Mahpusluğun ekonomik bedeli

Cezaevlerinde açlık sınırının altında olan, geçinemeyen, ailesi çocuğu yakın akrabaları aylık açık görüşlere bile gelemeyen, en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan yüz binlerce mahpus ve yakını var.

Abone ol

Cihad Ebrari*

25 Haziran Cumartesi gününün şafağında 8 yaşındaki oğlumla beraber yaşadığım ev, Çanakkale TEM ekipleri tarafından basılarak arandı. Ben oğlumu arkadaşıma emanet ederek gözaltına alındım. Ekipler kısıtlılık kararı olduğunu ve gözaltı kararına dair bir şey söyleyemeyeceklerini ifade ettiler. Ancak ben gözaltındayken kapı numarama kadar dosyamda ne varsa havuz medyasına servis edilerek televizyon ve gazetelerde yayınlanmıştı. Sonrasında alınma sebebimin dokuz yıl önce annem ile yaptığımız, onlarca yerde yayınlanmış olan röportaj ve röportajla beraber annemin yazı dizisinde yayınlanmış olan yıllardır internette var olan fotoğraflar olduğunu öğrendim. Sadece gazetecilik faaliyetleriydi ve başka da hiçbir şey yoktu. Velhasıl gözaltının üçüncü günü mahkemeye çıkarıldım. Adli kontrolle serbest bırakıldım ve Bayramiç'e geri döndük.

İki gün sonra oğlum Ekin ile bahçede ekim dikim işlerimize devam ederken bu defa da tarlada baskın yedik. İstememe rağmen kararı göstermediler ama savcılık itiraz ederek yakalama kararı çıkarmış. Yanımda çocuğum olduğundan sakin olmalarını, sorunsuz bir şekilde gidebileceğimizi söylememe rağmen kasıtlı olarak bağırış çağırış içerisinde ve oğlumu ağlatarak arabaya bindirdiler. Oğlumu 5 dakika uzaklıktaki evde olan anneme emanet etmek istediğimde, bizzat Bayramiç Emniyet Müdürü şiddetle itiraz etti ama araçta yaşanan onca gerilim sonrasında annemi de alarak Emniyete geçtik. Orada da annem ve oğlumla vedalaşmamıza fırsat verilmeden başka bir kapıdan adeta kaçırılırcasına ve annemlerin bana yetiştirmeye çalıştıkları üst baş giysi ve bir miktar parayı da aldırmadan, ayağımda yırtık tarla terliği ile üstüm başım toprak içinde Çanakkale E Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldüm. Bu yakalama sırasında yaptıkları şiddet ve uygunsuzlukları hiç yaşatmamışlar gibi benim çok kibar bir şekilde alındığımı, ağırlandığımı, oğlumu anneme bıraktığımı, adeta çiçeklerle cezaevine yolcu edildiğimi anlatan bir uyduruk hikâyeyi imzalatmaya kalktılar. İmzalamadım ve suç duyurusunda bulunduk. Dahası ve gerisi şimdilik bende kalsın. Er ya da geç bu davadan da beraat edeceğime eminim, kaybedecek çok şeyi olanlar düşünsün. Kendimle ilgili bu girizgâhı yaptıktan sonra esasa gelelim.

Uzun zamandır, üretim konusu öncelikli gündemimde bulunuyor. Amacım Türkiye'nin güncel ekonomik sosyal siyasetine dair yazı yazmak olmamasına rağmen, artık bir devlet geleneği olarak 10 yılda bir misafir edilmem sebebiyle vakit bolluğunu fırsat bilip, ben de kendi penceremden bir şeyler yazayım dedim.

Pencere ‘penç’ ve ‘rah’ kelimelerinden oluşan Farsça kökenli bir kelime, beşinci yol anlamına geliyor. Dört duvar ardındaki ‘penceresiz kalanların’ penceresi de bir kalem ve bir kâğıt oluyor haliyle. Tutuklanmamın sebebi de araştırmacılık ve gazetecilik olunca, kendi çapımda hakkını vermeye çalışayım.

