Mithat Alam: Sinemayı seven adam

“Artık çok geç…” demeden denemeye koyulmak gerektiğini görebiliyoruz.

Abone ol

Arda Kemal FİŞEKCİ

DUVAR - “1998’de Boğaziçi Üniversitesi’nde sinema dersleri vermeye başlamamla birlikte, ondan evvel kâbus makinelerle sevmediğim işi yaparak yaşadığım hayattan sonra başlayan hayatıma ikinci hayat diyorum ben…”

SİNEMAYI SEVEN ADAM 

İçinde bolca kendi deyişiyle “kâbus makinelerin” ve mecburi seyahatlerin olduğu uzun süreli bir iş hayatı sonunda, 53 yaşındayken bir zamanlar mezun olduğu okuluna tutkunu olduğu sinema için dönen Mithat Alam, o günden sonra yaşadıklarını ikinci hayatı olarak nitelendiriyor; bize de onun hikâyesiyle birlikte keyifli ve detaylı bir sinema sohbeti sunuluyor.

İletişim Yayınları’ndan çıkan “Sinemayı Seven Adam” Mithat Alam’ın öyküsü, çocukluğu, Robert Kolej-Boğaziçi Üniversitesi yılları ve iş hayatı boyunca sinemayla olan yakın ilişkisi ile birlikte Boğaziçi Üniversitesi’nde sinema derslerine başlaması ve yine orada kurduğu Mithat Alam Film Merkezi’nin, öncelikle sinema alanında lisansüstü eğitim almak isteyenlere burs sağlamayı hedefleyen Mithat Alam Eğitim Vakfı’nın, Altyazı Dergisi’nin ortaya çıkışı ve gelişimi, öğrencisi Umut Barış Dönmez’in söyleşisiyle aktarılıyor. Bu da, ortaya klasik bir hayat hikayesinden çok, içinde filmlerin, yönetmenlerin, oyuncuların bolca olduğu bir sinema sohbeti ve ilginç anekdotların çıkmasını sağlıyor.

.

Kitapta Alam’ın hakkında dersler de verdiği “auteur yönetmen” kavramından ikinci hayatının en özel dostlarından olan Reha Erdem’e, favori yönetmenleri arasında çok ayrı bir yere koyduğu Ingmar Bergman’dan buluşma için İstanbul’daki bir muhallebicide istemeden de olsa beklettiği Gus Van Sant’a, Hollywood’dan metod oyunculuğa, "Yeni Dalga" akımından Uzakdoğu sinemasına, adını taşıyan film merkezinde ağırladıkları Türkiye ve Dünya sinemasının önemli isimleri ile yapılan söyleşilerden jüri üyeliği yaptığı festivallerde yaşananlara, Ava Gardner sevgisinden hem güzelliği hem oyunculuğu ile günümüzdeki favori aktristi olan (ve kendisine şiddetle katıldığım) Julianne Moore’a; sinemaya genel bakış açısıyla birlikte içindeki birçok kavram, tür, film ve isimle ilgili hem Alam’ın düşünceleri hem de anıları mevcut. Elbette genç yaşta kaybettiğimiz, bir dönem öğrencisi de olan yönetmen Seyfi Teoman’a özel bir parantez açarak…

İSTANBUL ve SİNEMA TARİHİNE BAKIŞ 

Sinema salonlarında çok uzun süre mesai harcamış ve bulunduğu yabancı ülkelerde de mutlaka sinemaya gitmeye çalışmış biriyle sinema hakkında bir söyleşi olunca, konu salonlara ve salonlarda yaşadığı ilginç olaylara da geliyor elbet. Artık yaşı otuzun üzerinde olan birçok sinemasever, değişen sinema kültürü ve izleyici alışkanlıklarından şikayet etmeye başlamış, hatta kimi için salona gidip film izlemek arada yapılan nostaljik bir aktivite haline gelmişken, karşımızdaki sinema tutkununun da bu konuda rahatsızlıkları olması kaçınılmaz. Ancak şunu söyleyebiliriz ki, Mithat Alam seyirci kültürü ve salon şartlarından bahsederken bir nostalji duygusuyla “Geçmişte her şey çok güzeldi” şeklinde konuşmuyor; iyisiyle kötüsüyle düşüncelerini aktarıyor. Aynı hissiyatı, hem ömrünü geçirdiği İstanbul hem de sinemanın tarihe kazınmış isimleri hakkında konuşurken de ediniyorsunuz.

Kitabın sonunda ise sinefil kişilerin aslında hem yapmayı hem de kim ya da kimler tarafından seçilirse seçilsin hakkında tartışmayı sevdiği (Mesela ben de çok beğendiği Coen Biraderler için yaptığı listede Big Lebowski’yi neden o kadar aşağıya koyduğunu dinlemek isterdim!) listeler var, yani Mithat Alam'ın "en"leri listeleri… Bunlar arasında “en iyi 250 film” seçkisi de var, “1991'den 2015'e yılın en iyi 30 filmi” listesi de, A'dan Z'ye çok sayıda yönetmen için ayrı ayrı hazırladığı favori filmler listesi de... Belli bazı yerli yönetmenler de bu listelerde elbette mevcut, ancak kitaptaki genel sinema söyleşisinde konu edildiği gibi, bu yönetmenler listesinin daha çok dünya sinemasından örnekler taşıdığını söylemek gerek. Dolayısıyla, bu konuda oldukça geniş olan listeler, bilmediğiniz bir yönetmeni tanımak ve/veya izlemek için bir film seçmek istediğinizde fikir vermesi açısından çok yardımcı olacak.

UMUT VEREN HAYAT HİKAYESİ

Kitabı bitirdiğimizde, “Mithat Bey'in hikâyesi sevmediği ve seçmediği hayatları yaşayan milyonlarca mutsuza bir gün istedikleri hayata kavuşabilecekleri konusunda umut veriyor” dersek biraz iddialı olabilir, zaten eserin böyle bir amacı olduğunu da sanmıyorum, ancak eğer gerçekten tutkuyla sevdiğimiz bir şey varsa, peşinden gidebileceğimiz imkânlar ve karşımıza çıkan bir fırsat olduğunda, asla “Artık çok geç…” demeden denemeye koyulmak gerektiğini görebiliyoruz.