Memleketin belleğine 'Gırgır'la bakmak

Gökhan Demirkol “Gırgır” dergisi üzerinden hazırladığı kitabında toplum belleğine faklı açılardan bakarken kitapta okur bir tarihe gidiyor ve o tarihle birebir bağ kuruyor. O dönemin ahlâk anlayışını, toplumsal cinsiyet yaklaşımlarını, mekânların dönüşümünü, sansürü ve daha pek çok şeyi gözlemleme, belleğini yoklama şansı buluyor. Böylece üzerine düşünüldüğünde, bugünlerde çok sık rastladığımız geçmişin nostaljisinin değil de belleğin ne dediğinin önemini bir kere daha fark ediyoruz.

Abone ol

DUVAR - Dergiler, gündelik yaşamın hâfızasını tutan yayınlar ve mizah dergileri o ânı çizgilerle temsil ediyorlar, memleketin belleğine farklı farklı açılardan ve yerlerden bakabilmek de önemli çünkü çok sık vurgulandığı gibi hâfıza bir toplumun şimdisini belirleyen yerde duruyor. Gökhan Demirkol’un “Gırgır” dergisi üzerinden hazırladığı kitabın da bu anlamda önemli olduğunu düşünüyorum. Kitabın mizaha gündelik hayat ekseninden yaklaşımı, toplumsal dönüşümleri, değişen bakış açılarını, ülkenin kültürel ve sosyal yapısındaki kırılmaları bir derginin tarihi içerisinden değerlendirme fırsatı sunarken, popüler kültürün bir toplumu anlamadaki işlevini de bir kere daha hatırlamış oluyoruz.

MİZAH VE GÜNDELİK HAYAT

Gündelik hayatı anlamanın yolu kültürden geçiyor. Kültür hakkında kesin bir tanıma ulaşmak zor olsa da bu kavramın “yaşam tarzı” ile ilişkisi tanımların ortak noktasını oluşturuyor. Bir toplumun kültürünü anlamak için onun yaşam tarzını, değerlerini, inançlarını anlamak gerekiyor bunun en iyi yolu ise gündelik hayat. Çünkü gündelik hayatın ayrıntıları bizi o toplumun asıl yüzüyle karşı karşıya getiriyor. Gündelik hayatın kültürü ise popüler kültür, yazarın işaret ettiği gibi bu kavram için de kesin bir tanım bulamayız. Kitle kültürü ile ilişkili kullanıldığında olumsuz anlamlar çağrıştırsa da Demirkol’un söylediği gibi; “popüler kültür toplumun çoğunluğu tarafından beğenilen, rağbet gören şeklinde tanımlanabileceği gibi toplumun çoğunluğunda var olan, yöneltilen bilinç şeklinde de tanımlanabilir. Popüler kültüre dair tanımlamalarımızı belirleyen ona ilişkin yaklaşım biçimidir.” Toplumun çoğunluğunu anlamak için onun gündelik hayat pratiklerine ve bunun kültürle ilişkisini kuran popüler kültür ögelerine bakmak önemli bu nedenle. “Gırgır” kitabında da yazar bu eksenden bakıyor sadece siyasetle ilişkilendiğinde değerli kabul edilen mizahın, gündelik hayatla ilişkisini kuruyor ve bir bakıma ilk başta bahsettiğimiz gibi memleket belleğine gündelik hayat pratikleri ve popüler kültür ekseninden bakma şansı yakalıyoruz.

GÜNDELİK HAYATI DENEYİME EKLEMEK

Ayrıca Demirkol, mizahın gündelik hayat pratiklerini deneyime eklediğinin altını çiziyor. Mizah gündelik hayat pratiklerini daha çok yerelin dilinden ortaya koyarken toplumsal gözün bakışını da buradan yakalayabiliyoruz. Mizahın zamanı daha çok şimdiki zaman ve şimdiki mekân üzerinden şekilleniyor. Bu nedenle aslında “Gırgır” kitabında okur bir tarihe gidiyor ve o tarihle birebir bağ kuruyor. O dönemin ahlâk anlayışını, toplumsal cinsiyet yaklaşımlarını, mekânların dönüşümünü, sansürü ve daha pek çok şeyi gözlemleme, belleğini yoklama şansı buluyor. Böylece üzerine düşünüldüğünde, bugünlerde çok sık rastladığımız geçmişin nostaljisinin değil de belleğin ne dediğinin önemini bir kere daha fark ediyoruz.

