Karşıtımız olanları eleştirmek için kullandığımız enerjiyi, sert
söylemi, hatta yeri geldiğinde can acıtıcı gerçekleri kendimizden
olanların yanlışlarına karşı da kullanabiliyor muyuz? Muhalif
olmayı, yanlışları düzeltmek, politika önermek, daha adil ve
barışçıl bir toplum düzeni kurmak yerine yalnızca karşıt olmakla mı
tanımlıyoruz? Bu sorular, kendini muhalif olarak tanımlayan her
kesimin siyasi mekanizma içinde kendini konumlandırma adına yanıt
araması gereken sorular. Düşmanımın düşmanı benim dostumdur
minvalinde bir siyasi konumlanma, ikili zıtlıkların yerini çok
boyutlu ve karmaşık bir siyaset zeminine bıraktığı bir ortamda işe
yaramıyor. Artık siyasetin tüm düzeylerinde aktif, politika
yapımının tüm alanlarına hâkim, sürekli sorunları saymak yerine
çözümler sunan bir muhalefet gerekli. Ülkede 22 yıldır değişmeyen
bir iktidar varsa, aynı zamanda değişmeyen bir de muhalefet var.
Her ikisinin de kendi içinde kemikleşmiş, kurumsallaşmış sorunları
olduğu için siyasi kutuplaşma derinleşen toplumsal sorunlara rağmen
bir alternatif üretemiyor. Bu şartlar altında bir alternatif
üretebilmek için iktidardan daha fazla muhalefeti eleştirmek
gerekiyor.
CHP’DEKİ DEĞİŞİM RÜZGÂRI
CHP'de 2023 genel seçim yenilgisinden sonra değişim süreci,
Özgür Özel’in genel başkan seçilmesiyle başladı. 2024 yerel
seçimlerindeki başarının, bu dönüşümle ne kadar ilgili olduğunu
söylemek zor. Ancak Özgür Özel’in parti içi değişimi tetikleme
gayretlerinin yoğunlaştığı ortada. Bunun bir örneği de geçen hafta
gerçekleşen tüzük değişikliği kurultayı oldu. Kurultayda 28 maddede
yapılan değişiklikler oy çokluğu ile kabul edildi.
Bu değişiklikler arasında en dikkat çekeni hem milletvekili hem
de yerel yönetim adaylıklarında üç dönem sınırının getirilmesi.
İkinci olarak, adayların belirlenmesinde aday belirlenmesinde
önseçim, örgüt denetiminde önseçim, aday yoklaması, örgüt
denetiminde aday yoklaması ya da merkez yoklaması yöntemlerinden
hangisinin kullanılacağına Parti Meclisi karar verecek. Üç dönem
kuralı tek başına değerlendirildiğinde parti içi demokrasinin
sağlanması ve temsiliyetin güçlenmesi açısından olumlu bir girişim.
Ancak diğer taraftan, önseçim, örgüt denetiminde önseçim, aday
yoklaması, örgüt denetiminde aday yoklaması ile adayların
belirlenmesi durumunda dönem koşulunun aranmaması aday belirlemede
istisnacılık için kapı aralıyor. Adayları belirleyecek yöntemin
Parti Meclisi tarafından kararlaştırılması da yine Parti Meclisi’ne
yakın ve uyumlu isimlerin istisnacılıktan faydalanabileceğini
düşündürüyor.
Üçüncü bir değişiklik ise Parti Meclisi’nin TBMM üye
tamsayısının (600) yüzde 15 kadarı kadar (90) sırayı genel merkez
kontenjanı olarak belirleyebilmesi, aynı zamanda bu kontenjanın her
bir seçim bölgesinde milletvekili sayısının yüzde 15’i ile sınırlı
kalması. Bu oranlar belki daha önceki dönemlerde çok daha yüksekti,
bu değişikliklerle azaltılmış oldu. Ancak parti hiyerarşisi
içindeki bu imtiyazlar demokrasiyle bağdaşmaz. İmtiyazlı adaylar
politik figürler olarak güçlü olsalar bile temsiliyet
sağlamayabilirler. Eğer ki bu adaylar politik olarak güçlüyse, bu
gücü yereldeki kampanyalarına yansıtmalı ve meclise girmeyi hak
etmeliler. Ben İzmir’de yaşayan ve her seçimde İzmirli olmayan,
İzmir’de yolunu kaybedecek CHP adaylarına havadan milletvekilliği
bahşeden bir vatandaş olarak isyan ediyorum. Genel başkan
kontenjanı istemiyorum, parti meclisi kontenjanı da istemiyorum.
