Migration Jam: Farklı yerlerden gelmemize rağmen bizi birbirimize bağlayan çok şey var

Migration Jam'den Amal Jibril ve Suha Nabhan ile mültecilerle ilgili yürüttükleri çalışmalar ve sahada edindikleri tecrübeler üzerine konuştuk.

Abone ol

Zafer Kıraç*  

Mülteciler desteklenmelidir, nereden geldiklerine bakılmaksızın.

Migration Jam, dünya üzerindeki topluluklara ilham vermek ve onları güçlendirmek için mülteciler ve göçmenler tarafından kurulan ve yönetilen bir hikaye anlatma platformu. Olumlu değişime olanak sağlamak için hikaye anlatımının gücüne inanan yetenekli ve yaratıcı profesyonellerden oluşan bir topluluk. Kültürel ve eğitici etkinliklere ev sahipliği yaparak, görsel ve işitsel içerik üreterek ve stratejik iletişim kampanyaları geliştirerek, göçle ilgili mevcut ana akım anlatıyı değiştirmeyi umuyorlar.

"Tüm çalışmalarımızda odak noktamız, mültecilerin ve göçmenlerin girişimlerini ve hikâyelerini herkese duyurmak ve tanıtmaktır. Amacımız, topluluklarımızı fırsatlara doğru yönlendirmek ve mülteciler ve göçmenler için daha kapsayıcı bir yerel entegrasyonu teşvik etmektir."

Kendilerini bu cümlelerle tanıtıyorlar. Bu ekibin üç kadın emekçisi ile güzel bir tanışma ve sohbet etme fırsatım oldu. Somalili Amal Jibril ve Suriyeli Suha Nabhan ile ekibin Türkiyeli üyelerinden Şeyma Gören çeviriyle iletişimimizi kolaylaştırdı. Bu kadar karanlık ve olumsuzluklarla dolu dünyamızda umut veriyorlar. Onları Türkiye’de benzer çalışmaları yapan ve alana ilgi gösteren insanlarla tanıştırmak istiyorum.

Yaptığınız çalışmalar heyecan verici, sizi tanıyalım mı?

Amal Jibril: Somaliliyim. Aralık 2020'de Migration Jam'de tam zamanlı çalışmak üzere İstanbul'a taşındım. Mesleki deneyimim boyunca çoğunlukla gençler olmak üzere Sudan ve Etiyopya'daki mültecilerle çalıştım. Medyada gördüğümüz olumsuzlukların aksine, mültecilerde kullanılabilecek ve güçlendirilebilecek muazzam bir yetenek ve beceri olduğunu düşünüyorum. Şahsen ben pozitifliğe büyük önem veren biriyim (hatta bazen biraz fazla pozitifim! :)) ve fark ettim ki insanlar olarak çoğunlukla “olumlu hikayelere” açığız. Bunun doğuştan gelen doğamıza daha çok hitap ettiğini hissediyorum ve birlikte çalıştığım mülteci gençlerle de tam olarak bunu hissettim. Onlarla konuştuğumda, kendileriyle aynı durumda olan insanların ilham veren hikayelerini dinlemekle ilgileniyorlardı. Ve işte o an ‘Olumlu Hikayeleri’ vurgulayarak göçle ilgili olumsuzluklara meydan okuyacak bir platforma ihtiyaç olduğunu hissettim. Kendimiz hakkında duyduğumuz hikayeler sadece daha iyi bir yaşama sahip olma şansımızı etkilemekle kalmaz, aynı zamanda kendimizi nasıl gördüğümüzü ve dış dünyayla nasıl etkileşime girdiğimizi de etkiler.

Suha Nabhan: Suriyeliyim. İstanbul'da yaşıyorum. Son altı yıldır göç odaklı farklı grup ve kuruluşlarla birlikte çalışmaktayım. Göçmenler, günlük haberlerde genellikle yerel halkın bireysel düşünmesini ve mültecilerle doğru bağlantıyı kurmasını engelleyecek şekilde, hikayelerinin daha iyi bilinmesini zorlaştıran büyük bir insan akımı olarak yansıtılır. Farklı yerlerden gelmemize rağmen bizi birbirimize bağlayan çok şey var. Bence hikaye anlatıcılığı, haberlerden veya medyadan aldığımız bilgilerden daha çok, bizi yakınlaştırabilecek ve farklı açılardan bakmamıza yardımcı olabilecek bir diyalog kurmamıza olanak sağlayan çeşitli yol ve araçlara sahip.

Migration Jam ekibi farklı ülkelerden gelen insanların güzelliklerini, yeteneklerini ve yaratıcı fikirlerini bir araya getirebildiği çok çeşitli bir yapıdır. Ekibimizin günden güne büyüdüğünü görmek ve bunun yanı sıra insanların tartışmalarımıza ulaşmaları ve katılım sağlamaları beni çok mutlu ediyor.

Kuruluş amacınız nedir? 

