Lübnan'da seçim çözüm getirmedi

Lübnan seçimlerinde meclis kompozisyonundaki değişime rağmen, ülkenin yakıcı sorunlarına kısa vadede çözüm bulacak bir siyasi irade ortaya çıkmadı. Lübnan'ın ihtiyacı olan siyaset başka bahara kaldı.

Abone ol

Can Türe*

Lübnanlılar 15 Mayıs günü dört yıllık aranın ardından yeniden seçim sandıklarına gitti. Sandıktan çıkan sonuç bu küçük Doğu Akdeniz ülkesinin sakinlerinin son dönemde darmadağın olmuş hayatlarında fazla bir şeyi değiştirmeyecek olsa da Türkiye’nin de dahil olduğu bölge ülkeleri açısından önemli değişikliklere gebe.

Seçim olağan zamanında yapılmış olsa da, Lübnanlılar için bu dört yıl kırk yıl gibi geçti. Son dört yılda ülke, Dünya Bankası'na göre 19. yüzyıldan bu yana dünyanın gördüğü en derin ekonomik krizlerden biriyle çalkalandı; ticari ve ekonomik kalbi Beyrut limanında yaşanan ve tarihteki nükleer olmayan en güçlü patlamalardan biriyle sarsıldı ve 2019 yılında başlayıp bugüne kadar aralıklarla süren geniş protestolara sahne oldu.

15 Mayıs'ta yapılan seçim hiçbir grubun parlamento çoğunluğuna ulaşmasına izin vermezken, değişen toplumsal ve mezhepsel güç dengeleri açısından büyük önem taşıyor. Oy dağılımı Suudi Arabistan ve İran yönetimleri tarafından desteklenen gruplar arasında ayrılmış iki meclis bloğu ortaya çıkarırken, yönetici elitlere ve Lübnan'ın mezhepsel dengeye dayalı siyasal temsil sistemine karşı olan yüzde 10'luk bir muhalif temsili de meclise taşıdı. AKP hükümetiyle yakın ilişkileri bulunan ve geçmişte ülkedeki Sünni nüfusunun hamiliğini yapan Saad el-Hariri'nin Gelecek Hareketi ise meclis sahnesinden silinmiş oldu.

DİBE VURAN ÜLKE 

İnanç gruplarının egemenliği Lübnan'da sadece siyasetin değil, toplumsal hayatın da kılcal damarlarına kadar sızmış durumda. Vatandaşlık hukukunun olmadığı, kadrolaşma ve insan kayırmanın sıradanlaştığı ülkede, 30 yılı aşkın bir süredir hüküm süren siyasetçi ailelerin ve çevrelerinin oluşturduğu derebeylikler bugün Lübnan'ı içinden çıkılması neredeyse imkânsız bir kaosa sürükledi. Lübnan Lirası son birkaç yılda yüzde 90'ın üzerinde değer kaybederken, ithalata dayalı ekonomisi ülkede üretimi olmayan ürünlerin çoğunda kıtlıklar yaşanmasına neden oldu. Bebek maması, temel ilaçlar ve bazı gıda ürünlerinin rafları uzun süredir boş. İşsizliğin yüzde 30'lara ulaştığı ülkede ilaç kıtlıkları öylesine derin ki, 13 aylık çözümsüzlüğün ardından geçtiğimiz Eylül ayında hükümeti kurmayı başaran Başbakan Necip Mikati, hükümeti ilan ettiği konuşmasında göz yaşları içinde bir kutu Panadol bulamayan ailelerden bahsetti. Sosyal medya, Beyrut süpermarketlerinin raflarında kalan ürünleri paylaşamayan müşterilerin videolarıyla doldu. Yaşanan enerji darboğazı da başkentin en işlek semtlerinde dahi en günde en fazla 2 saatlik elektrik verilebilmesine neden olurken, şehrin sokakları, sakinlerinin ev ve dükkanına kendi imkanlarıyla elektrik sağlamak için kullandıkları jeneratörlerden geçilmiyor.

Özellikle son birkaç yılda en fazla göç veren ülkelerden birine dönüşen ve dünyanın dört bir yanına dağılmış geniş bir diasporaya sahip Lübnan, 15 Mayıs'ta yapılan seçime halkın siyasi elitlere beslediği nefret ortamında girdi. Seçmenin yarısından fazlasının sandığa gitmemiş olması da halkın mevcut siyasetçilerden ve siyasi sistemden umudunu büyük ölçüde kestiğini gösterdi. Hala ülkede kalan çok kültürlü olarak yetişmiş, iyi eğitimli bireyler ise bir süredir "sistem değişikliği" mottosu altında alternatif yönetim arayışlarına girmişti.