Daha önce defalarca yazdım, daha ne kadar açık ifade edilir
bilemiyorum. Bu durum kişisel bir serzeniş değildir, bu bir
temsiliyet talebidir.
Dördüncü bir değişiklik alanı ise kadınların, gençlerin ve
engellilerin temsiline yönelik kota oranlarının belirlenmesi oldu.
Delege seçimlerinde uygulanacak kotaların yanı sıra, en az bir
seçim çevresinde ilk sırada bir engelli aday olacak. Engelli
temsili, il ve ilçe yönetim kurulları ile Parti Meclisi’nde de aday
olması durumunda desteklenecek. Pozitif ayrımcılık ve kota sistemi,
yalnızca milletvekili ve yerel yönetim adaylıklarında değil, parti
hiyerarşisinin her basamağında hayata geçirildiğinde kalıcı bir
etki ve yapısal bir dönüşüm yaratabilir. Nitekim, tüzük değişikliği
yüzde 50 cinsiyet kotasını, parti birimlerinde, yerel yönetim
meclis üyeliklerinde ve meclis seçimlerinde hayata geçirmeyi
hedefliyor. Ancak bu kıymetli çabayı büyük resmin içinde ülkenin
siyasi geleneği ve partide hâkim olan kurum kültürü çerçevesinde
değerlendirmek ve patriyarkanın gölgesine karşı temkinli olmak
gerek. Kota sistemlerinin en büyük riski adil bir siyasi rekabet
ortamını ve siyasi liyakati sorgulanır hale getirmesidir. Bir
adayın kadın olduğu için mi yoksa gerçekten görevi hak ettiği için
mi seçildiği sorusu, dile getirilmese de akıllardan geçen bir
sorudur. Bu noktada şeffaf aday belirleme süreçlerinin ve
katılımcılığın garanti altına alınması, olabildiğince çok kadına
aday olarak ya da aday adayı olarak listelerde alan açılması önem
taşır.
Eğri oturalım doğru konuşalım. CHP’nin son seçim başarısını
gören herkesin aklına takılan sorular, bu sorulara cevaben söylenen
kalıp yargılar var: Özgür Özel, parti içindeki hizipleri, ayak
oyunlarını ortadan kaldırabilecek mi? Lider gençleşti ama diğer
kadrolar gençleşebilecek mi? CHP, AKP’nin yerine geldiğinde ne
yapacak? Onlar da aynı şeyleri yapacaklar, kadrolara CHP’lileri
yerleştirecekler, yine liyakat olmayacak. CHP ekonomiyi
düzeltebilecek mi? Kendi yandaşlarına ihale, kredi verecekler,
ekonomi düzelmeyecek, yolsuzluk kanal değiştirecek.
CHP, kendi seçmeninin değil, diğer seçmenlerin gözünde nasıl
göründüğüne odaklanmalı. Bu değişiklikleri hayata geçirecek ve
iktidara yürüyecekse, kurum kültürünü güncellemeyi başarmalı,
seçmeni ikna edecek somut adımları, seçim sonrası ilk yüz günün
takvimini seçmenin önüne koymalı. Tüzük değişir, zihniyet
değişmezse, önümüzdeki otuz yıl Özgür Özel’in nasıl yaşlandığını
izler dururuz.
KÜRT MUHALEFETİ HER DEM AYNI MI OLACAK?
Türkiye’deki otoriterleşmeden ve siyasi baskıdan en fazla
etkilenen kesim Kürt siyaseti oldu, bu yüzden Kürt muhalefetini
içinde bulunduğu özgün koşulları dikkate alarak değerlendirmek
gerekir. Ancak değerlendirirken de basitçe Türkiye’deki parlamenter
sistem içinde veya Türk siyasi yelpazesi içinde değerlendirmek
görece sığ bir bakış açısı olur. Ulusal dinamiklerin yanı sıra
bölgesel işbirlikleri, çatışmalar, ekonomik ilişkiler ve hatta
küresel ölçekteki politik ve ekonomik gelişmeler herhangi bir
siyasi birimi olduğu kadar Kürt siyasetini de etkiliyor.