Suha: Ana akım medya, mültecilerin ve göçmenlerin olumsuz anlatıları ve yanlış beyanlarıyla dolu. Bu tasvirler, sosyo-ekonomik işlemlerde istihdam, tüketimden finansa erişim, etkileşimler ve ev sahibi topluluklar arasındaki işbirliğine kadar ayrımcılığı artırmaktadır. Bu durum da mültecilerin ve göçmenlerin kendileri olma yetkinliklerini sınırlar, yaratıcılıklarını ve özgüvenlerini pek çok düzeyde etkileyebilir. Migration Jam’in amacı bir diyalog ortamı oluşturarak topluluğumuzdan gelen güçlendirici ve hümanist kişisel hikayeleri öne çıkararak bu anlatıyı değiştirmektir.

Hedefleriniz neler ve hangi yöntemleri kullanıyorsunuz? 

Suha: Hedeflerimizi dört başlıkta sıralayabilirim; göçmenlikle ilgili genel algıyı olumlu yönde etkilemek, mülteciler ve göçmenler için etkili ve destekleyici bir ağ oluşturmak, topluluğumuz için fırsatları öne çıkarmak ve bir kanal kurmak, mülteciler ve göçmenler için daha kapsamlı bir yerel entegrasyonu teşvik etmek. Bu hedeflere ulaşmak için köprüler kurmaya ve çevrimiçi medyada ve akademik dünyada göçmenler ve mülteciler hakkındaki mevcut ana akım anlatıya meydan okumaya çalışıyoruz.

Etkinlikleriniz hakkında bilgi verir misiniz? 

Amal: Migration Jam'de atölye çalışmaları ve eğitimlerin yanı sıra kültürel etkinlikler (film gösterimleri, sergiler, müzik etkinlikleri vb), panel ve konferanslar gibi çok çeşitli etkinliklerimiz var. Ayrıca konuşma videoları, podcastler ve görsel içerik üretiyor ve geliştiriyoruz. Yakın zamanda göçmenler, yerliler ve yabancıları bir araya getiren ve birlikte sanat yapabilmeleri için alanlar oluşturan İstanbul'daki kültür merkezlerinin vurgulandığı bir podcast üretmeye odaklandık ve gerçekleştirdik. İstanbul’daki son etkinliğimiz, Suriye ve Filistin’den ödüllü yönetmenlerce hazırlanmış 4 filmin yer aldığı, Taksim Fransız Kültür Merkezinde gerçekleşen, Cinema Paradisea adlı film gösterimiydi.

İzmir’de tekrar edecek olan belgesel film izleme ve tartışma etkinliği istediğiniz ilgiyi gördü mü? 

Amal: Evet, mülteci ve göçmen kökenli yönetmen ve sanatçıların yaratıcı çalışmalarını kapsayan bir dizi film gösterimi olan Cinema Paradisaea'yı şubat ayında İstanbul’da gerçekleştirdik, şimdi sırada İzmir var. Seyirciler, farklı ülkelerden ve faklı kökenlerden gelen çeşitliliğe sahipti. Her filmden sonra yönetmenlerle Zoom üzerinden yaptığımız görüşmelerde de katılım çok samimi ve ilgi çekiciydi. Bu etkinliği ilerleyen dönemde Türkiye’nin diğer şehirlerine de taşımak istiyoruz. Farklı konular hakkında farkındalık yaratmak ve mevcut yetenekleri öne çıkarmak için daha fazla belgesel ve filmi daha da geniş izleyici kitlesine ulaştırmayı umuyoruz.

Bu belgesellerle ilgili kısa kısa bilgi almamız mümkün mü?

Suha: Her biri belirli bir konuyu ele alan dört farklı belgesel izledik. Taste of Cement  (Çimentonun Tadı), Beyrut'ta yeni gökdelenler inşa eden Suriyeli inşaat işçilerine odaklanan ve onların günlük yaşamlarını ve mücadelelerini vurgulayan bir belgesel. “Still Recording” (Hala Hatırlıyorum), Suriye'nin Doğu Guta eyaletine bağlı Duma bölgesindeki kuşatma sırasında çok zor koşullara rağmen dayanıklılığı ve yaratıcı çalışmaları vurguluyor. A Comedian in a Syrian Tragedy (Suriye Trajedisinde Bir Komedyen), Suriyeli ünlü bir aktör olan Fares Helou'nun sürgün ve isyan hikayesini belgeliyor. Mısır'da kadınların cinsel tacize karşı taşkınlığına odaklanan As I Want (İstediğim Gibi). Tüm bu ödüllü belgeseller İstanbul’da ilk kez gösterildi. Her bir gösterimin ardından yönetmenler ve izleyiciler arasında soru cevap yapıldı.

Türkiye de benzer çalışmaları yapan insan hakları aktivistleri, sivil toplum ve medya ile ilişkileriniz nasıl?

