İlker Yasin’in, dakika bir gol bir, “daha takımları saymayı
bitiremedim” hayıflanmasını anımsatır biçimde eskidi, hatta çöp
oldu gitti Çarşamba günkü birinci bölüm. Belki amadenizin ömür boyu
maymun iştahı, belki yalnız ve güzel ülkenin cilvesi. Taksimdi,
peşrevdi, gelecek programdı derken Kılıçdaroğlu, Bahçeli’nin
tenezzül etmediği, Feyzioğlu’nun adının anons edilmediği Yargıtay
yerleşkesi, kavşak, “dal-çık” inşaatı ve bilvesile kotarılan adli
yıl açılışında ellerini göğe açan -sağdan sola- Diyanet İşleri
Başkanı, Cumhurbaşkanı, Yargıtay Başkanı’nın yanı sıra kurdele
kesmek üzere saf tuttu. Laik cumhuriyeti nasıl bilirdiniz?
Haklarınızı helâl eder misiniz?
Sedat Peker’in “ollll-maz” çıkışları vardı ya, “kırk yaşından
küçüklere” hitapla sürdürdüğü. Her neyse laf olsun torba dolsun
babında kaldığımız yerden devam. Demiştik ki Türkiye’nin kimlik
sorunu var. Kimlikçilik ve çoğunlukçuluk, çoğunluğa yaranmakla
değil çoğulculukla aşılabilir ve aşılması zorunludur. Kimlik
sorunu dış politikaya yönelim karmaşası olarak yansıyor. Çokboyutlu
bir senfoni olması gereken dış politika, bazen fırsatçı bazen
fırdöndü bir kakofoni gibi tınlıyor. Muhalefet, 70 model
anti-emperyalizm ve varılması olanaksız bir tam bağımsızlık kısvesi
altında çoğu zaman oyuna gelip, aynı taşrasalcılığın ve hışırlığın
karşı taraftan yancısı konumuna kendini indirgiyor.
Yarın, öbür gün, ama bir gün mutlaka devran döndüğünde, bu
kafayla Dışişleri, MİT, MSB/TSK ve hatta TRT’nin başına geçecek
“cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırma” misyonlu muhalefet ne
yapacak, ne yapmalı, ne yapabilir? Konumuz bu. Pıtrak gibi yurdun
dört köşesine üniversite açmak sonra dönüp en güzide, en köklü
yüksek öğretim kurumlarının (örnekse Mülkiye, Boğaziçi vb.)
hocalarını işlerinden uzaklaştırmak, başlarına kayyum atamak, giriş
puanlarını düşürüp, gecekondu fakülte açmak. Aynı kafanın
Dışişleri’nde dışavurumu arsa satın alma, bina yapma ve yenileme
ile dünyanın dört köşesine büyükelçilik açmak.
Dışişleri’nde giriş sınavı*, yükselme ve tayin kriterleri,
yazışma üslûbu ve usulü, teşkilat şemasının yeniden elden
geçirilmesi, siyasi, idari-mali, hukuki ve konsüler işler ayrımı,
“jeneralist” yerine dili ve yeri bilen “spesiyalist” kariyer memuru
tercihi gibi konular, yukarıdan verilecek “siyasi talimatın”
hiyerarşi içinde doğru ve zamanlı uygulanmasında etmen. “Siyasi
talimat” vermek için, devlete değil adı üzerinde siyasete yaslanmak
gerek. Siyasi talimatı da belki yazacak olan bürokrat. Ancak
emme-basma tulumba gibi kendi talimatını kendi yaratan memuriyet
zihniyetiyle kapalı devre yol almak mümkün değil. Bize özel değil,
çağdaşlık isteniyorsa böyle bu, başka türlüsü yok.
Yahut kendinizi “Being There” filmindeki Peter Sellers gibi MİT
Başkanı atanmış farz edin. Havaalanı gibi bir masanın başına, uçak
gemisi büyüklüğünde bir makam odasında yeni devasa karargâh
binasının bilmem hangi katında göreve başladınız. Başladınız da,
nereden başlarsınız? Brifing alıp, binayı gezerek mi? Odanızın
teknik temizliğini yaptırarak mı? Pek çoğu, kendi dosyasının olup
olmadığını, varsa onu okuyarak başlamak isteyeceğini belirtecektir
muhtemelen. Olabilir veya anlaşılabilir de, “esasa müteallik” değil
bu. İstihbarat, istihbarata karşı koyma/kontrespiyonaj, iç ve dış
istihbarat ile analiz ve operasyon ayrımı, yapılacak operasyonların
her biri için yazılı siyasi talimat almak zorunluluğu, istihbarat
diplomasisi boyutu, Dışişleri ve Genelkurmay ile eşgüdüm, hedef
seçimi, hukuka uygunluk, konuların tümü
dikenli.
