Nazi Genelkurmay Başkanı’nın kızları Sovyetler için istihbarat topladı
Cesaret arıyorsak eğer, Hammerstein’ın kızlarına bakmamız gerekir. Marie Luise ve Helga Hammerstein’ın hikayesine kulak verdiğimizde sadece geçmişe ait bir cesaretle karşılaşmayacağız. Aynı zamanda liberal ortayolculuğun tehlikeli sularını da keşfedeceğiz.
Nazi Almanya’sı 1930’larda yavaş yavaş bina edilirken
Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda oturan Kurt von Hammerstein
(1878-1943) Hitler’in sessiz bir muhalifidir. Fakat Hammerstein’ın
kızları babalarından daha aktif bir tavra sahiptir. Çünkü Almanya
Komünist Partisi (KPD) için çalışmaktadırlar. Görevleri ise her
şeyden önce Kurt von Hammerstein’ı takip edip çalışma odasındaki
belgeleri KPD’ye iletmektir.
Bu durum haliyle Hammerstein ailesinin hikayesi ile ilgilenen
pek çok ismin ortaya çıkmasına neden oluyor. Alman Şair Hans Magnus
Enzensberger de bu isimlerden biri. Hammerstein’ın
Suskunluğu kitabında eski kafalı bir generalin, Nazilerle olan
inişli çıkışlı ilişkisini anlatılıyor. Tabii pek tarafsız
sayılmaz. Bugün pek çok muhafazakar ya da liberal kalem için
Hammerstein ‘Hitler’i durdurmaya niyetlenmiş cesur bir general’
olarak anılıyor. Enzensberger de aynı çaba içerisinde kitabını
kaleme almış.
Kurt von Hammerstein (1878-1943)
Fakat Hammerstein’a böylesi bir yakıştırma abartılı olacaktır.
Kendisinin Nazileri durdurmaya yönelik en radikal hamlesi ara sıra
homurdanmayı seçmesidir. Unutulmamalı ki Berlin’deki komünist
isyanı bastıran ve Nazi iktidarının ekmeğine yağ süren bizzat
kendisidir. Sovyetler Birliği ile pragmatik askeri ilişkilerden
yana olması, şüphesiz generalin hikayesini daha ilginç kılıyor.
Ancak cesaret arıyorsak eğer, Hammerstein’ın kızlarına bakmamız
gerekir. Marie Luise ve Helga Hammerstein’ın hikayesine kulak
verdiğimizde sadece geçmişe ait bir cesaretle karşılaşmayacağız.
Aynı zamanda liberal ortayolculuğun tehlikeli sularını da
keşfedeceğiz.
HAMMERSTEİN DEVRİMİ BASTIRIYOR
Geçmişte komünist mücadeleye öyle ya da böyle adımını atmış
kadınlar, nice önyargılarla birlikte anılıyor. Sanki kadınlar iradi
bir kararla devrimci olamazlar, sadece ‘şehvet içeren bir aşk
hikayesi’ ile buraya sürüklenebilirler. Ya da bir takım kötü
niyetli kimselerce ‘kandırılabilirler’. Maalesef Hammerstein
kardeşlere liberal kalemlerce reva görülen farklı değildir.
Hikayenin aslını okuyacağız. Ancak hem kronolojik olması
açısından hem de Almanya tarihini kısaca hatırlayarak ilerlemek
adına meseleye Kurt von Hammerstein’dan başlamak gerekebilir.
Soylu bir ailede dünyaya gelen Hammerstein, kendi gibi soylu
Maria von Lüttwitz ile 1907 yılında evlenir. Maria’nın babası
Walther von Lüttwitz nüfuzlu bir komutandır. I. Paylaşım Savaşı’nda
Hammerstein çeşitli cephelerde görevlendirilir, 1917 yılında
binbaşı olur. Savaşın ardından ordunun -ya da ordudan geriye kalan
ne varsa- başında olan kayınpederinin yanında görev alır.
Savaş sonrasında imzalanan ağır Versay Antlaşması ile birlikte
Almanya yeni krizlerin içerisine sürüklenirken içeride başka
fırtınalar baş gösterir. 1917 yılında Rusya’da gerçekleşen Ekim
Devrimi’nin yarattığı havanın en güçlü hissedildiği yer yine
Almanya’dır. Alman sosyal demokratlar, savaş boyunca emperyalist
politikalardan yana savrulur. Enternasyonalist tutumlarıyla diri
durabilen Avrupa’daki nadir ekiplerden biri olan Spartakistler
öncülüğünde 1918-1919 yıllarında bir devrim rüzgarı eser. Ülkenin
çeşitli yerlerinde, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht önderliğinde
askerlerin ve işçilerin katıldığı ayaklanma başkent Berlin’i de
sarar.
