'Meşaz' kaygılı bir yazı

Haftasonu sosyal medyada başkanlık sistemine destek veren bir grup Konyalının çektikleri videolarda mesaj yerine “meşaz” demeleriyle dalga geçildi. Bu insanlar Rıdvan Dilmen’le başlayan, Arda Turan ve Murat Boz’la devam eden diğer evetçilerden farklı olarak aksanları yüzünden aşağılandı.

Abone ol

Mustafa Avcı

Konuştuğumuz dilin sesleri ve bunların nasıl değiştikleri sosyal bilimler açısından ilgi çekici konulardan birisi ve bu konuyla ilgili olarak değinmek istediğim birkaç nokta var.

Öncelikle insanlar kendilerinin ve kendilerini ait hissettikleri toplulukların ve sosyal sınıfların seslerini normal, doğru ve güzel algılamaya eğilimlidirler. Buna karşın insanlar ötekinin seslerini yanlış, hatalı, bozuk, çirkin ve gürültü olarak duymaya meyillidirler. Bu minvalde sadece ötekilerin konuştukları dil ve onların sosyal sınıflarını ele veren dillerinin sesleri değil, bu insanların müzikleri de baskın sınıflar tarafından gürültü olarak algılanabilir.

İnsanlık durumu üstüne düşünen filozoflar insanı hayvanlardan ayıran temel özelliğin ne olduğunu anlamaya çalışmışlar ve insanı da bu ayrımlar üzerinden çeşitli şekillerde tanımlamışlardır: Homo Sapiens, Zoon Politikon, Homo Faber, Homo Ludens, Animal Ridens vs... Bunlardan muhtemelen en önemlisi ve konumuzla alakalı olanı, insanı konuşan ve dolayısıyla düşünen bir hayvan olarak tanımlayan Homo Loquens’tir. Osmanlı’da da feylesoflar insanın düşünebilmesinin bir delili olarak gördükleri konuşma melekesinden hareketle insanı hayvan-ı nâtık (konuşan hayvan) olarak adlandırmışlardır.

İNSANLARI DİLLERİ YÜZÜNDEN UTANDIRMAMALI

Bundan dolayı hangi koşulda olursa olsun, ne düşünürse düşünsün bir insanı konuşmaktan utandırmak onu insan yapan en temel özellikten alıkoymak gibidir. Doğru dürüst bir temel eğitim al(a)mamış ve daha da önemlisi bu standart temel eğitimi gündelik hayatında kullanmak için hiçbir sebebi olmayan insanları bu yüzden utandırmanın yanlış olduğunu düşünüyorum.

Buraya kadar standart Türkçe’nin en doğru Türkçe olduğu varsayımıyla hareket ettim. Şimdi ise bu varsayımı çöpe atacağım ve herkesin anasından öğrendiği Türkçe’nin o kimse için en doğru Türkçe olduğunu söyleyeceğim. Böyle düşündüğümüz zaman Konya’da büyümüş bu insanlar için meşaz diyor olmak bu kelimeyi kendi aksanları açısından doğru telaffuz etmek demek olacaktır.

Eğer tek ve en doğru diyalekt ya da Türkçe diye bir şey yoksa o halde bir kişinin dilin standartlaşmış bir çeşitlemesini konuşuyor olması o kişinin aksansız olduğu anlamına gelmeyecektir. Sonuçta bu kişi de bu dilin bir aksanını konuşuyordur.

Ben konuştuğum dilin yani Türkçe'nin (ve dahi İngilizce’nin de) bu tür çeşitlenmelerine bayılıyorum. Benimle aynı siyasi düşünceyi paylaşmasalar da bu insanların mesaj kelimesini alıp Konyalılaştırmaları beni mutlu ediyor. Bu minvalde sadece meşaz demeleri değil, bir İstanbullu gibi büyük demeyip de “buyuk” demeleri, güzel yerine “guzel” demeleri, ya da kardeşim ve gardeşim söyleyişleri arasında bir cümle içinde dahi karar verememeleri beni garip bir şekilde mutlu ediyor. Konuştuğum dilin musikisinin farkına varıyorum böyle anlarda.

Dildeki çeşitli söyleyişlerden aldığım bu keyfin bir benzerini de müzikte yaşıyorum. Bazı makamların icrası sırasında basılan bazı perdeler bölgeden bölgeye, şarkıdan şarkıya, hatta icracıdan icracıya değişir. Perdelerdeki bu ufak tefek oynamalar da işte şarkı ve türkülerdeki ufak lezzet farklılıklarının bir kısmını ortaya çıkarırlar. Bu oynamaların (diyelim ki standarttan sapmaların) lezzetleri ve ürettikleri duygulanımlar nasıl farklıysa dilin seslerindeki bu oynaklık da aynı müziğin seslerindeki bu oynaklık gibi benim kulağımı okşuyor ve bende farklı hisler uyandırıyor.

Sonuç olarak, söylemek istediğim şey aslında çok basit: İnsan olarak yaptığımız eylemlerin başında ses çıkarmak geliyor. Çıkardığımız seslerin başında ise konuştuğumuz dil ve şakıdığımız şarkılar geliyor. Her ikisi de içinde bulunduğumuz coğrafya ve anadilimizin süzgecinden (bize öğrettiği seslerden ve duyumdan) geçiyor. İnsanları konuştukları dilden ve söyledikleri şarkılardan dolayı utandırmak ve aşağılamak onları en temel insani haklarından mahrum etmeye çalışmak demek. Hem bu arada insanlarla meşaz dediler diye dalga geçmenin en komik yanı bu kelimeyi bizim de "yanlış" söylüyor olmamız. Mesela anadili İngilizce olan birinin gelip bize arkadaşım diliniz eşek arısı soksun, ne biçim konuşuyorsunuz, o sizin mesaj diye gevelediğiniz kelime aslında “messıc” olacak derse ne yapacağız?!