Özak Tekstil'de sendika küçük, mücadele büyük

Özak Tekstil'de işçilerin direnişi 20. gününde. BİRTEK-SEN Bölge Temsilcisi Çayan Dursun, Özak Tekstil'de direnen işçilerin Anayasal haklarını kullanmak istedikleri için baskı gördüğünü söyledi.

Abone ol

URFA - Urfa’da Özak Tekstil işçilerinin sendikal haklarını elde etmek ve insanca koşullarda çalışmak talebiyle başlattıkları direnişin 18'inci gününde Urfa'daydım. İşçiler toplantı yapmış ve işverenin uzlaşmaz tutumuna, jandarmanın saldırılarına, valilikten yapılan açıklamaya rağmen direniş kararı almışlardı.
Talepleri de çok basit ve netti: Sendikal nedenle işten atılan arkadaşlarının işe geri alınması, işçilere sendikadan istifa ve sendika değiştirme baskısının son bulması, direnişte geçen günlerin ücretlerinin kesilmemesi, fabrikanın büyük çoğunluğunun üye olduğu BİRTEK-SEN'in tanınması.
Bu basit ve net talepleri kabul görmeyince işçiler, direnişe devam kararı aldılar. İşçiler ertesi gün, 19 Aralık'ta fabrikanın önünde eylemlerine devam etmek istediler. Ancak organize sanayi bölgesine girmelerine izin verilmedi.

18 Aralık günü işçiler toplantı halindeyken BİRTEK-SEN Bölge Temsilcisi Çayan Dursun ile işçilerin sorunlarını, direnişin geldiği aşamayı konuştuk.

'İŞÇİLER ANAYASAL HAKLARINA SAYGI İSTİYOR'

Direnişin fitilini ateşleyen ne oldu?

Özak Tekstil'de Hak İş'e bağlı Öz İplik-İş sendikası örgütlüydü. Öz İplik İş Sendikası işçilerin haklarını savunmak yerine daha çok işverenin işçiler üzerinde baskı kurduğu bir araca dönüşmüştü. İşçiler de bu duruma bir son vermek için Öz İplik İş Sendikası'ndan istifa ederek sendikamız BİRTEK-SEN'e üye oldular. Bu nedenle işveren bir işçi arkadaşımızı işten attı. Bunun peyderpey diğer işçilere de geleceği bilindiği için işçi arkadaşlarımız tepki gösterdiler, direnişe geçtiler. Sendikal haklarımıza saygı duyulsun, baskı kurulmasın ve atılan arkadaşımız geri alınsın diye direniş başlattılar. Süreç buraya kadar geldi. Bu arada tabii işveren bizim gibi sınıf sendikacılığı yapan, işçilerin haklarını savunan bir anlayışın iş yerinde örgütlenmesini istemiyor. Daha çok kontrol altında tutabileceği, çok rahat yönlendirebileceği hatta temsilcilerini bile kendisinin seçebileceği bir sendika istiyor. Onun için bizim oradaki varlığımızı istemiyor. Bunu açıkça işçilere de ifade ediyor. 'Ben BİRTEK-SEN'i içeriye sokmayacağım hiçbir koşulda' diyor. İşçiler de bu anayasal haklarına saygı gösterilsin istiyor. Direnişin temel sebebi bu.

Fabrikada kaç işçi var?

İşverenin Urfa'daki fabrikasında 700'e yakın işçi çalışıyor. Bir de İstanbul'da ve Malatya'da işletmeleri var. Ama fabrikanın ana gövdesi, üretiminin ana gövdesi Urfa'daki fabrikada yapılıyor. Burada 700 işçi var. 500'den fazla işçi sendikamıza üye oldu. Yani bu baskılar ve bu direnişin sebebi, işçiler anayasal hakkı olan sendika tercihini yaptığı için oldu.

