Mehmet Metiner'den HADEP açıklaması: Orada da 'tek millet' diyordum

Mehmet Metiner: Her seferinde zavallıca bir başka partide kısa dönem siyaset yaptığımıza göndermede bulunan o birisine sesleniyorum: O partide de aynı şeyleri savunuyordum. Tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet diyordum.

Abone ol

DUVAR - AK Parti Milletvekili Mehmet Metiner, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın sıklıkla ifade ettiği, "tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet" sözlerini eski partisi HADEP'te de savunduğunu ifade etti. Metiner, "O partide de aynı şeyleri savunuyordum. Tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet diyordum. Etnik milliyetçiliğe ve siyasal bölücülüğe karşı olduğumu haykırıyordum. Bu cümleden olarak 'Kahrolsun Kürtçülük, Kahrolsun Türkçülük' diyordum" ifadesini kullandı.

Metiner'in "Kürdistan, Kerkük, Kürtçülük ve Haşdi Şabi" başlığıyla Star gazetesinde bugün yayınlanan yazısı şöyle:

Kendini bilmezin biri bize “Kürtçü!” demiş!

Diyene bakın...

Kendisi, etnik milliyetçilik anlamında dibine kadar “Türkçü” biri.

Pensilvanya’nın kızlarından biri...

Kurulduğu köşesinden “ülkücülük” ve “Türkçülük!” satmayı beceremeyecek kadar yeteneksiz olan kendisi Bahçeli’ye düşman, Akşener’e dost...

Öylesine bir “ülkücü“ ve “Türkçü” yani...

Ha bu arada yeri gelmişken belirteyim: Etnik milliyetçilik üzerine oturan Türkçülük ile kültürel milliyetçilik üzerinden neşvü nema bulan, en önemlisi de ırkçılığı reddeden Türkçülük birbirinden ayrıdır.

Ömrü hayatımda etnik milliyetçi olmadım.

Ümmet anlayışımın bir gereği olarak etnik milliyetçiliği/ırkçılığı içeren anlayışları “cahiliye pisliği” olarak gördüm.

Bu anlamdaki bir Türkçülüğe karşı çıktığım gibi Kürtçülüğe de karşı çıktım.

Bir Kürt olarak içine doğduğum etnik aidiyeti ne yücelttim, ne de değersiz gördüm.

Etnik aidiyetimi, beni diğer insanlara üstünlük sağlayan bir unsur olarak hiçbir zaman görmedim.

Etnik aidiyetlerin veya dillerin farklılığını, insanların birbirini tanımalarını sağlayan bir gerçeklik olarak değerlendirdim.

Yani Allah’ın ayetlerinden bir ayet olarak gördüm.

Bir Kürdün tıpkı bir Türk veya Arap gibi aynı haklara sahip olması gerektiğine inandım.

Bütün Müslüman kavimlerin/ırkların bir tarağın dişleri gibi eşit olduğuna inandığım için hep bunun savunusunu yaptım.

Kürt kimliği inkâr edildiği için sesimi yükselttim “inkâr siyaseti”ne karşı.

Bunu sadece Kürt olduğum için yapmadım.

Evvel emirde insan olduğum için ve en önemlisi de inancım gereği yaptım.

Bir Müslüman Kürt olarak etnik aidiyetimin inkâr edilmesine ve dilimin yasaklanmasına karşı çıkmam beni nasıl “Kürtçü!” kılar, anlayabilmiş değilim...

Müslüman bir Kürt olarak etnik aidiyetleri farklı olan kardeşlerimle aynı hak ve özgürlüklere sahip olmayı savunmamın neresi “Kürtçülük”tür?

Anlayan varsa beri gelsin!

Türkiye’yi kendi ülkesi olarak bilen birisi, bütün Müslüman kavimlerin bir millet olduğuna inanan birisi ve bu milletin evlatlarının tek bir devleti, bayrağı ve vatanı olması gerektiğine inanan birisi sorarım size nasıl “Kürtçü-bölücü” olur ha söyler misiniz?

Her seferinde zavallıca bir başka partide kısa dönem siyaset yaptığımıza göndermede bulunan o birisine sesleniyorum: O partide de aynı şeyleri savunuyordum. Tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet diyordum. Etnik milliyetçiliğe ve siyasal bölücülüğe karşı olduğumu haykırıyordum. Bu cümleden olarak “Kahrolsun Kürtçülük, Kahrolsun Türkçülük” diyordum.

