Murat Belge'nin tartışma yaratan kitabı: Şairaneden Şiirsele

Murat Belge, son kitabı Şairaneden Şiirsele ile edebiyat camiasında tartışmalara neden oldu. Eleştirmen ve yazar Enis Batur, Belge'yi, "Anılarını yazıyor olsaydı Murat Belge, orada bile meyhane ‘adâbı’na sığmazdı bize öğrettikleri. Sözgelimi, Cemal Süreya’nın, Tomris Uyar’ı dövmesi onun şiirine nasıl bir yorum katkısı getirebilir kestiremiyorum" diyerek eleştirdi.

Abone ol

DUVAR - Murat Belge'nin kaleme aldığı Şairaneden Şiirsele - Türkiye'de Modern Şiir adlı kitabı İletişim Yayınları'ndan çıktı. Kitabı, "Bir süredir kendisi kişisel olmayan bir konuyu içine kişisellik katarak anlatmayı, işlemeyi sever oldum. Bu biraz yaşın ilerlemesi ve anılardan bahsetme ihtiyacından da doğmuş olabilir, kitapta anlattıklarımın unutulup gitmesin diye daha nesnel bir tarafı olduğunu da söylemeliyim" sözleriyle anlatan Belge, yazar ve eleştirmen Enis Batur ve Orhan Koçak tarafından eleştirildi. Koçak, "dedikodu yapıp yapmamak değil, o dedikodunun şiirin kendisine bir ışık düşürüp düşüremediği olmalıdır. Ve “ışık” bazen şiirin kendisinden gelir" dedi. 

'ŞAİRLER EN GÜÇLÜ İŞLERİYLE ORTAYA ÇIKMIYORLAR'

Eleştirmen Orhan Koçak K24'te yayınlanan yazısında, Belge'nin kitabın önsözünde kaleme aldığı 'dedikodu yapmama' gayesini, "Bu oto-kontrol imkânını gereğince kullanabilmiş midir? Kullanmak istemiş midir? Söyleşide değindiği o “refleksi” denetleyebilmiş midir? Burada ölçüt dedikodu yapıp yapmamak değil, o dedikodunun şiirin kendisine bir ışık düşürüp düşüremediği olmalıdır. Ve “ışık” bazen şiirin kendisinden gelir. Mesela Ece Ayhan’ın kendisi için yardım toplayan tanıdıklarını “benim paramı yediler” diye dava etmesi onun şiirleri hakkında pek bir şey söylemez; ama son dönem işlerinde (Yort Savul’dan sonra) beliren ve galiba kendisinin de hissettiği belli bir zayıflama, bu türden hırçınlıkları açıklıyor olabilir" sözleriyle eleştirdi.

Koçak, eleştirilerini "Kitabı hızla okuduğumda ben şu izlenime kapıldım: Belge’nin en önem iki verdiği şair -elbette Nâzım Hikmet ve Beyatlı’dan sonra- Oktay Rifat ile Turgut Uyar’dır. Sanırım okurken en çok zevk aldığı da yine Oktay Rifat olmuş. Ama Uyar’dan biraz problemli bir miras da var. Biliyorsunuz Turgut Uyar’ın kendi sağlığında çıkmış bir eleştiri kitabı var, Bir Şiirden. Bence zayıf kitaptır, çünkü baktığı şairleri (belki Nâzım Hikmet dışında) genellikle daha cılız, daha sönük işleriyle ele alır. Şimdi, Uyar’ın herhangi bir yerde, herhangi bir anda kuvveti “kaçırmış” olması düşünülemez: sadece, karşı tarafın aşırı şiddetli parıltısından kaçınmak istemiş gibidir. (Tabii şunu da eklemeliyim: Uyar o zorlu şairlerin tarafından gelen şiddeti, yazılarında değil de şiirlerinde “ele alıyor”, “inceliyordu”.) Belge’de de böyle bir kolaylaştırıcılık ortaya çıkıyor.

Şairaneden Şiirsele - Türkiye'de Modern Şiir, 581 syf., İletişim Yayınları, 2018.

