Musa’nın asası ve Firavun'un yalanları

Ülkemizde son on yıldır demokrasinin esamesi bile artık okunmuyor ayrı mesele de; savaş, barış, harekât, askeri müdahale, antlaşma, muahede, sulh vs. gibi bir ülkenin kaderini ilgilendiren konularda karar alamayacak ve halka danışılmayacaksa, sizin demokrasiniz, adalet mekanizmalarınız, güvenlik aygıtlarınız ne işe yarar?

İslam Özkan islamozkan@gmail.com

Zor zamanlarda yaşıyoruz…

Modern ulus devletin bize hediye ettiği milliyetçi duygular arttıkça incelik, hassasiyet, insaf, izan gibi duygular kayboluyor. Karşı tarafı anlamada asgari bir zemini yakalamak imkansızlaşıyor, zira muktedir düşünce empati durumunda iktidarı sayesinde sahip olduğu gücün, zenginliğin elinden kayıp gideceğini biliyor.

Centilmenliğin, insani erdemlerin, düşmanına karşı bile adaletli olmanın sadece barış ve istikrar dönemlerinde değil, savaş ve çatışma dönemlerinde de hatırlanması gereken değerler olduğunu unutturdu bize modern-ulus devletin hegemonları…

Hegemonlar ve onların resmi ideolojisi ulusçuluk sayesinde toplum, sahip olmakla her defasında böbürlendiği medeni incelikleri unuttu. Farklı düşünen tek bir kişiye bile ağzını açtırmamak için yağdırılan tehditler, gerçekleştirilen medya linci, sosyal medyada ya da Whatsapp hikayelerinde paylaşılan parçalanmış ceset fotoğrafları…

Normalde günlük hayatında iyiliksever, alçakgönüllü, kalendermeşrep, yardımsever şahsiyetler, insanlığını aşama aşama azaltma ve zulümle güçlü bir şekilde ilişkilenme pahasına toplu histeri seanslarının gönüllü katılımcıları haline geldiler.

Modern toplumlarda ulusal güvenlik, kendisine asla halel gelmemesi gereken kurgusal bir kutsallık halesi içinde pazarlanan bir kılıfa büründürüldü.

Halbuki, ulusal güvenlik meselesinin itibariliği ve göreliliği bir yana, etik değerlere eşlik etmeyen bir ulusal güvenlik anlayışının, toplumsal dayanışma ruhunu konsolide ettiğini zannettiği yerde, özgür ve adil bir toplumun altını oyan bir işlev yerine getirdiği unutuldu.

Ölçülü davranmayan liderlerin süreci domine ettiği bir vasatta erdemli bireyleri, akıl ve ruh sağlığı yerinde şahsiyetleri inşa edecek toplumsal zemin kayganlaşmaya başladı.

İşin garip tarafı, gemi ya da tren alacağı zaman “rengi ne olsun?” diye görüşüne başvurulan vatandaş, mevzu savaş, askeri müdahale, operasyon vs. gibi bir ülkenin geleceğini değil, aynı zamanda gelecek nesillerin kaderini de yakından ilgilendiren meseleler söz konusu olduğunda ona danışmak bir yana, seçip temsilci olarak parlamentoya gönderdiği milletvekilleri dahi insan yerine konup muhatap alınmıyor.

Savaş söz konusu olduğunda devletin güvenlik aygıtları kendi aralarında son derece gizli bir şekilde toplanıp, kafalarındaki güvenlik algısını, bu algı mutlak hakikatin tecellisi, ilahi vahyin tartışılamaz bir rüknü imiş gibi Ortaçağ Hıristiyan skolastik düşünürlerini andıran katılık içerisinde kamuoyuna dayatıyorlar.

Ülkemizde son on yıldır demokrasinin esamesi bile artık okunmuyor ayrı mesele de; savaş, barış, harekât, askeri müdahale, antlaşma, muahede, sulh vs. gibi bir ülkenin kaderini ilgilendiren konularda karar alamayacak ve halka danışılmayacaksa, sizin demokrasiniz, adalet mekanizmalarınız, güvenlik aygıtlarınız ne işe yarar?

Öte yandan medya üzerinden her gün muteberliği ve güvenilirliği son derece şüpheli, görevi hakikati örtmek, göz boyamak olan Firavun’un sihirbazları (muktedir yanlısı savaş analistleri ve siyasi yorumcular) sayesinde devletin güvenlik aygıtı yetkilileri, geceleri başlarını yastığa koyduklarında, rahat bir uyku çekebiliyorlar.

Kendi ulusalcı, baskıcı ve otoriter düşüncelerine dini alet etmeleri, özgürlük ve adalet Peygamberi Hz. Muhammed (ona selam olsun) sanki bu düşünceleri onaylamak için gönderilmiş, din aslında onların her yaptıklarını meşrulaştırmak için gelmiş gibi hareket etmeleri de oldukça ilginç.

Halbuki bizler insan yüce ve mukaddes İslam dininin muktedirlerin saltanatlarını meşrulaştırmak için değil, bilakis ezilenleri sömürü döngüsüne mahkûm eden konjonktürden, onların ezilen niteliğini üst kimlik haline getirmek isteyen statükodan kurtarmak için geldiğini biliyoruz.

Hakikat zannettikleri şeyin tıpkı Hz. Musa’nın (ona selam olsun) topluma ilettiği asıl hakikatin sihirbazların yalanlarını yuttuğu gibi, onların yanılsamalarının da hakikat tarafından yutulduğunu biliyoruz. Buna inancımız ve imanımız tam.

“Biz ezilen, sömürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler ve yeryüzünde mirasçılar kılmak istiyoruz.” (Kasas Suresi, 5. Ayet).

Tüm yazılarını göster