Aksini iddia ediyorsan, o dönemde “Kürtçü-bölücü” olduğumu gösterir bir tek sözümü göster de adam gibi tartışalım!

Hadi bakalım hodri meydan diyorum: Ya o döneme ait bir tek lafımı bul getir, ya da ebediyen sus ki seni adamdan sayalım!

Mert insanın düşmanlığı da mertçe olur çünkü...

Sen etnik milliyetçilik anlamında “Türkçülük” yaptığın sürece bu ülkede “Kürtçülük!” yapan da çok olur!

Bizim gözümüzde etnik milliyetçiliğin/ırkçılığın her türü necistir.

Türkiye devleti, Kürtlerin de devletidir.

Kürdistan eksenli ayrı devlet veya etnik/bölgesel temelli özerklik/federatif modeller yanlış ve zararlıdır.

Bu ülkede yaşayan herkesi eşit haklar temelinde bir arada barış içerisinde, kardeşçe ve özgürce yaşatacak demokratik bir cumhuriyet modeli herkese kazandıracak bir modeldir.

Kerkük yürek coğrafyamızın bir parçasıdır.

Kerkük’ü etnik ve mezhebi tanımlamaların kurbanı etmemeliyiz.

Kerkük orada yaşayan herkesin şehridir.

Kerkük sadece “Kürt şehri”dir demek ne kadar yanlışsa, “Türkmen şehri”dir demek de bir o kadar yanlıştır.

Bu bakış açısı içimize de sirayet ederse şehirlerimizi “Türk” ve “Kürt” diye bölümleyerek bizi birbirimize düşürmek isteyenlerin tuzağına düşmüş oluruz.

Kerkük “özerk/özel statü”lü bir şehir olarak yapılandırılmalıdır.

Kerkük’te etnik veya mezhebi hassasiyeti esas alan bir grubun hakimiyeti bölgeyi felakete sürükler.

Ve herkese kaybettirecek bir süreci tetikler.

O yüzden Kerkük üzerinde oluşturulacak Haşdi Şabi zihniyetli bir hegemonyaya asla izin verilmemelidir.

Bu konuda Irak ve İran sağduyulu davranmalıdır.

Aksi takdirde bütün bölge tam da emperyalist devletlerin istediği tarzda bir ateş topuna döner.

Ve bu ateş herkesi yakar, biline…

'Dava arkadaşları Kürtçülükle suçluyor' diye yazmıştı

Yeniçağ yazarı Selcan Taşçı Hamşioğlu'nun Metiner hakkında yazdığı "O fotoğraftaki MİT'çi de izlensin mi?" başlıklı 17 Ekim'de yayınlanan yazısının ilgili bölümü şöyleydi:

Metiner haklı; bence de "Kripto Kürtçü" yok AKP'de!

Cumhurbaşkanı'nın "milliyetçilik karşıtı" konuşmalarını eleştirenler için "Öyle asılsız iddialarla kaleme sarılıyorlar ki bilmeyen de Erdoğan'ın çevresinde veya AK Parti'nin içinde "Kripto Kürtçüler" var sanır" diye yazmış Mehmet Metiner.

Hiç!..

Misal, Metiner'in kendisi...

İslamcı çizgiden "HADEP"e transferinden sonra, herhangi bir üst akıl, paralel yapı filan değil, bizatihi dava arkadaşlarının "Kürtçülük"le suçladığı...

Çok değil, birkaç yıl önce, İmralı'daki cani için, "Öcalan'ın aslında durduğu yer, Türkiye'nin demokratikleşme sürecine katkı sağlayan bir yer. Öcalan'ın gösterdiği bu istikamete yönelik bir siyasetin henüz yürütülemediği kanaatindeyim. Öcalan İmralı'da çok anlamlı, çok değerli şeyler söylüyor..." diyen...

"Öcalan sağlam duruyor. Hükümetimiz kararlı bir biçimde bu sürecin arkasında duruyor... Paralel yapının doğrudan bir hedefinin de çözüm süreci olduğu ortaya çıktı. Dolayısıyla çözüm sürecini başarıya ulaştırmak, hükümetimizin olmazsa olmaz görevleri arasındadır. Biz çözüm sürecinin tam arkasındayız..." diyerek -PKK'nın palazlanmasına yaradığı iktidarca da itiraf edilen- açılıma, tartışmaya mahal vermeyecek netlikte sahip çıkan Metiner'in "kriptoluğu" mu kalmış Allah aşkına;

Her şey açık-seçik, ortada!