Ülkemizde yaşanan ağır ekonomik krizin, asgari ücretlisinden emeklisine öğrencisinden memuruna hemen her kesime etkileri çokça konuşuluyor ve görünen o ki daha çok konuşulmaya devam edecek... Ben de yeni bir tutuklu ve eski bir gazeteci olarak, her ne kadar yaklaşık üç aydır tek başıma olsam da kendi deneyimlerim ve sınırlı araştırmalarımla fark ettim ki bu zorlu sürecin altında kalan kesimlerin başında mahpuslar, yakınları ve aileleri geliyor. Daha önce Metris -M-Tipi (2011) ve Tekirdağ -E-Tipi (2012) Cezaevlerinde kaldım (aynı suçlama sebebiyle tutuklandım ve 2013'te beraat ettim). Şimdi tek kişilik bir odada olsam da E-Tipi’ni de deneyimliyorum.

Annem ve ablamlar 28 Şubat sürecinde yıllarca E-Tipi Cezaevlerinde kaldıkları için çocukluğumdan az çok bir aşinalığım vardı. Kendimce o günlerdeki koşullarla kıyaslıyorum bugünü. Elbette 20-30 yıldır cezaevlerinde olan, birçok zorlu süreci yaşamış ve bu maddi külfeti çok daha detaylı bir şekilde anlatabilecek pek çok mahkûm var maalesef. 

Cihad Ebrari

Öncelikle şunu belirteyim ki "hapse girersem masrafım olmayacak, sigara param olsun yeter, devlet bakıyor ve ihtiyaçlarımı karşılıyor" gibi bir durum söz konusu bile değil. Bilakis ciddi bir külfet mahpus olmak. Ben tek başıma tutulduğum için normalde ve genellikle koğuştakilerle ortak/komün ödenen tüm ihtiyaçların masraflarını kendim ödemek zorunda kaldım. Ancak ortak ödense bile yapılan masraflar oldukça külfetli. Cezaevlerinde ihtiyaçlarını karşılayabilmek, ailelerine ve yakınlarına yük olmamak için -ki kimsesi olmayan mahpusların sayısı az değil- el işi üreten, kurumda çalışan mahpuslar dahi sigara parası çıkaramaz durumdalar. Yanlış hatırlamıyorsam Türkiye cezaevlerinde 300.000'den fazla mahpus bulunuyor. Bunların yüzde 99'unun ülkenin en yoksul ve en alt sınıfından olduğu gerçeği göz önüne alındığında, hapishanelerdeki durumu tahmin edebilmek zor olmuyor. Dışarıda nasıl bir geçim derdi ve pahalılık varsa içeride de var. Üstelik bizim bir para akarımız olmadığı ve çalışamadığımız için kazanamıyoruz ve sadece harcama, tüketme konumundayız ve (varsa) yakınlarımıza masraf oluyoruz.

PEKİ, NEDİR BU MASRAFLAR? 

Kalem (ay olmadan bitiyor), kâğıt (mektuplar ve dilekçeler için ayda bir top kâğıt bitiyor. Cezaevlerinde her gün her şeyin dilekçelerle yürüdüğünü belirteyim), defter (mesela şu an bunları deftere yazıyorum), su, bardak, tabak-kaşık-çatal, saat, takvim, sandalye, masa, mektup zarfı ve pulları, çöp torbası ve kovası, çamaşır leğeni, çamaşır ipi, çamaşır-bulaşık deterjanı, tuvalet kağıdı, el-banyo sabunu, şampuan, lif, banyo-traş jiletleri, bulaşıklık ve sünger, diş fırçası ve macunu, süpürge, çek-pas, mandal, havlular, nevresim, battaniye, kadın mahpuslar için ek olarak ped ve bebek sahibi olan anneler için de bebek bezi vd. gibi birçok günlük yaşamsal ihtiyaç bulunuyor. Ve bunların hepsini cezaevinden satın almak zorundayız.

