Üç gün üç gece sürecek olan şenliklerde Kral’ın ve mahiyetinin iyi zaman geçirmeleri için Vatel bir yanda birbirinden lezzetli yemeklerin pişirileceği mutfak ile ilgilenecek, diğer yanda gösterişli şenlik programını hazırlayacaktır. Ama paralel olarak, Roland Joffé Kral ve çevresinin dizginlenemez haz ve zevk düşkünlüğünü, oğlunun ölümüne haykıran anneyi bile kırbaçlatan acımasız ve bencil kimliklerini sergilemeyi unutmaz.
Fransız şef Éric
Frank Ripert “Şefler küçük dünyalarında liderdir.”
görüşündedir. Eğer küçük bir dünya sayılırsa New York’ta
bulunan ve Amerika’nın en iyilerden ve bir ‘deniz ürünleri mabedi’
olarak gösterilen restoranı Le Bernardin’de Ripert
liderdir. Ama, üç Michelin yıldızından birini bile yıllar boyu
eksiltmediği için şeflerin dünyasında da tabii ki liderler arasında
gösterilir.
Gastronomi alanının en değerli referanslarından Michelin Rehberi
Türkiye’de yayımlanmıyor, bu nedenle restoranlarımız için ‘yıldız’
düşü kurmak öncesinde anlamsızdı. Çaptan düşen Michelin ülke
yelpazesini genişlettiği için ‘şans bize de bir gün güler’
diyelim…
Yazının konusu, ‘hem küçük dünyalarında lider’
şeflerle, hem ‘onurlu yaşamak” ile ilgili. Bu
nedenle bir film ve biri günümüzden iki şeften söz edeceğim… Yine
de konuya, daha doğrusu zaman tüneline açılan yolun taşlarını biraz
tarih, biraz kendi küçük gözlem dünyamdan not ettiklerimle
döşeyeceğim…
Önce İstanbul: Yenikapı’da 60 bin metrekarelik alan üzerinde
gerçekleştirilen arkeolojik kazılar başlangıcından bu yana ilgimi
çekmiştir. Ortaya çıkan önemli sonuç -birkaç çanak çömlek değil
tabii ki- Erken Bizans Dönemi'nin Lykos (Bayrampaşa)
Deresi'nin ağzına yapılmış Theodosius
Limanı’nın varlığını gün yüzüne
çıkarmasıdır.
Neden mi limandan söz ediyorum? Bir zamanlar Theodosius
Limanı kentin en büyük tahıl limanıydı. O günlerin
beslenme kültürü üzerine bilgi fakir lakabını
kullanan papaz Prodromos’un (MS 1115-1166)
dizelerinden acı bir gülümse ile de olsa alınabilir. Gerçekte
yüksek sınıf din dünyasına yönelik bir hicivdir yaptığı.
"Bir zanaat öğrenip zanaatkar olaydım/Dolabım
ekmek, şarap, lakerda,çiroz, uskumru, palamut
yemekleriyle taşacaktıdaima/Oysa bugün fareler cirit
atıyor dolapta.(…) Onlar fener balığını hapır hupur
yutar/biz Büyük Perhizçorbasına talim ederiz.
Onlar patlayıncaya kadar Sakız şarabı içer/biz suyla
karıştırılmışVarna şarabı.../Onlar beyaz ekmek
yer, bizse kepek ekmeği…”
Bir başka kaynakta şöyle devam eder:
“Önce haşlama balık geliyor: Bu, lapina boyunda bir dil
balığıdır. Sonra taze berlam balığı ezmesinden koyu bir sos,(…)
pişirilerek hazırlanmış güzel, hafif bir balık yemeği. ..orta
parçalarından, bıyıklı barbunyalar, iki tepeleme tava dolusu iri
aterina (gümüş) balığı, garumla (balık sosu) birlikte kıvamında
pişirilmiş ve üstüne baştan aşağı kara kimyonu ekilmiş bir bütün
pisi balığı; son olarak da, bir iri levrek balığının sütü…”
*
İstanbul’un tarihine ışık tutan Yenikapı kazılarında
ortaya çıkan Theodosius Limanını bu temsili resimde
görebilirsiniz
Biraz geriye gideceğim, fakir değil ama, “Zengin
bir kişi gözalıcı yiyeceklerden ne
kadar büyük bir haz alıyorsa kendisinin de ekmek ve sudan oluşan
bir öğünden aynı hazzı aldığını” söyleyen
Epikuros’un yaşadığı yüzyıl ilk yemek kitabının ve
yazarı Archestraus’un yaşadığı yüzyıldır.