Mesela “İkinci Yeni” içinde en çok sayfa ayırdığı Edip Cansever bölümünde, adamın 60’lı yılların sonundaki iki büyük doruğuna, “Ha Yanıp Söndü, Ha Yanıp Sönmedi Bir Ateş Böceği” ve “Bir Yitişten Sonra” başlıklı parçalara dair herhangi bir değinme yok. (Ama bu noktada bu memleketin sayısız antolojisi de Belge’nin tercihinin yanındadır.) Bu doğrultuda Orhan Veli kısmında herkese artık baygınlık veren, çocukların da mecburen okuduğu “İstanbul’u Dinliyorum”u buluyoruz da, şu dizeye bir türlü gelemiyoruz: “Ölünce biz de kirlerimizden temizlenir, / Ölünce biz de iyi adam oluruz.” Oysa şair o güçsüz, eğlenceli negativizminin nerdeyse tamamını bu cümleye sığdırmıştı: ve inanıyordu söylediğine: hem cenaze namazında cemaatten beklenen laftır, hem de o sözün daha çarpık hakikati: ben, sen, o, hepimiz, ancak ölünce, ölmekle “adam oluruz”, yerimizi boşaltınca. Belge’nin şiir sahnelerinde şairler (Oktay Rifat hariç) en güçlü işleriyle ortaya çıkmıyorlar. Zaaflarını, sevimliliklerini, “bize” benzeyişlerini görüyoruz, bazen güçlü yanlarını da -- ama sancılarına, zorlanmalarına, eşik atlayışlarına (ya da düşüp boğulmalarına) pek tanık olmuyoruz" diyerek bitirdi.

'BİLİNÇALTINDAKİ YARA İZLERİ KAPANMAMIŞ OLABİLİR Mİ?'

Kırmızı Kedi Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni, eleştirmen ve yazar Enis Batur, K24'te yayınlanan yazısında, "Murat Belge’nin yeni yayımlanan Şairaneden Şiirsele kitabının altbaşlığı, içeriğiyle orantısız bir savlılık taşıyor" diyor ve ekliyor:

"Anılarını yazıyor olsaydı Murat Belge, orada bile meyhane ‘adâbı’na sığmazdı bize öğrettikleri. Sözgelimi, Cemal Süreya’nın, Tomris Uyar’ı dövmesi onun şiirine nasıl bir yorum katkısı getirebilir kestiremiyorum ama, bu “bilgi”yi doğrulamanın bir yolu var mı? Cemal Süreya’dan açılmışken, bu şairimizin Attilâ İlhan’ın şiirini “adiye beş kala” diye nitelediğini doğrulamanın bir yolu var mı? Yok: Cemal Süreya’nın bu konuda ne düşündüğüne kendi yazdıklarından ulaşabiliriz: “Ben Attilâ İlhan’ın yazdıklarını her zaman ilgiyle izlemişimdir. Günümüzün en güçlü şairlerinden biri olmuştur benim için. Hem yalnız bugün için değil, her zaman. Attilâ İlhan’daki en büyük değişiklik son yıllarda Türkçeye en güzel bir yumuşaklığı getirmesidir” (Toplu Yazılar I, s. 355).

Hemen ardından, sıra Can Yücel’e geliyor kitapta: Belge, kendi deyişiyle “ipin ucunu kaçırmamaya dikkat ederek” eski dostu (ama küs öldüğü) Can Yücel’in şiirine ışık düşürecek dış bilgileri sıralıyor: “Metresiyle aynı apartmanda oturan bakan’ın oğlu “gibi içen” şairimiz olmamıştır. Benzer bir yerine oturtma örneğini “Ece Ayhan adında bir kaymakamın bir genci silâh çekerek cinsel ilişkiye zorlama teşebbüsünden hapis cezasına çarptırılma haberi”yle tekrarlıyor Belge. Geçmişte, nesnel/öznel eleştiri tartışmaları yaşanmıştı, bu hangi kategoriye girer çıkaramıyorum, ama bölüm başkanı bir profesör karşımızdaki, öğrencilere bundan iyi rehberlik mi olur?

Rehberlik demişken, insanın aklına Ece Ayhan’ın Murat Belge’den “turist rehberi” olarak sözedişi, Can Yücel’in bir şiirinde ona çok ağır yüklenişi, Attilâ İlhan’ın kendisinden “sıfır aydın tipi” diye dem vurması geliyor: Eleştirmenin bilinçaltındaki yara izleri kapanmamış diyebilir miyiz?"