Amal: Türkiye'deki farklı grup, kurum ve kuruluşlarla bağlantı kuruyor ve işbirliği yapıyoruz. Örneğin; Istanbul&I, Göçmen Kadınlar, Yusra Community, United Hands for Refugees, Josoor, Aman project, ArtHere Istanbul, The Silent University, Root Radio, Migport, Footsteps. Şimdiye kadar, gerçekten aktif ve destekleyici bir ağa ulaştık. Bu anlamda şaşırtıcı ve yaratıcı girişimleri tanımak bizi mutlu ediyor. Geçtiğimiz aylarda, üzerinde çalıştığımız konuları tartışmak ve geliştirmek için üniversitelere ulaşmaya başladık. Marmara, Bilgi ve Koç Üniversitesi'ndeki profesörlerden çok sayıda olumlu geri dönüşler ve katılım desteği aldık.

Çalışmalarınızda sizi çok etkileyen göç hikayelerinden bazılarını anlatabilir misiniz?

Suha: Medya tarafından öne çıkarılmamış birçok hikaye var. Örneğin, insanların kendilerine nasıl barınma imkanı aradıklarının medyaya nasıl yansıdığını öğrenmeye çok hevesli ve milyonlarca takipçisi olan mülteci bir sosyal medya fenomenini ağırladık. Hollanda’da kurulmuş sosyal dayanışma ve göçmenlerin hikayelerinin ön plana çıkarılması üzerine yoğunlaşmış olan WE Organization ile koordinasyon halinde çalışarak göçmen aşçıların hikayelerinin ön plana çıkarıldığı bir etkinlik düzenledik. Bu etkinlik sırasında göçmenler yemek yaparken kendi hikayelerini anlattılar. İrlanda’da yaşayan bir aşçı, bize bir aşçı olarak yeni bir ülkede kendi işletmesini kurarken bir restoran sahibinin kendisinden hiçbir ücret almadan restoranında bir etkinlik düzenlemesine nasıl yardım ettiğine dair resmen zihnime kazınan bir hikaye anlattı. Bu ona sanatını gösterebilme ve yaptığı işe başlayabilmek için gerekli olan itici gücü vermiş. Şu an, o günden beri büyüyen bir restoranının sahibi. Bu hikaye zihnime kazındı çünkü yardımlaşma ve dayanışmanın önemini ve küçük jestlerin ve bir yardımın hayatımızı etkileyerek bizi nasıl ileri taşıdığını gösteriyor.

Başka bir etkinlikte ağırladığımız Suriyeli mültecilerden biri Hollanda’daki kamplardan birinde yaşıyordu fakat kendisi blockchain ve kripto para üzerine eğitim almış ve bu alanda oldukça kendini geliştirmişti. Şu an, kendi işini kurmuş ve diğer girişimcilere sektörü tanımaları için destek verdiği toplantılar düzenliyor, Lübnan gibi ülkelerdeki ekonomik krizlerden etkilenen insanlara yardım ediyor ve artık kampta kalmıyor. Bu sadece kendisini kurtarmak için yol bulmuş bir insanın değil, aynı zamanda diğerlerine de yardım eden ve öğrendiği şeyleri paylaşan bir insanın hikayesi.

Son olarak insanlara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Amal: Hikayeler çok güçlü! Öyleyse onları dünyada daha iyi şeyler yaratmak için kullanalım. Okuyucuyu duydukları hikayeleri sorgulamaya ve kaynaklarını iki kez kontrol etmeye teşvik etmek istiyoruz. Bizimle aynı alanda çalışmalarını sürdüren kurum ve kuruluşlar, işbirliği yapmak için lütfen bizimle iletişime geçsinler.

Suha: Görüldüğü üzere Ukrayna'dan gelen mültecilerle dayanışma içinde büyük bir çalışma mevcut, bu günlerde farklı topluluklardan mültecilere yönelik daha fazla desteği teşvik ediyoruz. Nereden geldiklerine bakılmaksızın, tüm mülteciler hoş karşılanmalı ve desteklenmelidir. Herkes farklı şekillerde yardımcı olabilir. Hala yapılacak çok şey var. Okuyucuları çalışmalarımız hakkında daha fazla bilgi almak için bizi takip etmeye davet ediyoruz.

***

Evet, göçü yaşayan ve göç edenlerin durumuna duyarlı insanlar olumsuz etkileri azaltma gayretindeler. Hepimiz katkıda bulunabiliriz bu çabalara. Kaçıranlar için Gazete Duvar’da yayınlanan ‘Haklar Raporu’ programının son bölümünü mutlaka izlemelerini öneriyorum. Hafıza Merkezi Türkiye Direktörü Murat Çelikkan, "İyi mülteci-kötü mülteci ayrımı yapılıyor" diyor ve Ukrayna sınırında savaştan kaçanlara yönelik ayrımcı tavrı ve sivillerin haklarını değerlendiriyor. 

Milyonlarca kadın, çocuk, yaşlı, hasta, engelli yollardalar...

Gece ve gündüz ve durmadan uzun sürecek bir yolculuk.

Zorunlu yolculuk.

Savaş utanç verici olmalı her birimiz için.

* İnsan Hakları Çalışanı