Fakir Prodromos’un dizeleri
olmasaydı Archestraus’u hatırlamazdım,
araştırmacı-yazar Deniz Gürsoy’un ‘dünden bugüne gastronomi’
yapıtı yardımıyla şiirinin varlığını öğrendim. Lüks
Yaşam anlamına gelen kitabı
Hedypatheia’daki şiirinde günümüzün asma
yaprağında sardalya balığı tarifi gibi ‘pancar yaprağında yılan
balığı’ tarifi de vermiş. İşte sözü edilen şiirde nasıl olması
gerektiğine değinilen ‘muhabbet sofraları’:
"Bir sofrada otursun üç/Bilemedin
dört kişi/Haydi
olsun beş en fazlası/ İşte o zaman yer yok sohbete/Karın doyurulur
sadece / Hücuma kalkarlar tabağa /Düşmana saldırır
gibi…”
Tabii o yıllardan başlayarak sanat tarihi gibi mutfak/yemek
kültürünün de büyük bir tarihi olacaktır. İşte o nedenle ‘oku
oku bitmeyen’ kitaplar, başvuru kaynakları var.
Bilgi açlığımı gidermek için yararlandıklarımdan biri Paul
Freedman’ın Yemek, Damak Tadının Tarihi kitabı.
Okuru Antik Yunan ve Roma dünyası,
İmparatorluk Çini, Orta Çağ İslam mutfağı,
Rönesans ve sonrası, 1800’den
sonra yemek yenilikleri, 19. ve 20. yüzyıllarda Fransız
yemek vedamak tadıvb. konularında
adeta bir kütüphanenin raflardan oluşan labirentinde dolaşır gibi
yolculuğa çıkartıyor. Kitapta 15. Yüzyıl Fransası Burgonya
sarayındaki herkesi etkilemeyi başaran görsellikle dolu bir
ziyafet-şölen sahnesini aktarır ki, benim de zaten söz etmek
istediğim filmin (Vatel),
şef-kahramanının (François Vatel) anahtarı
olacaktır. Kısaca şöyle:
"Burgonya sarayında
çalgıcılar
pişirilmiş turtalar içine yerleştirilirdi ve yenilebilir tablolarda
muharebeler, kuşatmalar ve alegoriler
betimlenirdi…"
Vatel filmi, 14.Louis için Chantilly Şatosu'ndaki
gerçeğe çok benzer büyük yemek ve gösteri şöleni canlandırmaları
ile iz bıraktı.
Yukarıdaki açıklamayı hayal edin, gözlerinizin önünden geçen ya
da geçmeyen görüntüleri ne sevindiricidir ki
Vatel adlı filmde bulabilirsiniz.
Roland Joffé'nin yönettiği,
Gérard
Depardieu’nun sıra dışı bir oyunculukla
Vatel’i canlandırdığı film yardımıyla izleyici,
Kral XIV. Louis dönemi gösteri zevkinin öne çıktığı yeme-içme
yaşamına tanık olacaktır.
Roland Joffé’ye gelince, Akademi ödüllü Ölüm
Tarlaları (1984) ve Misyon
(1986) gibi filmlerin yönetmeni. Ölüm
Tarlaları ABD’nin çıkarları için Vietnam savaşına
soktuğu Kamboçya’nın, yenilgi sonrasında güç kazanan Kızıl
Kmerlerlerce kanlı bir ölüm tarlasına dönüşmesini anlatıyordu. New
York Times adına orada bulunan Sydney Schanberg’in (ve bölge
muhabiri-çevirmeni Dith Pran) tanıklığının kitabı Dith
Pran'ın Ölümü ve Hayatı’ndan
yararlanarak çevrilmişti, acı ve ürkütücüydü.
lüm Tarlaları_ Dith, ailesi yanı sıra New York Times
muhabiri arkadaşı Sydney’i Kamboçya’dan sağ gönderir, ama kendisi
ülkeyi kan ile dolduran Kızıl Kmerler'e esir düşer.
Peki Cannes 2000'in açılış filmi de olan
Vatel ne anlatır? Chantilly şatosu
Prensi Condé’nin mutfağını yöneten François Vatel’in gerçekliğini
anlatır…
Vatel, Chantilly’den önce maliyeden sorumlu ve hazineyi
doldurmakta çok başarılı (filmde Ekonomi Bakanı olarak adı geçiyor)
Nicolas Fouquet’nin şatosunda Maître d’hôtel/kahya olarak
çalışmıştır. Ancak Fouquet’nin binlerce kişilik abartılı daveti,
elmaslar ve değerli atları çoçukça oyunlarda ödül olarak verdiğinin
yankıları Otuz Yıl Savaşları'nın borç batağına soktuğu XIV.