Bu sırada Hammerstein, kayınpederi Lüttwitz tarafından
ayaklanmayı bastırmak üzere görevlendirilir. ‘Barış ve düzen’
kurmak üzere Berlin’e gönderilir. Daha açıkça söylersek; birlikleri
binlerce devrimci işçiyi katleder, proto-faşist paramiliter güç
Freikorps‘u kurmaya yardım eder ve bu güçler daha sonra Nazi
partisinde tekrar toplanır.
Ancak Enzensberger daha farklı bir şekilde okumayı tercih eder,
Birinci Paylaşım Savaşı sonrasında Almanya’da yaşananları
‘Komünistlerin ve Nasyonal sosyalistlerin ortalığı karıştırması’
olarak değerlendirir. Dolayısıyla Hammerstein’ın rolü, liberal bir
ortayolculukla aklanıverir.
KOMÜNİST SÜRGÜNLERLE SSCB ZİYARETİ
Hammerstein’ı ilginç kılan nedenin Sovyetler Birliği ile
ilişkilere dair yaklaşımı olduğunu söylemiştik. Peki ama zamanında
komünist ayaklanma bastırmış ve açıkça komünizmden haz etmeyen bu
general hakkında nasıl oluyor da böyle bir yorum yapabiliyoruz?
Hemen açmaya çalışalım.
Yeni ayakları üzerinde durmaya başlayan Sovyetler Birliği,
özellikle 1930’larda ciddi bir modernleşme hamlesine girer. Ordu da
teknik eksikliklerini giderebilmek adına kendisiyle ideolojik
olarak hiçbir yakınlığı bulunmayan ancak kendisi gibi uluslararası
arenada yalnız sayılabilecek bir diğer güce, Almanya’ya göz diker.
Karşılıklı diplomatik ve askeri ilişkiler neticesinde Sovyetler
Birliği’nde bazı Alman askeri eğitim merkezleri kurulur. Burada
Alman subaylar Sovyet askerlerine bir dizi teknik eğitim
verirler.
Hammerstein da bu isimlerden biridir. Sovyetler’e gidiş hikayesi
ise son derece ilginçtir: 1929 Ağustos’unda müzakereler yapmak ve
ortak tatbikatlarda hazır bulunmak üzere sıkı gizlilik koşulları
altında Sovyetler Birliği’ne uzun bir teftiş gezisine çıkar.
Stettin’den Leningrad’a yaptığı deniz yolculuğu sırasında kimliği
gizli tutulur. Gemide Max Hoelz de vardır; Hoelz, ünlü bir işçi
lideridir, 1920 yılında Vogtland’da silahlı bir isyan düzenlemiş,
ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştır ve çıkarılan bir aftan
sonra Sovyetler Birliği’ne göç etme hakkını kazanmıştır.
Hammerstein’ın notlarında ‘Yüzlerce taraftarıyla limana gelip
gemiye bindi. Enternasyonal ve polis eşliğinde bir veda
partisiydi,’ der.(1)
Sovyetler Birliği’ne yaptığı gezide Hammerstein kendi deyimiyle
‘Moskova’nın en zorlayıcı beyinlerinden birisiyle zorlayıcı bir
görüşme’ yapar. Bu isim Sovyetler Birliği Savunma Halk Komiseri
Kliment Voroşilov’dur.
Her ne kadar siyasi ve ideolojik olarak silik bir karakter olsa
da Hammerstein’ın askeri anlamda yetenekli olduğu bir gerçek. Öyle
ki gezileriyle birlikte yaptığı öngörülü değerlendirmeler
Almanya’nın Sovyet topraklarında yaşayacağı mağlubiyeti önceden
açıklar nitelikte. Henüz 1932 yılında Kızıl Ordu hakkında şu
ifadeleri kullanır:
“Disiplinli, iyi eğitilmiş, savunmada başarılı olabilecek ve
böyle bir durumda Rus halkının desteğine güvenebilecek bir birlik.