Giyim kuşam, ayakkabı, terlik ve çamaşır gibi ihtiyaçları ekstra masraf yapmadan yakınlarınız dışarıdaki eşyalarınızdan getirebilir ama cezaevi kurallarına uygunsa. Tabii burada olduğu gibi bazı cezaevleri hiç kullanılmamış ayakkabı ve terlik talep ediyor. Ben kendi eşyalarımı alamadım, her şeyim siyah olduğu için satın aldım mecburen. Yani koltuk takımı, halı, çamaşır-bulaşık makinesi dışında neredeyse bir ev düzme masrafı çıkıyor. Çok pahalı olduğu için televizyon almayı düşünmüyordum. Ama tek olduğum ve kitap, dergi, gazete imkânları önceki deneyimlere nazaran daha da kısıtlı olduğu için mecburen bir ay sonra 22 ekran bir televizyon almak zorunda kaldım. Sevk çıkması ve çıktığı yerde bir koğuşa verilme ihtimalinden dolayı buzdolabı ve kettle almadım. Ama bu buzdolabı ve kettle'ın mahpus için önemli hatta zaruri olmadığını düşündürmesin. Özellikle buzdolabı hayati önem taşıyor. Buzdolabı satın alabilince kurum kantininden meyve, sebze, peynir, yoğurt, zeytin ve dolayısıyla yağ, şeker, baharat vs. alabiliyorsun. Beslenmeyi kendi paranla sağlıyorsun, nitekim birçok kişi yaşamını böyle sürdürmeye çalışıyor. Bu da ciddi bir maliyet ama söz konusu sağlık. Maalesef sadece bugünlerde değil hapishanelerde hiçbir zaman yeterli, sağlıklı, temiz yemekler olmadı. Ancak özellikle son bir yıldır hem kendi şahit olduğum hem de farklı hapislerden yansıyan şikâyetlerden öğrendiğimiz kadarıyla çok acımasız bir kemer sıkma uygulaması var hapishanelerde. Elbette kimse bu ülkenin hapishanelerinde kaliteli, doyurucu, sağlıklı ve lezzetli yemekler beklemiyor. Ancak en azından yenilebilir, zararsız ve yeterli nitelikte ve çeşitte yemek sağlanmalıdır. Hapishane koşullarının zaten fiziki ve psikolojik olarak bağışıklık sistemini zayıflattığını biliyoruz. Dolayısıyla cezaevlerinde neden bu kadar hasta ve ağır hasta olduğunu ve bu kadar çok tabut çıktığını rahatlıkla anlayabiliyoruz. Yaşanan derin ekonomik krizle beraber başlayan bu kemer sıkma politikaları, pandemi bahane edilerek dışarıdaki normalleşme sürecine rağmen içeride hala sistematik bir şekilde devam ettiriliyor. Kalıcı hale getirilmeye çalışılan yasaklar ve kısıtlamaların daha ağır sonuçlara yol açması kaçınılmaz olacaktır.  

Kantinlerdeki ürün fiyatları dışarıdaki gibi sürekli zamlanıyor. Mesela 22 ekran televizyonun ben girdiğimde liste fiyatı 2400 TL'ydi. Ancak iki hafta sonra 2900 TL'ye satın alabildim. Dışarıda paranıza göre daha kaliteli bir ürün alabiliyorken, içeride kurumun anlaştığı ve belirlediği tek çeşit, kalitesiz ürün listesinden almak zorundasınız. Listedeki ürünlerin büyük çoğunluğu arayıp bulamayacağınız kadar kalitesiz ürünler, ama fiyatlar gayet kaliteli! Buzdolabı olmayan oda ve koğuşlarda, hele ki nemli bir yerde kalıyorsanız soğan, sarımsak ve abur cuburlarla idare etmek durumundasınız. Kettle, kantinden satın aldığın çay, kahve, bitki çayı ve lazım olduğunda sıcak su için olmazsa olmaz bir alet. Yani buzdolabı ve kettle satın almazsan kantinden çay ve domates de alamazsın, yiyemez ve içemezsin. Kışın hala burada ve tek olursam kettle alacağım, fiyatı ne olursa olsun. Sıcak bir şey içmeden kış geçmez. Tabii televizyon, kettle, buzdolabı, saç kurutma makinesi, vantilatör gibi gereçleri alırken elektrik faturasını da hesaba katmak zorundasınız. Bende sadece televizyon olduğu halde 110 TL elektrik faturası geldi bir aylık. 