Louis’yi ciddi öfkelendirir. Fouquet’nin hazineyi yani kendisini
soyduğu şüphesiyle hapse attırır.
İşsiz kalan ve Prens Condé’nin Şatosu Chantilly’de çalışmaya
başlayan Vatel’in şatonun adını verdiği Creme Chantilly
(kremşanti) keşfinden de söz edilmelidir.
Kremşantinin bulunuşu, krema yapmak için yeterli yumurta olmadığını
haber veren aşçıya Vatel’in çiğ kremayı şekerle iyice çırpmasını
söylemesiyle gerçekleşir. Filmde Vatel’in bir kâhya olmanın yanı
sıra bir gastronom olduğunu gösteren sahnelere de yer verilir.
Vatel, Yönetmen Roland Joffé, 2000
1671 yılının Nisan ayı başında Prens Condé 14. Louis’den bir
haber alır. 14. Louis, Condé’yi onurlandırmak için beraberindeki
altı yüze yakın soylu ve mahiyeti ile üç günlüğüne Chantilly
Şatosunu ziyaret etmeyi planlamaktadır, hazırlanmak için Condé ve
Vatel’in ise sadece on beş günü vardır.
Borç batağındaki Prens Condé için bu ziyaret, kralın gözüne
girebileceği, böylece bir bölümünü Hollandalılara karşı düzenlenen
askeri harekatta kullanacağı parayı da elde edebileceği bir şans
olacaktır. Prens Condé ‘kaderimiz senin elinde’ diyecektir
Vatel’e.
Üç gün üç gece sürecek olan şenliklerde Kral’ın ve mahiyetinin
iyi zaman geçirmeleri için Vatel bir yanda birbirinden
lezzetli yemeklerin pişirileceği mutfak ile ilgilenecek, diğer
yanda gösterişli şenlik programını hazırlayacaktır. Ama paralel
olarak, Roland Joffé Kral ve çevresinin dizginlenemez haz ve zevk
düşkünlüğünü, oğlunun ölümüne haykıran anneyi bile kırbaçlatan
acımasız ve bencil kimliklerini sergilemeyi unutmaz. Genç
asilzadeler Vatel’e küstahça “Biz Bourbon’ların konu zevk olduğunda
ne yapacağı belli olmaz.” diyecektir.
Kralın şölen yapmaktaki ustalığına hayran kaldığı ve
Versaillelles’e ısrarla götürmek istediği Vatel’in koşturmacası
üçüncü gün yüzlerce konuğu için sadece bir sepet balık gelinceye
kadar sürecektir.
Bu kadar az balığın gelişini işinin başarısızlığı ve bir
onur sorunu yapan Vatel yaşamına son verecektir.
Bu gerçeği 26 Nisan 1671 tarihli bir mektuptan şöyle öğreniriz:
“(...)Vatel, koca Vatel…bu sabah saat sekizde, balığın hâlâ
gelmemiş olduğunu görünce karşı karşıya kalacağıutancı anladı ve buna dayanamayarak kendini kılıçla
öldürdü.”**
Ancak aynı mektupta belirtilir ki, Vatel’in ölümüne neden olan
olayda trajik bir ironi yaşanmıştır, çünkü Vatel’in intiharı
sırasında balıkların gerisi -filmdeki gibi- arabalar dolusu şatoya
gelmiştir.
“…balıklar için Vatel’i aradılar,
odasına çıktılar, kapıyı çalıp ardından zorlayarak açtılar
ve Vatel’i kanlar içinde buldular... fakat
çok geçti.”
Film, 17. Yüzyıl Fransız saray ve çevresi kültürünü, kostümden
dekorasyon ve sofra düzenlemelerine başarıyla yansıtır. “Güneş
Kralın Sofrasına Yolculuk: Vatel ve 17. Yüzyıl Fransız Mutfak
Sanatı”*** adlı yazıda, yemekler ve içecekler kadar
gösterilerin de ziyafetlerde önemli olduğunun altı çizilir.