İRAN DESTEKLİ GRUPLARIN DÜŞÜŞÜ

Bu çalkantılı dönemin ardından yapılan ilk seçimin en önemli sonuçlarından biri, en geniş meclis varlığına sahip olan Hristiyan parti Özgür Yurtsever Hareket’in (FPM) oylarında yaşanan düşüşün bir başka Hristiyan parti olan Lübnan Kuvvetleri’ne (LF) geçmesi oldu. Bu değişim, görünüşte önemsiz bir oy geçişi olarak görülse de hem yerel hem de bölgesel anlamda önemli: Yerel düzeyde, oy kaybeden FPM, Lübnan’ın siyasi ve toplumsal hayatının merkezine yerleşmiş olan Hizbullah’ın en önemli müttefiki. Liderliğini Cumhurbaşkanı Michel Aoun'un damadı Cibran Basil'in yaptığı Özgür Yurtsever Hareket'in milletvekili sayısı önemli ölçüde düştü. Basil, Lübnan'ın son dönemde içine düştüğü durumdan sorumlu tutulan siyasetçilerin başında geliyor. Hizbullah ve FPM, diğer müttefikleriyle birlikte 2018 yılından bu yana ellerinde tuttuğu meclis çoğunluğuna artık sahip olmayacak. Geçen yasama döneminde 128 sandalyeli mecliste 71 milletvekiline sahip olan ittifak geçen 15 Mayıs'ta yapılan seçimde 62 milletvekilinde kalarak ülkenin yasamasındaki anahtar konumuna veda etmiş oldu. Meclis üstünlüğünün de etkisiyle Hizbullah liman patlamasından sorumlu tutulan üyelerinin yargılanmasını engellemiş ve soruşturmanın başındaki savcının görevden alınmasını istemişti. Dolayısıyla, Hizbullah artık ülkenin en azından yasama faaliyetlerinde önceki dönemde olduğu kadar rahat hareket edemeyecek.

Diğer yandan, Sünni, Dürzi ve Hristiyan müttefiklerinin yaşadığı oy kaybına rağmen, ABD ve birçok Avrupa ülkesinin terör örgütü listesinde bulunan Hizbullah ve Şii müttefiki Emel hareketi, meclisin Şii üyelerine ayrılan 27 koltuğun tamamını kazanarak halk desteğini önemli ölçüde koruduğunu da göstermiş oldu. Buna rağmen müttefiklerine verilen oyun düşüşü dahi son yıllarda nüfuzunu ve popülaritesini sürekli artıran örgütün karşılaştığı ilk itiraz oldu. İran destekli örgütün lideri Nasrallah seçim sonrası yaptığı açıklamada çoğunluğu kaybettiklerini kabullenirken, bağımsız adayların yükselişine de işaret etti. Hiçbir bloğun çoğunluğu elde edemediğine ve bundan sonra meclis grupları arasında daha fazla işbirliği gerektiğine işaret eden Nasrallah, örgütün önceki dönemde sahip olduğu avantajı kaybettiğini kabullendiğini göstermiş oldu. Nasrallah'ın seçim sonrası konuşmasındaki pasifist tona rağmen ülkede iç savaşın sonlanmasından bugüne kadar yasal olarak silahlı gücünü elinde bulunduran tek grup olan Hizbullah'ın meclisteki avantajlı konumunu kaybetmesi, silahlı şiddet eylemlerine daha fazla başvurmasına yol açabilir.

SUUDİ YANLILARI OYLARINI ARTIRDI 

FPM'in oylarının kaydığı düşünülen Lübnan Kuvvetleri ise reformist bağımsız adaylarla birlikte seçimin galibi ilan edildi. Geçen dönem 15 milletvekiliyle mecliste temsil edilmiş olan parti seçimlerde 19 milletvekilini garantilemeyi başardı. Hizbullah'ın en ateşli karşıtlarından biri olan LF, yıllardır örgütün silahsızlandırılması için amansız bir kampanya yürütüyor. Bu değişim aynı zamanda Lübnan üzerinde etkili dış aktörlerin nüfuzunda da bir değişimi işaret ediyor. Meclis gücünün İran ve Fransa destekli FPM'den arkasında ABD ve Suudi Arabistan’ın bulunduğu LF lehine yön değiştirmesi ve bunu tam da Lübnan'ın, Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkeleriyle ilişkisini düzelttiği döneme denk gelmesi yeni dönemde Körfez'in İran destekli Hizbullah karşısında daha güçlü olarak çıkacağını işaretini veriyor.

