Son günlerde AKP içinde başlayan hareketlilik üzerine fazlasıyla
yorum yapılıyor. Bir süredir sönümlenmiş olan AKP kulisleri de yine
canlandı. Kabine revizyonu iddiaları, "ürküten” araştırmalar,
şikayetçi teşkilat söylentileri yeniden dolaşımda. Davutoğlu ve
Babacan parti girişimlerinin biraz ittirmeyle de olsa hızlanmış
görünmesi merakları kışkırtıyor. Tahminler, fazla erken
araştırmalarla desteklenmeye çalışılıyor. "Çözülmenin” işaretleri
dikkatle takip ediliyor. AKP için 17 yıldır çok alışık olunmayan bu
hareketliliğin, ayarı kaçmış karşılıklı suçlamalarla devam eden
hesaplaşmanın, pozisyon kapma mücadelelerinin getirebilecekleri ve
olası yeni aritmetik üzerine hesaplar geliştiriliyor. Yıllarca hem
iktidar hem muhalefet cephesindeki büyük çoğunluğun alıştırıldığı,
epeyce ikna olunmuş "bir şey olmaz” düşüncesi, "acaba...” fikrine
doğru hızla yol alıyor. Bu hareketliliğin durup dururken ortaya
çıkmadığı daha çok konuşuluyor. "Hareketlenme varsa sonuç yakındır”
düşüncesi taraftar topluyor.
AKP’deki -eğer varsa- çözülmenin, bu hareketlilik yanında –belki
daha çok- önce başlayan, biraz daha derine giden ve giderek
kronikleşen bir hareketsizlikle de ilişkisi var gibi görünüyor.
Herkesi askıda bırakan uzun dengenin yoruculuğu, belki de bu
alışılmadık hareketlilikten daha fazlasına gebe olabilir. Eğer yeni
bir sonuç oluşacaksa, bu sonuçta güncel hareketlilikler ve
-araştırmalarda teyit edildiği gibi- iktidar gündeminin hayli
dışında biçimlenen memnuniyetsizlik başlıkları kadar, belirsizliği
kalıcılaştıran bu durgunluğun önemli payı olacak.
Erdoğan iktidarı, siyasi alanı daraltarak, gündemi sıkıştırarak,
sınırları hayli zorlayarak, kendini güvenceye alacak bir durgunluk
iklimi yarattı. Uzunca bir süre de bunun avantajlarından
yararlandı, yine uzun bir süre muhalefeti de buna dahil edebildi.
Fakat iktidarın güvencesi olarak gündeme getirilen sistem
değişikliğinin mahsulü ve ayrılmaz parçası olan bu durgun denge,
önce bütün siyasi dinamizmi tüketti, ardından da rahatsızlık ve
risk üretmeye başladı. Şimdi de başta iktidar olmak üzere geniş bir
çevrede tatminsizlik yaratıyor. Resme bir bakalım:
Sistem değişikliği ile merkezi ve kişiselleştirilmiş iktidar en
geniş yetkilere ve büyük bir sorumsuzluk kalkanına kavuşturuldu.
Buna karşılık yönetim etkinliği, hızlı müdahale yeteneği ve "idari
istikrar” sağlanamadı, sistem kendi hatalarını çözmeye çalışırken
çarklar herkes için yavaşlıyor. Merkez Bankası dahil bütün ekonomik
karar mekanizmaları emir komuta altına alındı, "yapısal reform”
mızırdanmaları da, "demokrasi ihtiyacı iddiaları” da hayli
cılızlaştırıldı. Buna karşılık iddia edilen "dengelenme”, herkesi
rahatlatacak bir iyimserlik ve güveni bir türlü yaratılamıyor. Çok
önce çıkmaza girmiş Suriye politikası, farklı önceliklerle hem ABD
hem Rusya ile kapışma-çatışma yaşanmadan uzatılabiliyor, Erdoğan
alanda kalabiliyor. Buna karşılık ne beklenen zaferin, ne de
güvenli bir çıkış planının açık işareti gösterilemiyor. Yargıda tam
kontrol sağlandı, mahkemeler siyasi intikam davalarının infaz
bürolarına dönüştü. Buna karşılık hukukun "teferruat” sayılması
herkese kabul ettirilemedi, taktik gereklerle de olsa mecburen "geç
adalet” örnekleri kaçınılmazlaşıyor.
Laiklik, cinsiyet ayrımını azaltma çabaları hem fikren hem
fiilen geriletildi, alanları daraltıldı, hatta ötekileştirildi.