Aksamadan zamanında gerçekleşmesi planlanan dans, müzik ve şarkı
içeren bu gösterilerin birinci gününde doğunun egzotik rengi
yansımıştır bilgisi verilir, ama kan ter içinde üreten her yaştan
insanların ölümüne çalışması gerçeğine de işaret edilir:
“Dans eden çocuklar, havada süzülerek arya söyleyen
şarkıcılar, ardı ardına patlatılan havai fişekler...Tüm bu
gösterilerin gerçekleşmesi için arka planda bir ordu çalışmaktadır.
Kirli, yorgun ve güçlü bedenler durmadan üretir.”
Delicious_Lezzetli, 2021, 1789 devrimi öncesinde açılan
ilk Fransız restoranın hikayesi olarak da izlenebilir. (Grégory
Gadebois ve Isabelle Carré)
Sinema konu bulmakta zorlanmıyor, tarihin içinden yemek dünyası
ile ilişkili hikayeleri izleyiciyle buluşturmaya devam ediyor. Yeni
izlediğim Eric Besnard’ın yönettiği
César en iyi
kostüm ve yapım tasarımı ödülü alanDelicious/Lezzetli (2021) Fransız
Devrimi arifesinde bir şefin hizmet ettiği soylu mutfağından kaba
bir şekilde kovulması, sonrasında kendi restoranını -Fransa’da ilk-
açmasının hikayesiydi. Bu film, Vatel ve Ümit Ünal’ın
Sofra Sırları ile ‘stop’ yapan yemek
sinemamız çok beğendiğim bir romanı gözlerimin önüne getirdi: Özlem
Kumrular’ın ‘bir yangının Osmanlı saray mutfağını dev bir ejderha
gibi yalayıp yuttuğu, dünya yemek tarihi açısından pek çok iyi ve
kötü sürprize tanık olan 1574 yılında geçen’ Sultan'ın Mutfağı…
“Sultan, en leziz yemeği yapana iki bin altın
vereceğini ilan edince tüm sarayı heyecan kapladı. Barış içinde
rekabet havası hâkim oldu ortama. Amma velakin, esrarengiz birölüm her şeyi alt üst edecekti.”
Öğreneceğimiz ne çok şey var:
Vatel yaşamış bir kişiliktir, filmde olduğu gibi onurunu korur. Yıl
1671.
Michelin yıldızlı şef Bernard Loiseau mutlu günlerinde
(ortada)
Yıl 2003. Bernard Daniel Jacques
Loiseau, Fransa’da Le Relais Bernard Loiseau’nun ünlü
şefidir. Restoranı Michelin üç yıldız aldığı gibi ülkesinin ünlü
restoran rehberi Gault&Millau ona en yüksek puanı (19.5/20)
verecektir.
Fransız hükümeti 1994 yılında Légion d’ honneur nişanı
takar göğsüne.… Ardından başka ödüller gelir. Ama Asya esinli
füzyon mutfağının, yeni eğilimlerin yükselişi, gıda endüstrisine
giren ve Paris’te üç şube açan Loiseau’yu mali krize soktuğu gibi,
Gault&Millau rehberi ünlü restoranının puanını 17/20'ye
indirecektir. Michelin’in üç yıldızını düşürmeyi planladığı
söylentileri yayılır. Loiseau , 24 Şubat 2003'te restoranında
yemek servisini bizzat yönettikten sonra sakin bir yere çekilir ve
tahmin edilmeyeni yapar… pompalı tüfekle kendini vurarak intihar
eder…
Ölümünden sonra üç yıldız Michelin’li yakın dostu Jacques
Lameloise bir defasında ona "Bir yıldız kaybedersem kendimi
öldürürüm” dediğini açıklayacaktır.
**Dominique Kristensen-Establet, “Aşçının
Onuru”, Yemek ve Kültür 15, Kış 2009
*** Özge Samancı, “Güneş Kralın Sofrasına Yolculuk: Vatel ve
17. Yüzyıl Fransız Mutfak Sanatı”, Yemek ve Kültür 15, Kış
2009
——————————————
Salade Niçoise
Yaz günleri, özellikle öğle yemeği için de ideal bir Fransız
kaynaklı salata: marul, haşlanmış yumurta,
domates/cherry domates, ton balığı ile yapılır.
(İstenirse haşlanmış patates, taze fasulye, kırmızıve
sarı dolmalık biber, kırmızı soğan, zeytin,
maydanoz-dereotu eklenebilir.)
Sosu için: ezilmiş bir diş sarımsak, bir yemek kaşığı
hardal, bir yemek kaşığı ançüez, iki yemek kaşığı sirke, bir çay
kaşığı karabiber ve tuz, dört yemek kaşığı zeytinyağı bir kapta
karıştırılır.