Ruslar, taarruz yapacak durumda olmadıklarını biliyorlar, çünkü
gerekli altyapıya sahip değiller. Karayolları ve demiryolları çok
kötü durumda olduğundan, ordu yalnızca kendi ülke sınırları içinde
mücadele edebilir (…).”
Hammerstein daha sonra Nazilerin Rusya’ya saldırma planlarına
karşı çıkacaktır. Hatta uzun süre Voroşilov’dan armağanlar almaya
devam edecektir. Öyle ki Voroşilov bir keresinde bir istihbarat
çalışanı aracığıyla Hammerstein’a selam gönderip ‘hangi tarafta
olduğunu’ öğrenmeye dahi çalışır. Ancak tüm bunlar Hammerstein’ın
Moskova yanlısı olduğu anlamına gelmiyor, kendisi son derece
pragmatik bir şekilde, bir ‘asker kafası’ ile iki ülke arasında
ilişkilerin sürmesi gerektiğini savunur. Bunun altını kazıp farklı
anlamlar aramaya gerek yok.
Hammerstein 1930-1934 yılları arasında Weimar Cumhuriyeti’nin
Genelkurmay Başkanlığı görevini üstlenir. Nasyonal sosyalistlerle
yaşadığı çeşitli fikir ayrılığının ardından, Reichstag Yangını’ndan
çok kısa bir süre önce görevinden ayrılır, daha sonra bulunduğu
görevler daha düşük kademelerde olur. Ancak ölümüne kadar ismi
önemini korur.
FEODAL-BURJUVA KÖKLERDEN KOPUŞ
Gelelim hikayenin asıl kısmına, yani Kurt von Hammerstein’ın
kızlarına. Ailenin en büyük kızı Marie Luise, ortancaları Marie
Therese ve en küçüğü Helga’dır.(2)
Hammestein’ların evindeki komünist istihbarat ‘şebekesi’ Marie
Luise ile başlıyor. Kendisi 1951 yılında yazdığı özgeçmişinde bu
durumu “Feodal-burjuva köklerime ait çevreden gençlik hareketiyle
uzaklaşıp, emekçi insanlarla samimi temaslar kurdum. On altı
yaşımda kiliseden ayrıldım” ifadeleriyle açıklıyor. Berlin’de
kazandığı üniversiteye adım atar atmaz buradaki komünistlerle
ilişki kurar. Hatta Berlin’deki 1929 Kanlı 1 Mayıs’ında gözaltına
alınır.
Marie Luise Hammerstein
KPD’deki görevi, hakkında çeşitli tahkikatların yapılmasına yol
açar. Babasının nüfuzlu arkadaşları, soruşturmaların durdurulmasını
sağlarlar. Ne var ki Hitler’in iktidara gelmesinden sonra bu
dosyalar Nazi istihbarat servisi Gestapo’nun eline
geçecektir.(3)
KPD’ye üye oluşu ise oldukça dikkat çekicidir. Marie Luise
1931’de stajyer yargıç olarak tamamladığı öğreniminin yanı sıra
Rusça öğrenir ve 1930 yılından itibaren partide görevler alır.
Fakat Marie Luise aynı zamanda ülkedeki en üst düzey askeri
yetkilinin kızıdır. Bu nedenle doğrudan Apparat adı verilen KPD’nin
istihbarat servisine yönelir. Ancak Apparat, partinin diğer
organlarına göre daha farklı bir işleyişe sahiptir. Dahil olanların
parti ile ilişkilerini dışarıya karşı gizli tutmaları gerekir.
Hatta Apparat’ın içerisindeki kişilerin partiden olduğu ancak bir
avuç insanca bilinir.
Yeri gelmişken Kurt von Hammerstein’ın kızlarının hayatları
konusunda fazla baskıcı olmadığını söyleyebiliriz. Kızlarının
yazdıklarından bunu teyit edebiliyoruz. Ancak Helga,
“Yaptıklarımızdan genelde hoşlanmazdı” diye not düşmeyi ihmal
etmiyor.
‘AŞK’ HİKAYESİ ANLATMA İHTİYACI
Enzensberger, Helga’nın hikayesini anlatırken yine diğer
kardeşlerde olduğu gibi merkeze bir ‘aşk hikayesini’ koyar. Elbette
bu hikayeleri yalanlayacak değiliz. Ancak partiyle ve siyasetle
ilişkilerinden bahsederken merkeze aşkı koymak buna karşın
ideolojik gelişimlerini değerlendirirken kadınları bağımsız birer
özne olarak görmemek sadece korkunç bir yanlış değildir, aynı
zamanda bizim yaşananlara analitik yaklaşmamızı da engeller.