"MÜSTEHCEN NEŞRİYAT"

Elbette mizah dergileri deyince akla gelen ilk durumlardan birisi sansür. Kitapta Gırgır dergisinin de bundan kurtulamadığına dair örnekler var.  1974 tarihinde kurulan CHP-MSP koalisyonunun MSP kanadı “müstehcen neşriyat” ile mücadele kararı alıyor. Ve bu kararın uygulayıcısı Şevket Kazan, anladığımız kadarıyla “milli menfaatler ve ahlâki değerler” ekseninden bakarak müstehcen içerikli bulduğu yayınları toplatıyor. Bu dönemde müstehcen yayınlara ceza bir aydan altı aya çıkıyor. Ve bu durum Gırgır Dergisinin kapaklarında epey yer buluyor. Dönemin başbakanı Ecevit konuya müdahale etmeye çalışsa da Kazan, müstehcen içerikli bulduğu yayınlarla savaşını sürdürüyor. Kıbrıs Barış Hareketi gerçekleşince müstehcenlik konusu gündemden düşüyor ve Ecevit hükümetinin istifasının ardından Kazan, Gırgır dergisinin kapağından “yine bekleriz” denilerek, Gırgır’ın ünlü karakterlerinden Pakize’nin arkasından salladığı mendille uğurlanıyor.

KADINLAR GELİYOR VE...

“Gırgır”ın tarihinin önemli anlarından birisi kadın çizerlerin gelişi olarak değerlendirilebilir. Kitapta 1977 tarihli 232. Sayıda yer alan “Gırgıriye” köşesinde üç kadın çizer olduğundan söz ediliyor; Özden Öğrük, Aysel Er ve Mine Berker. Köşenin sloganı; “Ya yaya… Şa şaşa… Eksik etek çok yaşa!” olarak belirlenmiş. Kadın çizerler için bu bir bakıma biz de varız buradayız gibi bir anlama geliyordu kuşkusuz. “Vee Gırgır’a yaptığımız baskın gayette başarılı oldu. Yetti artık canımıza be… Bütün Gırgır’ı erkek milleti yaza çize dolduruyor.

Gırgır, Gökhan Demirkol, İletişim Yayınları, 2018

Bütün esprilerde biz kızlarla dalga geçiyorlar. Biz de kapıdan bacadan zorla girip Gırgıriye meydan savaşını vererekten kendimize bir sayfa yaptık…” Kadınların dergiye biraz da sitemli olduklarını ve bunu kırmak amacıyla da katıldıklarını anlıyoruz buradan. Çünkü kitapta da bahsedildiği gibi derginin kadınlık ve erkeklik meselesini ele alışı daha çok geleneksel değerler üzerinden işliyor ve verili rolleri pekiştiren bir çizgide duruyor. Demirkol şöyle bahsediyor durumdan; “Ev, temsil mekânları içinde temel tanımlama birimidir ve çoğunlukla dişilik/kadınlık ile tanımlanır. Ev, kadının mekânıdır. Kadın Gırgır dergisinde “ev hanımı” şeklinde tanımlanır. Ev hanımının günlük pratikleri bu tanımlama çerçevesinde yemek yapmak ve çocuk yetiştirmektir. Evin geçimi her ne kadar erkek tarafından sağlansa da evin hâkimi kadındır.” Dergide kadının 80’lere kadar genellikle böyle temsil edilmesinde şu kısmı ihmal etmemek bizi anakronizme düşmekten kurtaracaktır. Mizah Dergileri bulundukları zamanın şimdisinden sesleniyorlar okura, yazar buna giriş kısmında epey dikkat çekiyor. O ânın gündelik pratiğinde kadına bakışın birebir yansıması olarak değerlendirilebilir bu nedenle durum.  Aslında bu bakışın bize gösterdiği dönemin toplumsal cinsiyet yaklaşımı oluyor bu nedenle de. Bana kalırsa bu kitabı önemli kılan noktalardan birisi bu, yani bir derginin sayfalarından bir döneme bugünden bakıp şimdimizde nelerin değiştiğini gözlemleyebilmek. Kitap ekseninde, dergide erkekliğin temsilinin de kültürel erkeklik kodlarıyla yer aldığını söyleyebiliriz.

Gökhan Demirkol’un “Gırgır” kitabından ayrıca kentlerin dönüşümü de takip edilebiliyor. Özellikle Ankara ve İstanbul’un dergide yer ettiğini görüyoruz. Bunun yanı sıra mahalle yaşamının yerini apartman yaşamının alması, esnaf ve halk arasında daha çok “veresiye defteri” üzerinden kurulan ilişki, gecekonduların yaygınlaşması, müzik beğenilerindeki değişimler, futbol, Eurovision Şarkı Yarışması gibi pek çok konunun bir mizah dergisine nasıl yansıdığını okumak eğlenceli olduğu kadar, gündelik yaşam pratiklerinin çizgilerle temsilini görmek açısından ilginç bir okuma deneyimi.