Gazete Duvar Diyarbakır Temsilcisi Vecdi Erbay ve BİRTEK-SEN Bölge Temsilcisi Çayan Dursun


'SERMAYE ÖRGÜTLÜ DAVRANIYOR'

Valiliğin yaptığı açıklamalar ile jandarmanın tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi burada bir sınıf tutumu var, tavrı var. Yani bizim gibi mücadeleci sendikacıların bu gibi illerde ve sanayide örgütlenmesini istemiyorlar. Çünkü bunun diğer fabrikalara da sıçrayacağının, bölgeye de sıçrayacağının farkındalar. Bunu açık açık söylüyorlar da. Hatta organizedeki işletmelerin patronları da bir araya geldiğinde aynı şeyi söylüyorlar. Bu sendika eğer Özak'ta başarılı olursa kendileri için de tehlike olduğunu ve bunun önünün kesilmesi gerektiğini söylüyorlar. Bizim anladığımız burada sermaye örgütlü davranıyor. Kolluk kuvvetlerinin, Valiliğin harekete geçmesinin, bu kadar baskın bir tutum izlemesinin, işçilere dönük bu kadar saldırının sebebinin de sermayenin gücünden kaynaklandığını düşünüyoruz. Yani onlar daha çok kendi kontrollerinde bir sendika istiyorlar. Aslında hiç sendika olmasın istiyorlar ama olacaksa Öz İplik İş gibi çok rahat kontrol edebilecekleri bir sendika istiyorlar. Şimdi burada 6 yıldır Öz İplik İş sendikası örgütlü. İşçiye sorduğunuzda kendileriyle ilgili yapılmış sözleşmeden bihaberler. Hiçbiri sözleşmeyi göremiyor. Örneğin İstanbul'la burası aynı işletme. İstanbul'daki ücretlerle buradaki işletme arasındaki ücretler arasında çok büyük fark var. İstanbul işçisi on altı bin maaş alırken buradaki işçi asgari ücret alıyor. Ama normalde oradaki sözleşmenin buraya da uygulanması gerekiyor. Ne yazık ki buralarda denetim olmadığı için çok rahat böyle çifte standart olabiliyor. Sendikaları bir baskı gibi hissetmedikleri için çok rahat böyle çifte standartlar yapabiliyorlar. Şimdi işçiler bir noktadan sonra yeter demeye başladı.

'İŞÇİLER DİRENMEYİ BIRAKMADILAR'

Direniş başladıktan sonra gözaltına alınan işçiler de oldu.

158 kişi gözaltına alındı, serbest bırakıldı. En son biz alındık, üç gün gözaltında kaldık. Yasaya muhalefetten aldılar bizi. Normalde o yasal düzenleme gözaltına alınmayı bile gerektirmeyen bir düzenleme ama çok komik şeyler oldu. Yani sanki organize bir iş varmış gibi, yasa dışı bir iş varmış gibi. Bizim gözaltı sürelerimizi uzattılar. Üç gün boyunca bizi gözaltında tuttular. Çok bilinçli bir gözaltı yaşandı. Sendika yöneticilerini, seçilmiş işçileri gözaltına aldılar. İşçilere isimleriyle hitap edilerek, diğer işçilerin arasından ayıklayarak aldılar. Hedef, eğer biz öncülerini alırsak, sendikacıları alırsak direnişi dağıtırız düşüncesiydi. Ama buna rağmen işçi kararlı tutumunu devam ettirdi ve kalanlar direniş yerini terk etmediler.

'KOLLUK MEVZUATI BİLMİYOR, AĞALIK GİBİ BİR UYGULAMA VAR'

Bu kadar işçi gözaltına alındı, serbest bırakıldı. Gözaltına aldıkları işçilere ne soruyorlar? Gözaltıların ardından işçilerin tutumu ne oldu? Geri adım atma durumu ya da yılgınlık gibi bir şey var mı işçilerde?

