız günü bizimle paylaşır mısınız? Heyecan da mutlulukla beraberdir diye soruyorum; “Artık bunu yapacağım” demeye nasıl başladınız?

2019 yazında artık ne olduysa, birbiriyle bağlantısı olmayan üç arkadaşımın her biri, ayrı ayrı stand-up yapmam gerektiği konusunda beni bayağı gazladılar. Bir tanesinin kafesi de vardı. Ben de vardır bir bildikleri diyerek bir metin yazdım, çalıştım ve tanıdığım herkesi kafeye toplayarak kafa üstü daldım. Ellerimin, dizlerimin, sesimin titrediğini, çıkmadan önce bana viski verdiklerini, çok korktuğumu ve aynı zamanda çok da güvende hissettiğimi hatırlıyorum. Yaklaşık yarım saat sürmüştü. Bittiğinde artık bu işi yapacağımı biliyordum.

Gösterinizde ilişkileriniz, etnik kimliğiniz, jinekolog deneyiminiz gibi pek çok başlıkta hikâyeler anlatıyor, birilerini de ister istemez iğneliyorsunuz. Komedinin rahatsız edici, yer yer saldırgan olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu konunun aşırı abartıldığını düşünüyorum. Bir komedyen olarak, sahnede aktaracağım konuları rahatsız edici veya saldırgan olması üzerinden seçmiyorum. Önceliğim; kişisel olarak beni rahatsız eden ve bana saldırılan konular üzerine şaka yapmak ve hep birlikte buna gülmek. Ancak bu şekilde hayata devam edebilirmişiz gibi geliyor. İzleyen kişide uyanan rahatsızlığa karşı kendimi sorumlu hissetmiyorum açıkçası. Bir şaka en fazla ne kadar saldırgan olabilir ki? Şakadan bahsediyoruz, elinde samuray kılıcıyla sokakta insan doğrayan birinden değil.

Kayıp Eşya Bürosu adlı bir podcast seriniz var. Sahnelerin yanı sıra sizi burada da görüyoruz. Bu podcast’e başlamaya nasıl karar verdiniz? Başka platformlara yönelik yapmayı düşündüğünüz projeleriniz var mı?

'Kayıp Eşya Bürosu', çok ayrı bir yerde duruyor benim için. Komedyenliğin veya stand-up’ın bir uzantısı değil öncelikle. Sürekli komik ya da zeki görünmek zorunda hissetmediğim, sakin kalabildiğim, her şeyi biriktirdiğim dağınık bir oda. Ortaya çıkmasına ilham olan şey de Proust’un bir sözü: “Rastgele yatıştırıcı bir ilaç ya da tehlikeli bir zehir seçebileceğimiz bir dispansere benzeyen hafızalarımızda her şeyi bulabiliriz” diyor. Ben de bugünümü etkileyen, beni şu anki ben yapan irili ufaklı şeyleri bulup çıkarmaya çalışıyorum. Podbee sağ olsun, bu konuda beni alabildiğine özgür bırakıyor. Bunun dışında yapmayı düşündüğüm net şeyler yok, sadece daha fazla yazmak istediğimi biliyorum.

Komedinin tarihsel olarak dönüştürücü bir yönü de mevcut. Bazen kimsenin konuşmak istemediği, çeşitli sebeplerle eleştirmeye çekindiği konuları, komedi farklı yönlerden tutarak gündeme taşır ve tartışmaya ön ayak olur. Biraz da bundan bahsedelim mi?

Hayatta “bazen kimsenin konuşmak istemediği konular”ın olması bile başlı başına çok komik geliyor bana açıkçası. Belki 3-5 kere bahsedilse önemini yitirecek bir konuya, çözüm bulunacak bir soruna bakmama çabası da ayrıca yorucu. Okumayı mizah dergilerinden öğrenmiş bir çocuk olarak komedinin dokunduğu her şeyi değiştirmesine her seferinde çok yükseliyorum, kitlesel veya bireysel fark etmeksizin.

'HER ŞEYİN MİZAHI YAPILIR, YAPILIYOR'

Tabii bir de eli meşaleli insanlar var: Üstelik sadece muhafazakârlar değil, kendilerini muhalif olarak tanımlayan kesimler de bu linç kültürüne ortak oluyorlar ve ortaya eski, eski olduğu kadar da güncelliğini yitirmeyen, “Her şeyin mizahı yapılmaz” diye bir laf çıkıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Yapılır demek istiyorum. Yapılıyor. Ne kadar çabuk alışırlarsa, onlar için o kadar iyi. Bu konuyu bir an önce eskiteceğimiz ve “neyin mizahı yapılır, neyin yapılmaz”ı konuşmak yerine, “şaka iyi miydi, kötü müydü”yü konuşacağımız günleri iple çekiyorum.

Stand-up komedi ülkeye, kültüre göre çeşitli farklılıklar gösteriyor. Buradan hareketle Türkiye’deki stand-up kültürünü nasıl yorumlayabiliriz?

Stand-up gösterilerinin, açık mikrofonların, sahneye çıkanların çoğalmasını ilgiyle takip ediyorum, çeşitliliğin daha da artmasını istiyorum. Hiç dinlemediğimiz hikâyeler ve özneler de yavaş yavaş çoğalacak. Ne olursa olsun, bu iş hep bir şeylere rağmen yapılıyor çünkü bu coğrafyada. Sansüre, linçlenmeye, maddi-manevi yetersizliklere, herkese her şeye rağmen yapılıyor. Dünyanın geri kalanıyla kıyaslanacak bir yerde olduğumuzu düşünmüyorum, iyi bile geldik şu güne. Daha da gevşer, rahatlar ve tadını çıkarabiliriz umarım.

Yakınlardaki gösteri takviminizi bizimle paylaşır mısınız?

14 Ağustos Pazar akşamı Aylak Kadıköy’de, 19 Ağustos Cuma akşamı Leman Kültür Beyoğlu’nda olacağım. Açılış komedyenleri Nilüfer Yüce ve Dilara Erdemir olacak. 30 Ağustos’ta ise Akyaka’da bir gösteri yapacağım.

Stand-up’a ilgi duyan, sahneye çıkmak isteyen gençlere buradan neler söylemek istersiniz?

Hiç vakit kaybetmeden yapmaya başlamalarını, çok kötü geçecek gösterilere kendilerini şimdiden hazırlamalarını ve onay alacağım diye telef olmamalarını öneririm.