TSK’da “müştereklik” yani kara, deniz ve hava unsurlarının bir
aradalığı yine “tek beden” çözüm yani devasa karargâh binası
inşaatı ile çözümlenme yoluna sokuldu. Basit soru: KKK dışında
Genelkurmay Başkanı atanamaz mı? Görev değişiklikleri için YAŞ
beklenmesi zorunlu mu? Bundan böyle MSB, emekliliği gelen
Genelkurmay Başkanları arasından mı atanacak? Denizaşırı ve
sınırötesi harekâtların sonlandırılması, KKTC’deki askeri gücün
büyüklüğünün azaltılması konusunda kafanızda belirli koşulların
oluşturulması durumunda adım atma yaklaşımı varsa, buna ayak
direyecek komuta kademesini görevden alabilecek misiniz? Terörle
mücadele denilen etkinliği salt güvenlikçi pencereden mi
görüyorsunuz? Başıörtülü subay, makam odasında göstere göstere
koltuğunun sırtına namaz seccadesi koymuş subay vb. görüngüler,
size göre “normalleşme” belirtisi mi? Öyleyse, demokrasi de laiklik
olmadan olamayacağına göre, laik cumhuriyetin evrensel değerleriyle
buna benzer dışavurumları nasıl değerlendireceksiniz? Çok daha
basit, düzayak bir soru: “Orduevi” nedir, gerekli midir? Başka NATO
müttefiki ülkede benzeri var mıdır?
Buraya kadar geldik, “aman eksik kalsın, belli ki bunlar hiç
karışılmaması gereken konular” dediyseniz, çok daha yumuşak bir
alana TRT’ye geçelim. TRT Genel Müdürü atayacağınız kişiye
anahtarları teslim edip, “bir yıl sonra görüşürüz” diyebilir
misiniz? TRT’nin cumhuriyet tarihine ilişkin belgeseller, diziler,
filmler hazırlatmasını teşvik eder misiniz? Habercilikte tarafsız
olup, baştaki sizi dahi yerden yere vurmasına tahammül edebilir
misiniz? Bölgesinde izlenen kurum olması için TRT’ye tam özerklik
tanıyacak mısınız? (Bu bağlamda konu dışı ama benzer sorular
TEC/TPIC için de geçerli.)
Özcesi, Ankara’da protokol sırasını yeniden belirlemek bile
bizim buralarda had safhada siyasi bir konu ve hem yönetenlerin
yönelimini, hem cumhuriyetin kimliğini anlatır. Tüm bunlar ve
kuşkusuz çok daha fazlası, “bugünün konusu değil”, “kısmetse
peyderpey…”, “bırakalım şimdilik dağınık kalsın” denilecek konular
da değil. Yeni gelecek yöneticilerin ilk günden fişek gibi hazır
olmaları ve işe koşarak başlamaları gerekiyor. Bayern Münih’in 2021
yılı kadro değeri 852 milyon avro. O
kadronun emanet edildiği Nagelsmann ise 34 yaşında. Ne ilgisi mi
var? Hadi buyurunuz, ABD Başkanı Ulusal Güvenlik Danışmanı (NSC)
Sullivan da 45 yaşında. Dudak büküp, kaşlarınızı mı
kaldırdınız?
Bir başka deyişle 2023’te silkiniş için Mahmut Hocalar, Yaşar
Ustalar aranmıyor. Öylesi, sanki dijital devrimi ıskalayıp,
analogda ısrar gibi durur. Üstelik başkanlık sisteminde “adayımız X
bey/hanım kardeşimiz” diye spor salonunda yapılan bir kongrede
partili delegeler “huzurunda” duyuru yapıldığında, sahnenin devamı
da “gel bakalım X bey/hanım şöyle yanıma” diye aktığında, o
muhayyel “X bey/hanım” da çehresinde mahcup bir tebessüm, ellerini
terbiyeli bir tavırla önünde kavuşturmuş, gözleri yerde podyumda
zuhur ettiğinde, aciz kanaatimce maça 1-0 yenik başlayacak
demektir.
Karşı açı da geçerli: Nasılsa başkanlık seçiminde ikinci tur
oyları “gönülde yatanı aslanı” seçmekten çok, “beterin beterini”
elemek eğilimiyle kullanılıyor. Bununla birlikte, enkaz büyük. Amaç
iddialı: Cumhuriyetimizi yüzüncü yılında demokrasiyle taçlandırmak.
Amacın altına yapılması gereken maddeleri ekleyince, kadro
dizilimi, oyun kurgusu, strateji, taktik değişiklikler, tempo gibi
teknik ve meşruiyet, temsil, hesap verme, saydamlık, katılım gibi
politik unsurlar da işin içine giriyor. Silkiniş dedim ya yukarıda,
halterdeki “silkme” çağrışımı yaptı. Hani halterci bir ayağını
geriye atar girer ağırlığın altına, bazen geri atar yere bazen
kaldırır başının üstüne. İşte o birkaç saniyelik titrek kısmı iyice
düşünmek lazım.
*Diğer kurumları bilemem, Dışişleri özelinde yüz yüze mülakat,
sözlü sınavın ötesini tarif eden bir “mülakat” bence zorunlu.
Kurumun kendi uygun göreceği biçimde kendi yapacağı yabancı dil
sınavı da. Örnekse NETFLIX, kökenine, eğitimine bakmadan piyasadaki
en parlak, en yaratıcı gençleri piyasa ortalamasının on katına
varan ücretlerle çatısı altına topluyor. Kendi büyüklüğünde ve
alanındaki şirketlerle çok daha dar bir kadroyla çalışıyor.
Çalışanların işleri için uygun gördükleri harcamaları yapmalarını
ve diledikleri kadar izin kullanmalarını da tümüyle özgür
bırakıyor. Dışişleri’ne yeniden bürokrasi mızrağının pırıldayan,
keskin ve sivri ucu niteliğini kazandırmak
gerekir.