Mısır'da bulunan 'uzaylı taş' nadir bir süpernovanın ilk kanıtı olabilir

Bilim insanları, taşın muhtemelen en parlak kozmik patlama türlerinden birinde oluştuktan sonra Dünya’ya ulaştığını belirtiyorlar.

Abone ol

Ben Turner

Dünya dışından gelen ve Sahra Çölü’nde bulunan garip bir uzay kayası, ender biçimde görülen bir süpernova türüne dair Dünya’da bulunan ilk kanıt olabilir. İlk kez 1996’da Mısır’da keşfedilen Hypatia taşının kimyasal bileşimi, uzun zaman önce ölmekte olan bir yıldızın muhteşem patlamasıyla ortaya çıkan devasa bir süpernova türünü çevreleyen toz ve gazı barındırıyor olabileceğini düşündürüyor.

ÇOK UZAKTAN GELEN BİR YABANCI

‘Tip 1a’ süpernovaları, tipik biçimde, bir beyaz cüce yıldızın ya da çökmüş bir yıldızın büzüşmüş kabuğunun, hâlâ yanmaya hazır yakıtı olan daha büyük ve genç bir yıldızla aynı yörüngeyi paylaştığı toz bulutlarının içinde meydana gelir. Daha küçük ve yoğun olan beyaz cüce yıldız, genç yıldızın yakıtının bir kısmını kendine çekmek için akıl almaz düzeydeki kütle çekimsel etkisini kullanır ve genç yıldızı bir gözyaşı şeklinde uzatarak onu yutmayı sürdürür. Ne var ki, kozmik yamyamlık eylemi en sonunda karşılıklı yıkımla neticelenir; öte yandan, vampir beyaz cüce, çekirdeğinde nükleer reaksiyonların yeniden alevlenmesine yetecek kadar büyür. Ani ve büyük bir parlamanın ardından, devasa bir süpernova patlaması her iki yıldızın radyasyonla parıldayan içeriğini dışarıya doğru püskürtür ve tozla karıştırarak birleştirir.

Hypatia taşına gelirsek; yeni araştırmaların gösterdiği kadarıyla, bu gaz ve toz karışımı, kozmik arka bahçemize ulaşana dek milyarlarca yıl boyunca uzayda sürüklendi ve en sonunda güneş sistemimizin doğumu esnasında Hypatia taşının daha büyük ana gövdesini oluşturacak biçimde katılaştı. Büyük ihtimalle dış güneş sisteminde bir yerlerde oluşmasının ardından bu kaya nihayetinde Dünya’ya doğru yol aldı ve düşerken parçalara ayrıldı.

Üç gram ağırlığındaki Hypatia taşı parçası. Görsel: Romano Serra

Güney Afrika’da bulunan Johannesburg Üniversitesi’nde jeokimyacı ve araştırmanın başyazarı olan Jan Kramers verdiği demeçte, “Bir bakıma, bir süpernova 1a patlamasını faaliyet halindeyken yakaladığımızı söyleyebiliriz; çünkü patlamada ortaya çıkan gaz atomları, nihayetinde Hypatia’nın ana gövdesini meydana getiren etraftaki toz bulutunun içinde hapsoldu” diyor.

Araştırmacılar, taşın nereden geldiğini bulmak amacıyla, zarar vermeyen teknikler kullanarak Hypatia taşından alınan küçük bir örnek üzerinde kimyasal analizler gerçekleştirdiler. Bu incelemeler, taşın alışılmadık biçimde düşük miktarda -Güneş Sistemi’nin iç kesimlerinde nadir bulunan elementler olan- silikon, krom ve manganez barındırdığını ve aynı zamanda kozmik mahallemizdeki cisimler söz konusu olduğunda anormal derecede yüksek düzeyde demir, kükürt, fosfor, bakır ve vanadyum içerdiğini ortaya koydu.

BİLDİKLERİMİZDEN TAMAMEN FARKLI

Kramers, “Güneş Sistemi’nde bulunan ilkel ya da evrimleşmiş herhangi bir şeyden tamamen farklı olarak, bol miktarda tutarlı element kalıntısı modeline rastladık. Asteroit kuşağındaki cisimler ve göktaşları da bununla benzeşmiyor” diyor. Taşın element yoğunluklarını kozmik bölgemizde rastlamayı beklediğimiz yoğunluklarla karşılaştıran daha sonraki testler daha da şaşkınlık verici sonuçlar ortaya koydu; taş, galaksinin bizim bulunduğumuz kolundan bile değildi ve tek bir kırmızı cüce patlamasından (bir tip II süpernovadan) gelemeyecek kadar yüksek miktarda demire ve çok az silikona sahipken, demirden ağır olan elementlerin yoğunluğu çok düşüktü.

Yıldız verileri ve modellemeleri üzerinde yapılan ayrıntılı bir araştırma, ekibin elinde, taşın kaynağıyla ilgili olarak, içerdiği olağandışı element yoğunluklarını açıklamak için bir tip 1a süpernova dışında muhtemel bir açıklama bırakmadı. Araştırmacılarca incelenen on beş elementten sekizinin (silikon, sülfür, kalsiyum, titanyum, vanadyum, krom, manganez ve nikel) oranları, bir beyaz cüce patlaması için öngörülen yoğunluklarla çok yakın bir şekilde örtüşüyordu. Kramers, “Şayet bu hipotez doğruysa, Hypatia taşı, bir süpernova tip 1a patlamasının Dünya üzerinde bulunan ilk gerçek kanıtı olacak” diyor: “Belki de aynı derecede önemli olan şey, dış uzaydan Dünya’ya gelen tek bir anormal toz kümesinin, Güneş Sistemimizin oluştuğu bulutsuya tam olarak karışmadan eklemlenebildiğini ortaya koyuyor.”

Buna karşın şüpheler varlığını koruyor. Taşın içerdiği altı elementin -alüminyum, fosfor, klor, potasyum, bakır ve çinko-, bir tip 1a süpernovadan beklenenden 10 ilâ 100 kat daha fazla yoğunlukta olduğu anlaşıldı. Araştırmacılar, bu durumun, süpernovanın kökenlerinin, orijinal element bileşimini öngörülenden daha fazla içeren bir kırmızı dev olduğuna işaret edebileceğini düşünüyor.

Kramers, “Bir beyaz cüce yıldız ölmekte olan bir kırmızı devden ortaya çıktığı için, altı element söz konusu olduğunda, Hypatia bu element oranlarını bir kırmızı dev yıldızdan miras almış olabilir" diyor. Kramers, bu durumun başka araştırmalarda beyaz cüce yıldızlarda gözlemlendiğini belirtiyor.

Bilim insanları, bu alışılmadık uzay taşıyla ilgili bulgularını Icarus dergisinin yeni sayısında yayınladılar.

*Samanyolu Galaksisi dört ana koldan oluşur. Bunların isimleri; Perseus, Cygnus, Scutum-Crux, Sagittarius’tur. Bazı gökbilimcilerse Perseus ve Sagittarius’tan oluşan yalnızca iki ana kol olduğunu düşünüyorlar. Güneş, bu kollardan Sagittarius ana kolunun yan kolu olan Orion ara kolunda yer alır.

Yazının orijinali Live Science sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)