Memurlarda fişlenme korkusu yaratan anket

5 milyonu aşkın kamu çalışanını kapsayan ankette memurlara e-Devlet üzerinden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin başarılı bulup bulmadıkları, çalıştıkları kuruma sadakatlerine ilişkin sorular yöneltildi. İzmir Barosu'ndan Avukat Deman Güler, anketin akla fişlemeyi getirdiğini söyledi. Bir kamu çalışanı da fişlenme korkusuyla doğru cevaplar vermediğini anlattı. Bir başka memur "Gözüm doğru yanıt vermeyi yemedi" dedi.

Abone ol

İZMİR - Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi tarafından 5,3 milyon kamu çalışanının yanıtlaması talebiyle yapılan Kamu Çalışanları Anketi’ne katılım 26 Temmuz’da sona erdi. Ankette sorulan soruların içeriği ile ilgili fişlemeye girişildiği tartışması yaşanırken, CHP'li Çakırözer, anketin e-Devlet'ten kaldırılarak verilerin imha edilmesi çağrısında bulundu.

Ankette ‘’Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin başarılı bulunup bulunmadığı’’, ‘’Hükümet sistemindeki değişikliğin, kamu çalışanlarının hayatlarını nasıl etkilediği’’, ‘’Çalıştığı kuruma sadakat göstermenin görevi olduğunun düşünülüp düşünülmediği’’ gibi sorular yöneltilerek katılımcılardan, “Katılmıyorum... Kesinlikle katılmıyorum... Katılıyorum... Kararsızım... Bilgim yok” gibi yanıtlar vermeleri istenildi.

Kamu çalışanlarından kimlik numaraları vb. kişisel verilerin istenildiği anketle ilgili tartışmalar devam ederken biz de İzmir Barosu İnsan Haklarından Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Deman Güler ve anketi dolduran memurlara görüşlerini sorduk.

'GEÇİŞTİRİLECEK BİR ŞEY DEĞİL'

Normal koşullarda kamu kurumlarında çalışan bireylere kurumun işleyişi ile ilgili görüşlerinin sorulmasının çok doğal olduğunu savunan Avukat Güler, anket konusunun bir siyasal sistem değerlendirmesine kadar getirilmesinin ise geçiştirilecek bir şey olmadığını vurguluyor:

‘’Demokratik toplumlarda bireylere kendilerini ilgilendiren konulara dair sorular sorulması, insanların görüşlerinin dinlenmesi olağan bir uygulamadır. Bu sorular, bir sistemin işleyişi ya da yeni uygulamaya konmuş bir anayasa değişikliğiyle de ilgili olabilir. İnsanlar isterlerse bu tür anketlere katılır ve fikirlerini paylaşırlar. Buna kimsenin itirazı yok! Ancak bu yapılanın özellikle kişisel verilerin de paylaşılması zorunlu tutularak memurlardan talep ediliyor olması gerçekten sağlıksız. Söz konusu ankette kamu çalışanlarına "Cumhurbaşkanlığı Sistemini" başarılı bulup bulmadıkları ile ilgili ‘Katılıyorum… Katılmıyorum… Kararsızım… Kesinlikle katılıyorum...’ ya da ‘Bilgim yok…’ gibi açık uçlu olmayan, dolayısıyla insanları mutlaka bir cevap vermek zorunda bırakan bir soru sorulmuş. Kamu kurumlarında da o kurumun işleyişi ile ilgili çalışanlara soru sormak mümkündür. Ancak bu anketi bir sistem değerlendirmesine kadar getirmek ne kadar kabul edilebilir öncelikle bunu tartışmak gerekiyor. Zira bu sistem değişikliği, bir anayasa değişikliği şeklinde getirildi ve halk oylamasından geçti. Halk oylamasının hangi şartlarda yapıldığı ayrı bir tartışma konusu. Ama bugün yapılan anketle insanların aklına şu geliyor: Acaba burada bir fişleme mi yapılıyor? Acaba burada hukuka uygun olmayan şekilde bir veri mi toplanıyor?’’

'İYİ NİYETLİ KABUL ETMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL'

Anketin kamu personeline kendi kamu kurumları ile ilgili soru sorulmasını aşan bir boyutu olduğunu düşünen Güler, "Katılımcıların TC kimlik numaralarının istenmesi, kişisel verilerin de paylaşımı anlamına geliyor. Dolayısıyla yaşadığımız bu coğrafya ve toplumda hele ki son birkaç yıldır içinde bulunduğumuz ağır koşullar da göz önünde tutulduğunda; söz konusu çalışmayı iyi niyetli olarak kabul etmemiz mümkün değil. Yapılan uygulama, kanun hükmünde kararnamelerle kamu görevlilerinin bir gecede işine son verildiği bir ülkede ‘Biz demokratik bir anlayışla personelimizin görüşlerini alıyoruz’ diye geçiştirilemez" diyor.

'İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ GÖRÜŞ AÇIKLAMAMAYI DA İÇERİR'

Avukat Güler, ülkenin mevcut durumunda yapılan anketin bir fişleme riski yaratacağına da inanıyor: "Cumhurbaşkanının isteğiyle böyle bir anket uygulamasına geçildiği söyleniyor. Dolayısıyla bunun arkasında ne olduğunu da ayrıca değerlendirmek gerekiyor. Bu anketin doldurulmasının özellikle amirler tarafından zorunlu koşulduğuna dair hala pek çok şikayet alıyoruz. Bu tür zorlamalar, başta anayasa ve uluslararası sözleşmelerle garanti altına alınan fikir ve ifade hürriyetinin ihlali anlamına gelmektedir. Zira fikir ve ifade hürriyeti yalnızca bir görüşü açıklama özgürlüğünü değil bu görüşleri açıklamaktan kaçınmayı da içerir. Madem kamu personelinin ya da yurttaşların görüşlerini o kadar çok merak ediyorlar; bu görüşler normal demokratik toplumlarda sivil toplum örgütleri, meslek odaları ve sendikalar aracılığı ile dile getirilir. Bugüne kadar hangi sendikayı dinlediler? Hangi gerçek meslek örgütü ile birlikte çalıştılar? Mesela İzmir Barosu olarak bizi çağırıp Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne dair görüşlerimiz ne zaman soruldu?"

'ÖZELLİKLE 35. SORU RAHATSIZ EDİCİYDİ'

"Gerçekten kamu kuruluşlarının durumunu anlamak isteseler, bağımsız bir kuruma yaptırır, e-Devlet üzerinden yapmazlardı" diyen bir kamu çalışanı, yeni sistemle ilgili soruya fişlenme korkusuyla ‘Fikrim yok’’ demek zorunda kaldığını söylüyor:

"Çalıştığım kurumda personele gönderilen e-postalarla bu anketi e-Devlet üzerinden doldurmamız istendi. Hemen her gün hatırlatma gönderildi. Sonunda mecbur olduğumu düşünüp anketi açtım. Önce çalıştığımız kurumun işleyişi ile ilgili soruları normal karşılayıp cevapladım. Sonra doğrudan cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin işleyişi ile ilgili sorular başladı. Özellikle 35. soru rahatsız ediciydi. Kimlik bilgilerimle girdiğim bir ankette ‘Yeni sistemi başarılı bulmuyorum’ demenin muhalif olarak fişlenmeme neden olacağını düşündüğüm için ‘Fikrim yok’ demek zorunda kaldım. Bu da ayrıca kötü hissetmeme neden oldu. Ama kamuda çalışanların çoğunluğu fişlenmemek için yeni sistemi başarılı buldukları şeklinde cevap verecekler. Yönetim de bunu 'Anket yaptık, çalışanlar sistemden memnun’ şeklinde lanse edecek. Bu bile çok sinir bozucu."

'HİÇBİRİSİNE DOĞRU YANIT VERMEDİM'

Bir başka memur ise sistem üzerinden sürekli karşısına çıktığı için sonunda mecbur kalıp soruları yanıtladığını anlatıyor:

"Sistemi her açtığımda bir türlü kapatamadım. Sonra 'En iyisi gireyim de şundan kurtulayım' dedim. Bir fişlenme olayı hep kafamın içinde gezdiği için o minvalde cevap verdim. Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile ilgili soruyu gördüğümde bu anketin bir şekilde değerlendirileceğini düşündüm. Hedefi belli olan bir soru! Maaşınızdan memnun musunuz sorusuna verdiğim çok net ‘Hayır’ yanıtının dışında soruların hiçbirisine doğru yanıt vermedim. Aleyhime değerlendirilecek bir anket olduğunu düşündüm ve mutlaka bir şekilde karşıma çıkacak dedim. Bence bu anketin amacı ellerindeki kitleyi görmeye çalışmak. Ona göre yeni politikalar geliştirecekler. Ama bu sorulara gerçek cevapları vermek için biraz saf olmak lazım!"

'GÖZÜM YEMEDİ'

Bu mevcut korku ortamı içinde hiç kimsenin gerçek düşüncelerini yazacağını düşünmediğini söyleyen bir öğretmen ise "Benim gözüm de doğru yanıtları vermeyi yemedi açıkçası’’ diyor:

"Sanırım kamudaki memurların tamamı da aynı şeyi yaptı. Aslında sorulara ilk baktığımda şunu düşündüm. Sanki birileri kamuda neler olduğunu anlamaya çalışıyor. Bunca zaman içinde kamuya yaptıkları şeylerin yansımasının nasıl olduğunu merak ediyorlar. Sanırım buradaki temel konu mevcut siyasi konjonktürden kaynaklı. Artık her şeyden o kadar korkar, o kadar nem kapar bir haldeyiz ki belki de iyi niyetle sorulan soruların altında bile bir şey arar olduk. Yani aslında her şeyin normal olduğu ülkelerde bu sorular sistemin nerede olduğunun anlaşılmasına yönelik sorular. Ama içerisinde bulunduğumuz durum haklı olarak başka şeyleri akla getiriyor. ‘Acaba başıma bir şey mi gelir?’ diye düşünmemize sebep oluyor."