Bunlar dışında ciddi bir kalem olan avukat ücreti, yakınlarının hafta içi işi, gücü, okulu bırakıp çoğunlukla şehirlerarası görüşe geliş gidiş masrafları (millet yılda bir bayramda memlekete gidecek yol parası bile bulamıyorken), posta ve kargo gönderim ücretleri var. Ve yine bana özel bir durum ama oğlumun annesiyle boşanmış olduğum ve artık yakın akraba olmadığımız için telefonla görüşme hakkını annesinin telefon numarası ile yapamıyorum. Bu sebeple oğlumla konuşabilmek için yeni bir telefon ve hat almak durumunda kaldık.  Bu masrafı genelleyemeyiz elbette ama yine de belirtmem gerekirdi. Çünkü eşiyle ayrı ama çocuğu olan mahpus sayısı da hiç az değil. Telefonla konuşma hakkını da kantinden satın aldığın telefon kartı ile kullanabiliyorsun. Fotoğraf çekiliyorsun, gazete almak zorundasın. Her ne kadar alabildiğin en muhalif gazete, makbul olan gazeteler olsa dahi gündemden kopmamaya çalışıyorsun bir şekilde. Kitap hakkın 2 ayda 3 tane, dergiye izin verilmiyor zaten. Yani bu belirlenmiş 3-5 tane televizyon kanalına ve gazetelere mecbur oluyorsun. Yine ben tek olduğum için çıkmıyorum ama ortak alan, spor gibi haftalık aylık hakların oluyor. Futbol topunun fiyatı şu an 300 TL mesela. Gözlük kullanıyorsan ve gözlüğünde metal varsa -ki çoğunda var-  baştan rapor alıp yeni gözlük alıyorsun. 

Diyeceğim o ki aslında bunlar tam zengin kişilerin karşılayabileceği şeyler maalesef. Cezaevlerinde açlık sınırının altında olan, geçinemeyen, ailesi çocuğu yakın akrabaları aylık açık görüşlere bile gelemeyen, en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan yüz binlerce mahpus ve yakını var. Tamam, haklı haksız, hukuki ya da hukuksuz, tutuklu ya da mahkûm buralara herkesin yolu düşebilir ve düştüyse de adı üstünde hapsedilirsin. Özgürlük, iletişim, ulaşım imkânların kısıtlanır ama mahpusların parasına ve sağlığına bu kadar kastedilemez, kastedilmemeli! Cezaevi koşullarını, yaşanan hak ihlallerini, ceza içinde cezaları, kötü muameleleri, disiplin cezalarını bilenler biliyor, yazanlar yazıyor, konuşabilenler konuşuyor. İnsan hakları kurumlarına, bakanlıklara, savcılıklara, meclise her ay yüzlerce çok ağır ve trajik şikâyetler gidiyor. Ben de özellikle böyle bir süreçte mahpus ve yakınlarının yaşadığı, hayatlarını yaşanmaz hale getiren ekonomik zorlukları ve geçim sıkıntılarını kendimce aktarmaya çalıştım. Cezaevleri birilerinin gelir kaynağı olmamalı. Zaten bunların elleri kolları bağlı, sesleri çıkmaz diye düşünülerek krizlerin faturasının kesildiği yerler olamaz, olmamalı.

Türkiye'nin içinde olduğu buhranın bir sonuç olduğunu çoğumuz biliyoruz.

Küresel sistemin sebep olduğu ekonomik, ekolojik ve siyasi krizlerin ülkemizde son yıllarda çok daha ağır yaşanmasının ve sonu kestirilemez bir hızla artışının sebebi demokrasi krizidir.

Hak, hukuk, adalet ve toplumsal barış krizidir. Dolayısıyla bu bataklıktan ve krizlerden kurtulmanın yolu belli, çözümü gayet basittir. Yüzümüzü barışa ve doğaya döneceğimiz umuduyla… 

*Araştırmacı-Yazar-C/9 Çanakkale E Tipi Kapalı Cezaevi

NOT:

Yazının ilk ve orijinal haline sakıncalı bulunup el konuldu. Geri alabilmek için gereken girişimi yaptım ve bekliyorum. Şimdilik yüzeysel ve hızlı bir şekilde bu kadarını aktarabiliyorum.