Helga Von Hammerstein
Örneğin Enzensberger, Helga’nın hikayesinden bahsederken peşinen
“Mayıs 1928’de, Sosyalist Öğrenci Birliği’nin düzenlediği gezide
Helga, Leo Roth adlı bir adama aşık oldu” sözleriyle başlıyor.
Keşke önce Helga’nın neden ve nasıl bu gezide olduğuna da
odaklansaydı... Yine daha sonra “Genç kız henüz 17 yaşındayken baba
evini geçici olarak terk edip, sevgilisi Leo Roth’un yanına,
Berlin’in Polonyalı Yahudilerin yaşadığı Scheunenviertel semtine
taşınır. Yahudi mahallesinde dünyaya gelmiş Leo Roth gibi, genç kız
da ait olduğu çevrelerle ilişiğini kesmek ister. 1929’da Roth’la
tanıştıktan kısa bir süre sonra KPD gençlik kolu üyesi olur. 1930
Mayıs’ında partiye katılır. O tarihten itibaren sahte bir kimlikle
Grete Pelgert adını kullanır” ifadelerini yazar ancak burada Helga,
hayattaki kararlarını yalnız ‘aşk’ ile alan biri olarak bize
aktarılır. Oysa ailedeki şüphe okları Maria Luise üzerinde
toplandığı zaman asıl bilgiyi partiye Helga iletecektir…
Bir de ailenin ortanca kızları Maria Therese var. Diğer kız
kardeşleri kadar ısrarcı olmasa da komünizme ilgi duyar. Hatta
şöyle yazar: “Marx’ın klasiklerini, ayrıca Engels ve Ludwig
Feuerbach’ okuyordum. Alman İdeolojisi’nin yanı sıra Das Kapital’i
de okudum ve bir anda dünyayı anladığımı, karışık dünyanın kapısını
açan bir anahtar bulduğumu düşünüyordum. Tarihsel materyalizmle
ayağımın sağlam bir şekilde yere bastığı hissini taşıyordum ve
dünyayı tanımaya başladığım on dört yaşımda olduğum kadar mutluydum
ilk kez. Annemle babamı ve onların arkadaşlarını bir süre kendi
sınıflarının temsilcileri olarak gördüm ve hâlâ onlarla birlikte
yaşamama karşın yaşamlarına dahil olmaktan vazgeçtim.” Ancak daha
sonra Marie Therese örgütlü bir hayata dahil olmaz, bunun yerine
kendine daha bireysel bir rota çizer.
Maria Therese Hammerstein
HİTLER’LE AKŞAM YEMEĞİ
Kardeşlerin örgütlendikten sonra parti için nasıl çalıştıkları
ve hayatlarının geri kalanını nasıl yaşadıkları Jacobin’de
yayınlanan Nathaniel Flakin imzalı yazıda şu ifadelerle
özetleniyor:
“Gestapo 1929’da casusluk faaliyetlerine dair gizli dosyaları
keşfettikten sonra, Marie Luise’i yıllarca takip etti. Fakat, Marie
Luise’e yapılan art arda sorgulamalar, polisin dikkatini gerçek
casustan, yani küçük kız kardeşi Helga’dan uzaklaştırdı. Yeraltına
geçen Roth’un da yardımıyla Helga bir komplo ustası haline geldi.
Savaşın son aylarında ailenin birden çok üyesi tutuklandı; 1943’e
gelindiğinde ise Kurt von Hammerstein kanserden hayatını kaybetti.
1945’ten sonra, Marie Luise sonunda ‘kızıl dolaptan’ çıkabildi.
Partiyle kurduğu ilk kontaktan tam on beş yıl sonra, Münih KPD
şubesine katıldı. Ailesiyle bir süre Batı Berlin’de yaşadıktan
sonra, çocuklarını Nazi öğretmenler ve hakimlerin olmadığı bir
ülkede yetiştirmek istediği için şehrin doğu bölgesine, Doğu
Almanya’ya taşındı. Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde avukat olarak
çalıştı ve adından ismindeki ‘von’ unvanını çıkararak Marie Luise
Hammerstein oldu. Casusluk anılarıyla ilgili bir rapor yazdığında,
bir anti-faşist direniş savaşçısı olarak bir madalya ve emekli
maaşı aldı. Öte yandan, Helga ise Batı Berlin’de yaşadı ve ünlü bir
peyzaj mimarıyla evlendi (eşi de bir eski Neukölln komünistiydi).