İşçilere sorulan soruları sendikacılara da soruyorlar. Çok komik şeyler. Zaten bu kolluk kuvvetleri mevzuatı da bilmiyorlar. Yani sonuçta sendikal hak, anayasal güvenceye alınmış bir hak. Burada yapılan toplanmanın yasa dışı olduğu söyleniyor. Yani ısrarla bunu söylüyorlar. Biz de bunun suç olmadığını söylüyoruz. İşçiler işten bile atılmamış, daha yeni tebligatlar gelmeye başladı. İşçinin işten atılmadığı fabrikasına gidip çalışmayı istemesi doğal bir haktır. Bunun engellenmesinin esas suç olduğunu söylüyoruz. Ama ne yazık ki kolluk kuvvetleri biraz yukarıdan talimat alıyor. Gözaltılar yaşanırken şöyle trajikomik şeyler yaşadık. Gözaltılarımızın hiçbirinde savcılık kararı yok. Yani savcılığın kararıyla gözaltılar yaşanmıyor. Hatta biz bu konuda bunun tespitini de yaptırarak dava açtık kolluk kuvvetlerine ve o konuda soruşturma da açıldı. Yani burada yapılan hiçbir şey kanuna uygun değil. Burada ne yazık ki derebeylik gibi, ağalık gibi bir uygulama var. Yani işverenler ne diyorsa buradaki kolluk kuvvetleri ve mülki amirler ona göre hareket ediyorlar. Tamam, metropollerde de sıkıntı var, demokrasiye dair, işçilerin hak ve hukukuna dair, örgütlenmeye dair sıkıntılar var. Ama burada bir katmer daha fazla yaşanıyor bunlar. Çünkü buralarda sınıf hareketinin, demokrasi mücadelesinin düzeyi biraz daha zayıf olduğu için olabildiğince saldırgan bir tutum izliyorlar, yasa dışı yollara başvuruyorlar. Ama biz bu durumu değiştireceğiz. Bu kararlılık içindeyiz. İşçi de bu kararlılıkta.

Direniş devam edecek mi?

Biz işçilerle bu değerlendirme toplantısını bundan sonra ne yapabileceğimizle ilgili yaptık. Çünkü biz sendika olarak direnişi yürütmek ve direniş kararının devamını hep işçilerin onayına sunarak yapıyoruz. Bugün de tekrar o kararımızı yenilemek için geldik. Toplantıda söz alan işçilerimizin tümü direnişin devamı yönünde fikir beyan etti. Çünkü patronun teklifini Öz İplik İş Sendikası'nın baskısı üzerinden kabul ettiğinde, fabrikadan içeri girdiklerinde karşılaşacakları muamelenin farkındalar. İşten atılacaklarının da farkındalar. Onun için işçiler böyle bir tuzağa düşmüyor ve kararlılar, direnişi devam ettirecekler.

'BU DÜZEYDEKİ DİRENİŞE DESTEK CILIZ OLMAMALI'

Önceki gün iki milletvekili burada işçilere saldırılırken gazdan ve sudan nasibini aldı. Kamuoyunun, basının ve siyasetçilerin konuya duyarlılığını yeterli buluyor musunuz?

Urfa gibi bir yerde işçinin bu düzeydeki direnişinin kamuoyundaki karşılığı bu kadar olmamalı. Bu kadar cılız olmamalı, tam tersine, Türkiye'de emek mücadelesi veren her kesimin direnişe sahip çıkması gerekiyor. Özellikle sendikaların sahip çıkması gerekiyor. Ama Türkiye'de bu konuda ciddi sıkıntılar var. Özellikle Milletvekili Sevda Karaca'nın direnişin başından beri burada olması, direnişin devamı açısından çok kilit rol oynadı. Gözaltına alındığımızda işçilerle birlikte direnişi o yürüttü. Yani önce işçileri ve sendikacıları aldıklarında çok ciddi bir rol oynadılar. DEM Partisi'nden Ferit Şenyaşar'ın da direnişimizin başından beri samimiyetiyle, her şeyiyle yanımızda durması bize güç veriyor. İşçiye de güç veriyor. Saldırı sonrası işçiler, ülkede hukukun olmadığını, hiçbir hakkın güvence altında olmadığını gördüler. Dokunulmazlığı olan iki vekile su sıkıldı. Burada şiddete maruz kaldılar. Burada işçi o çelişkiyi de yaşadı, gördü. Onu da ifade ediyorlar bize. Ama ne yazık ki ülkemiz böyle bir gerçekliği yaşıyor. Biz sınırlı olanakları olan bir sendikayız. Günlük sadece yemek masrafları 25 bin lira tutuyor. Çünkü beş yüze yakın işçi var. Biz dayanışma anlamında katkı bekliyoruz. Sendikaların, özellikle emek örgütlerinin bu meseleyi sahiplenmesini istiyoruz.