Lübnan'ın yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan ve parlamentoda 27 milletvekili kontenjanı bulunan Sünni nüfusun durumu ise daha karmaşık. Bu cephenin fiili lideri durumunda olan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'la yakın ilişkileri bulunan eski başbakan Saad el-Hariri seçimlerden birkaç ay önce aday olmayacağını ilan ederek Sünni seçmeni seçeneksiz bırakmıştı. Hariri'nin Gelecek Hareketi'nin seçimleri boykot edeceğini açıklamasıyla, Sünni adaylar bağımsız olarak seçimlerde yarıştı ve Hariri’nin partisinden 6 aday bağımsız olarak meclise girmeyi başardı. Sonuçlar Sünni bloktaki bu lider boşluğundan en çok yararlanan kesimin Hizbullah olduğuna işaret ediyor. Özellikle 2006'daki İsrail savaşı sırasında sergilediği direniş sonrası halk nezdinde mezhepler üstü bir popülarite kazanan örgüt, Sünni seçmenden de oy almış görünüyor.

Hariri'nin Lübnan siyasetindeki nüfuzunun bitmesiyle Türkiye'nin ülkenin kuzeyindeki Sünni nüfus üzerindeki etkisi de sekteye uğrayacak. Sık sık Ankara'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşen ve 2018 yılında olaylı bir şekilde el konulana kadar 13 yıl boyunca Türk Telekom'un da sahibi olan Hariri, sonuçların açıklanmasından sonra, seçime girmemekle doğru olanı yaptıklarını ve - kendisinin de önemli bir parçası olduğu - müesses nizamı sarstıklarını söyledi! Bu açıklamasıyla Hariri'nin uzun bir süre siyasetten uzak duracağını varsayarsak, Ankara'nın Lübnan'da zaten çok sınırlı olan hareket alanı böylece tümüyle ortadan kalkmış olabilir.

2019 'EKİM DEVRİMİNİN' GÖLGESİ  

Seçimin bir diğer kazananı ise, ne yapacakları uzun süredir merak konusu olan bağımsız reformistler oldu. Büyük çoğunluğu "Ekim Devrimi" olarak adlandırdıkları 2019 Ekim'inde yaşanan protestoların bileşenlerinden oluşan bağımsızlar oldukça eşitsiz şartlarda yürütülen kampanyalara rağmen 128 koltuğun 13'ünü ele geçirerek önemli bir güç elde etmiş oldu. Ülkenin içinden geçtiği ekonomik krizin sorumlularını 1990'da sivil savaşın sona ermesinden bu yana Lübnan siyasetini işgal eden siyasi elitler olarak gören ve Lübnan'ın mezhebe dayalı anayasal sisteminin lağvedilerek sivil ve laik bir sistemin kurulması konusunda ortaklaşan bu gruplar, Hizbullah'ın silahsızlandırılması gibi birçok önemli sorunda ise büyük fikir ayrılıklarına sahip. Ülkenin çeşitli bölgelerinde ortak listelerle seçime giren bağımsız adaylar kamusal tartışma alanından uzak kalmış birçok meseleyi meclisin gündemine taşıyabilir ve müesses nizam aktörlerini daha şeffaf bir yönetime zorlayabilir.

Bağımsız muhalefetten bazı gruplar ise, seçimlerin sadece çürümüş mevcut sistemin devamını meşrulaştıran bir oyun olduğu düşüncesiyle parlamento dışı oluşumlara yöneldi. Örneğin bir Devlette Yurttaşlar Partisi (MMFD) seçimlerden birkaç gün önce kendi sivil meclislerini oluşturacaklarını açıkladı. Şimdi toplumsal muhalefetin içindeki diğer grupların da bu ya da benzer Meclislerde içerisinde yer almaları muhtemel.

YENİ MECLİS, ESKİ ÇIKMAZLAR 

Meclis kompozisyonundaki değişime rağmen, seçimlerden ülkenin yakıcı sorunlarına kısa vadede çözüm bulacak bir siyasi irade ortaya çıkmadı. Mecliste bir yandan çok seslilik artarken yoksulluk, dış yardım için gerekli reformlar, altyapının güçlendirilmesi gibi sorunların çözümü için ihtiyaç duyulan siyasi uzlaşma ihtimali azaldı. Ülkenin mevcut anayasal sistemi de, mezhepsel koalisyonlar dışında kalan aktörleri dezavantajlı durumda bırakarak siyasi karar alma mekanizmalarını felce uğratıyor. IMF ve Batı'nın, Lübnan'a sağlanacak 3 milyar dolarlık kurtarma paketinin serbest bırakılması için şart koştuğu reformların kısa vadede yasalaşması ve uygulanması oldukça zor görünüyor, özellikle her seçim sonrası hükümetin kurulabilmesi için aylar geçtiği düşünüldüğünde. Kısacası, merakla beklenen seçim gerçekleşti ama Lübnan'ın ihtiyaç duyduğu siyaset yine başka bahara kalmış görünüyor.

*Freelance gazeteci