Yaşamının sonuna kadar sessiz kaldı.”
Marie Luise, yaşamını devrimci bir seyirde ilerletse de
kimilerinin kaleminde bir ‘şehvet unsuru’ kadar değer görüyor. Ya
da onlar için hikayenin sadece bu kısımları ilgi çekici
geliyor.
Gelelim zamanında hangi olayların ‘istihbarat’ konusu olduğuna.
Her şeyin başında yeni şansölye Hitler’in 3 Şubat 1933’te
Hammerstein’ların konutunda düzenlenen yemeğe katılımıdır. Bu akşam
yemeğinde Hitler, ordu mensuplarına uzun bir konuşma yapar. Yemeğin
düzenlendiği tarihlerde, henüz Hitler ordu üzerinde mutlak
hakimiyete sahip değildir, bu yüzden ikna ediciliğine odaklanan bir
konuşmadır bu. Ancak daha da önemlisi konuşmada Hitler, Sovyetler
Birliği’ne karşı saldırgan tavrını açıkça beyan eder. Hatta
“Marksizm’i kökünden kazımak için kendime altı ila sekiz yıllık bir
süre öngörüyorum” ifadeleri ile Sovyetler Birliği’ne saldırı
tarihini neredeyse açık bir şekilde çok önceden belirtir.
Hitler’in ilerleyeceği yolun sezilebileceği bu konuşma
Moskova’ya iletilir. Leo Roth’a göre yemeğe katılan Marie Luise ve
Helga, konuşulanları steno ile kaydedip yaverler aracılığıyla
partiye aktarır. Partiden de haber Moskova’ya ulaşır.
REİCHSTAG İDDİANAMESİ DIŞARIYA ÇIKINCA
Bunun haricinde pek çok sefer kilit önemdeki belgeler hâlâ
Hammerstein’ın masasının çevresine gelip gitmektedir. Marie Luise
ve Helga’nın aracılığıyla pek çok kez generalin çalışma odasındaki
belgeler fotoğraflanır ve dışarıya çıkarılır. Reichstag Yangını’nın
gizli tutulan iddianamesi de bunlardan biridir. Hikaye fotoğraf
çekimiyle bitse yine iyi. Sayfaların çekimi bittiğinde filmlerin
yurtdışına çıkartılması başlı başına bir derttir. Helga’nın bu
olaydaki payı hakkında Hubert von Ranke şunları yazıyor:
“Alex’in [KPD istihbarat şefi Hans Kippenberger] makinasıyla,
Leipzig Reich mahkemesinin gizli iddianamesinin fotoğrafları
çekildi. Sonradan öğrendiğime göre, yirmi adet film makarasını üstü
kirazlarla dolu bir kese kağıdı içinde sınırdan Grete [yani Helga
von Hammerstein] geçirmiş. Gümrük memuru kompartımanına girdiğinde,
genç kadın altında makaraların gizlenmiş olduğu kese kağıdının
içinden umursamıyormuş gibi yaparak kirazlarını yemeye devam
etmiş”
Helga aynı zamanda Reichstag Yangının olduğu gece de boş durmaz.
Parlamento Binası’nın oldukça şaibeli bir şekilde kundaklanmasıyla
birlikte suçun Bulgar Komünist Georgi Dimitrov da dahil olmak üzere
komünistlere atılması, ülkedeki iktidar değişiminin Naziler lehine
bir kilometre taşıdır. İşte o gece Helga,
KPD’li komünist Klaus Gysi’yi güvenli bir yere saklar. Bu isim daha
sonra Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin kültür bakanı olacaktır
(Hatta oğlu da bugün Almanya’da aktif siyaset yapan Die Linke’nin
(Sol Parti) önde gelen ismi Gregor Gysi’dir).
İNSANLAR NEYE SIĞINIR?
Kurt von Hammerstein’ın hikayesi, her ne kadar bugün bizim odak
noktamız olamasa da Sovyetler Birliği ile ilişkilerinden tutun Nazi
iktidarına karşı çıkarttığı homurtulara sahiden incelemeye değer.