Buna karşılık dindarlık resmi mecburiyete dönüşmesine rağmen
artmıyor geriliyor, İslamcılık ideolojik iddiasını kaybederek geri
çekiliyor. Medyada iktidar kontrolü sınır tanımaz biçimde
genişledi, hatta denetimden öteye geçilip doğrudan sahiplik
aşamasına ulaştı. Buna karşılık iktidar kontrolündeki medyanın
itibarı, izleyeni ve etkinliği dramatik biçimde azalıyor. Kültürel
iktidar kurulamadığı gibi, bilgi kontrolü de sağlanamıyor. Zaten
önemli ölçüde işlevsizleşmiş AKP, sistem değişikliği ile kendini
imha eden ilk siyasi parti oldu, son tasfiye dalgasıyla iyice tek
sesli hale geldi. Buna karşılık Erdoğan’dan ibaret bir dava için
teşkilat da taban da bir türlü motive edilemiyor. Beş yıldır tekrar
eden her seçimde milliyetçi-muhafazakar hezeyanları kışkırtarak
sağlanan konsolidasyon, büyük oy kaymalarını durdurdu. Buna
karşılık yavaşlatılan erime durmuyor, yüzde 50+1 güvencesi
oluşturulamıyor. Kimse kendini güvende hissetmiyor. Kurulduğu andan
itibaren ömrü ve siyasi etkileri üzerine spekülasyonlar yapılan
ittifak "uyumlu” biçimde devam etti, hatta simbiyoza dönüştü. Buna
karşılık alerjik reaksiyonlar azalmıyor, "ahenk” ancak liderlerin
zoruyla sürdürülebiliyor.
Ne öldüren ne güldüren bu denge, iktidarın tutabildiği oyu
–araştırmalar yüzeydeki hareketlilikle uyumlu bir oy kayması
ölçmüyor- korumasını sağlasa bile, aldığı desteği ama daha önemlisi
bu desteğin gerekçesini çok zayıflatmış durumda. Hem karşı karşıya
oldukları sorunlar itibariyle, hem de beklentileri dolayısıyla,
durgunluğa daha hızlı tepki veren kesimlerde, destek gevşemesi daha
belirgin görülüyor. Son yerel seçimde metropoller ve genel olarak
kentli, genç ve eğitimli oy gruplarındaki ortaya çıkan tablo,
sadece kültürel reflekslerle açıklanabilir değil. Aynı
kıpırdanmanın, ekonomik durgunluk açısından hakim sınıf klikleri
arasındaki izlerini görmek, göstermek de mümkün. Buna karşılık
iktidarın milliyetçi reflekslere abanan ve durgunluğa daha uyumlu
(dayanıklı) kemik tabana sığınan –kayyım, HDP önündeki anneler
gibi- hamleleri ise devam ediyor. Erdoğan-Bahçeli iktidarı
sürdürdükleri beka stratejisiyle, oy tabanlarına, iktidar
paydaşlarına, çıkar ortaklığı zeminindeki destek çemberlerine daha
fazlasını da vaat edemiyorlar.
Bu tablonun bütününe, derindeki durgunluğa ve yüzeydeki
hareketliliğe birlikte bakılınca, sahici bir değişiklik tartışması
biraz genişliyor. Uzunca bir süre ekonomik kriz konjonktürünün
kendiliğinden dramatik bir siyasal değişim yaratacağı beklendi.
Bunun beklendiği ve iddia edildiği gibi olmayacağı hem yaşanan
seçimlerde görüldü, hem de yapılan araştırmalarla teyit ediliyor.
İktidar açısından –onların da umduğu gibi- ekonomik krize bağlı
memnuniyetsizlik hasarı bir doyma noktasına ulaşmış gibi. (Elbette
uzayan kriz etkilerinin hala bir genişleme payı var) Şimdi iktidar
çevrelerinde ortaya çıkan hareketlilik için de, benzer beklentiler
devrede. Bu siyasi çalkalanmanın bir çözülmenin başlangıcı hatta
finali olabileceği iddia ediliyor ve bunun da kendiliğinden olması
bekleniyor. Oysa biraz daha etkili bir siyasi hareketlilik için,
iktidar tabanı dahil hayli geniş bir çevrede destek bulabilecek
sistem –ve bağlı olarak anayasa- tartışmaları sanıldığından çok
daha elverişli olabilir. Ancak her durumda hareket üretebilme
kabiliyeti göstermek, hareketlilik içinde olmaktan daha etkili
olacak.