Türkiye’nin Irak ve Suriye ile ilişkilerini düzeltmeye yönelik
diplomatik çabaları siyasi ortamı etkiliyor. Ancak bunun yanı sıra,
akademik olarak Kürt çalışmaları bütün dünyada kabul gören ve
gelişen bir çalışma alanı olması, Kürt sanatçıların, müzisyenlerin
dünya çapında işler ortaya koyması, Uluslararası Yazarlar Birliği
PEN International’ın başında Türkiye’nin en değerli yazarlarından
Burhan Sönmez’in yer alması bir takım toplumsal dönüşümlere işaret
ediyor. Her ne kadar bazıları “bilinmeyen bir dil” olarak nitelese
de üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinde yürütülen
çalışmalar dilin canlı kalması için çaba harcıyor. Bugün Kürtler
40-50 yıl öncenin toplumsal ilişkilerinden, tarihsel bağlamından
başka bir yerde duruyor. Belki bunun için geçmişin travmalarını,
sembolik liderin temsil ettiklerini aşan, yüzünü toplumsal
ihtiyaçlara, ekonomik kalkınma, altyapı sorunları, toplumsal
cinsiyet meselelerine dönen, sorunları tekrar etmek yerine çözüm
üreten bir siyasi anlayışa yönelmek gerek. Yerel ilişkiler, belli
soyadlar, siyasi semboller üzerinden kurulan bir temsiliyet yerine,
genç kuşaklara, onların taleplerine alan açmak gerek. Akademik
çalışmalar ve kültürel gelişmeler kabuğunu kırarken siyasi
mücadelenin yerele sıkışmış yapısından kurtulduğunu söylemek ne
kadar mümkün?
POPÜLER TİP VE POPÜLER OLMAYAN SOL
Yakın zamanda muhalif kanattaki belki de en umutvar açılım
TİP’in yıllar sonra yeniden meclise girmesi oldu. Meclis
performansının yanı sıra eylem repertuarı ve siyaseti sokağa
taşıması açısından mücadeleci siyasetin başarılı bir örneği oldu.
TİP, sorunların üstüne gitmesi, insan hakları ve sınıfsal
mücadeleye dair güçlü söylemiyle görünürlük kazandı. Ancak bu
başarı ne geleneksel olarak solla ilişkilendirilen kesimleri
mobilize etmeye yetti, ne de oy oranının istikrarlı bir biçimde
artmasını sağladı. Eleştirilerin bir kısmı partinin popüler
figürleri pragmatik bir biçimde aday olarak kullanmasına yönelikti,
bir kısmı ise ayakları yere basmayan söylemlerle ilgiliydi. TİP,
dünyada öncülü olarak sayabileceğimiz Syriza ve Podemos örnekleri
gibi genç ve karizmatik bir ekibin heyecanıyla yola çıksa da siyasi
arenada kalıcı ve etkili bir yer edinemedi. Bu tür küçük partiler,
sistemde iktidar ya da iktidar ortağı olmasalar bile iktidara karşı
siyaset biliminde ifade edildiği biçimiyle bir şantaj potansiyeli
taşıyabilir ve bu sayede kilit rol oynayabilirler. Bu da ancak ve
ancak daha geniş kitleleri temsil etme iddiasını güçlendirmekle
mümkün olabilir. Öğrenciler, öğretmenler, emekliler, işçiler,
çiftçiler, ekonomik krizden ve toplumsal çatışmadan etkilenen tüm
kesimler bu temsil iddiasında somut olarak yer bulmalı.
HANGİ MUHALEFET İKTİDARA DÖNÜŞÜR?
Otoriter rejimlerde iktidar değişikliğinin ne kadar zor olduğunu
defalarca deneyimledik, en son olarak da 2023 seçimlerinde gördük.
Ancak, 2024 yerel seçimleri, otoriter bir rejime dair önkabulleri
sarsıcı bir biçimde her şeye rağmen muhalefetin potansiyelini
gözler önüne serdi. Ancak sıklıkla vurgulandığı gibi bu tepki
oyunun, kalıcı ve istikrarlı bir tercih olmayacağını, ülkenin
siyasi geleneği içinde milliyetçi muhafazakâr değerlerin öne
çıktığını ve iktidarın elinde seçimlerde kullanabileceği maddi ve
insan kaynağının büyüklüğünü akılda tutmakta fayda var. Değişim
imkânsız değil, ama uzun soluklu bir çabayla mümkün.