Fakat merceği Marie Luise ve Helga gibi nice isme çevirdiğimizde
kalıcı bir cesaret öyküsüne tanıklık ediyoruz. Ne yazık ki
Enzensberger kitabında meseleyi tam tersi şekilde okumuş.
General’in Nazilere muhalif olduğunu söylemek için ‘hazırolda’
bekleyen yazar, en ufak bir imada arzuladığı sıfatları kağıda
geçirir. Fakat söz konusu devrimci mücadele olduğu zaman, tarihin
gümbürtüsüne kulak tıkamayı tercih eder.
Bunda şaşırılacak bir şey yok. Zaten yazar, toplumsal mücadele
tarihini açıklarken bile ‘şahsi’ ya da ‘psikolojik’ unsurları baş
köşeye yerleştirecek kadar analitik düşünceden uzak bir isimdir.
Örneğin bunu “İnsanlar yalnız bırakılma korkusuyla gruplara dahil
olur, kurtuluşu halk birliklerine(4)
(Volksgemeinschaft) ya da Sovyet Komünizmine sığınmakta bulurlar.
Gelgelelim bu kaçış, pek çok insan için sürgün, toplama kampı,
toplu temizlik, Sovyet çalışma kampı ya da sürgün gibi mutlak
yalnızlıkla son bulur” ifadelerinde görebiliyoruz. Ayrıca Ekim
Devrimi’ne ‘darbe’ diyecek kadar gözü dönmüştür. Beğendiğine
‘devrim’, beğenmediğine ‘darbe’ diyebilme özgürlüğü de ancak
böylesi kalemlere özgü bir davranış olabilirdi zaten.
İnsanlar yalnızlığa çare ararken mi komünizme ‘sığınırlar’
dersiniz? Bu mudur tarihe kulak verdiğimizde karşılaştığımız ritim,
bir duygu ile mi açıklayacağız? İmkanı yok. Ama pekala, madem
sadece ‘duygulardan’ anlıyor kendisi, o zaman şöyle tercüme edelim.
Hiçbir şeyi olmayanlara her şeyi sunan bir limandır komünizm. Öyle
lafta kalan hayali bir liman falan da değildir sözünü ettiğimiz.
Kendisinin bahsettiği dönemde Sovyetler Birliği’nin dalgalanan
bayrağı, işçiler nezdinde bizzat bu gerçeğin temsilidir. Sanılmasın
ki Sovyetler Birliği’nin ardından bugün işler farklıdır. Aynı
bayrağın gölgesi, yakın bir geçmişten mümkünü imlemektedir. Fakat
Enzensberger yanılıyor. Çünkü kendisi hiçbir şeyin olmamasının
nasıl bir his olduğunu bilmiyor. Bireysel olarak ‘yokluk görüp
görmemesi’ değil mesele, öyle olsa her şey çok daha kolay olurdu.
Enzensberger’in sorunu bu hissin dünya üzerindeki varlığını ve daha
da önemlisi gücünü kavrayamamak. Açlık sığındırır, yokluk
sığındırır, aşağılanma sığındırır; yalnızlık değil. Ve eğer
sığındığınız yer size bir insan gibi yaşamayı mümkün kılacaksa,
nedir buradaki sorun tam olarak?
İşte böylesi bir yaklaşıma sahip olan biri, elinde olsa
Hammerstein kardeşler hakkında “Sevgilileri onları yoldan çıkardı,
yoksa bu kızlar öyle kötü kızlar değiller” diyecek… Yine de liberal
ortayolculukların tutarsızlıklarını boş verelim. Sırf kadın
devrimcilere çizilen yaftaları bir kez daha duvara çarpmak için
bile Hammerstein kardeşlerin hikayesine kulak vermek gerekiyor.
NOTLAR:
(1) Hammerstein’ın Suskunluğu, Hans Magnus
Enzensberger, Everest Yayınları, s. 79
(2) Ayrıca küçük erkek kardeşler de vardır
ancak bugünkü konumuz nedeniyle değinmeyeceğiz.
(3) Age. s.64
(4) Alm. Volksgemeinshaft, Halk
Birliği, Almanya’da I. Dünya Savaşı’ndan sonra partilerin sıklıkla
kullandığı, nasyonal sosyalist düşüncenin ‘temel kavram’ kabul
ettiği bir tanımlama. (Çevirmen Regaip Minareci’nin notu.)