Loğoğlu: Musul harekâtı kısa sürse de faturası ağır olur

Emekli diplomat, eski CHP milletvekili Faruk Loğoğlu Musul harekâtını Duvar'a değerlendirdi. 'Harekât kısa sürebilir ama faturası ağır olur' diyen Loğoğlu, 'Türkiye için IŞİD kaynaklı terör tehlikesi önümüzdeki günlerde artabilir' uyarısında bulundu.

Abone ol

Özlem Akarsu Çelik  

ANKARA - Eski Vaşington büyükelçisi olan ve yakın zamana kadar CHP'nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapan eski milletvekili Faruk Loğoğlu, Duvar'ın sorularını yanıtladı. Musul operasyonunun ABD'nin başkanlık seçiminden önce sonuçlandırılabileceğine işaret eden Loğoğlu, 'operasyon ne kadar sürerse sürsün faturası ağır olacaktır' dedi.

Musul harekâtına ilişkin konuşan ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Peter Cook, "Uzun sürecek bir mücadele olması bekleniyor" dedi. ABD öncülüğündeki İslam Devleti (İD) karşıtı uluslararası koalisyonun komutanlarından Korgeneral Stephen Townsend, "Musul'un örgütten geri alınmasının haftalarca hatta daha da uzun sürebileceğini" söyledi. Operasyon neden uzun sürecek?

Akla gelen ilk yanıt ciddi çatışma gücü nedeniyle Musul’un IŞİD’den kurtarılmasının zaman alabileceğidir. Ancak operasyonun seyrine baktığımızda durumu başka türlü değerlendirmek de mümkündür. Amerikalı askeri yetkililer Musul’un IŞİD’den geri alınmasını “uzun sürer” söylemiyle mukadder bir zaferi kendilerince peşin olarak parlatmaya çalışıyor olabilirler. Diğer bir deyişle, bu söylem aslında harekâtın uzun değil kısa sürebileceğinin habercisidir.

Musul operasyonunun ABD başkanlık seçimlerinden önce sonuçlandırılması Obama yönetiminin öncelikli bir hedefi olması gerekir. Başkan Obama bile Musul’u kurtarmanın zor olacağını söyleyerek başarısını peşinen büyütmek istemektedir. Zaten şu ana kadarki gelişmeler de IŞİD militanlarının büyük ölçüde Musul’u terk ederek Suriye’ye yöneleceklerini göstermekte, bu kaçışın da -Musul’un batısı açık bırakılarak- adeta teşvik edildiğini anlamaktayız. Fakat bir gerçek daha var ki o da operasyon ne kadar sürerse sürsün, faturasının sivil/asker can kayıpları bakımından çok ağır olacağıdır. IŞİD’in her türlü yöntemle arkasında kanlı bir Musul bırakmaya çalışacağı kesindir. Sonuç olarak, fazla uzun sürmeyebilecek ama alabildiğine kanlı bir mirası olacak bir Musul operasyonuna bakıyor gibiyiz.

'ASIL SORUN, MUSUL IŞİD'DEN KURTARILDIKTAN SONRA BAŞLAYACAK'

Musul İD'den kurtarılsa dahi bütün bölgeyi saracak bir mezhep savaşının fitilinin burada ateşlenebileceği yorumu yapılıyor. Harekât başarılı sonuçlanırsa Musul'u kim yönetecek?

IŞİD sonrası Musul’un Irak genelinde bir mezhep çatışmasının fitilini ateşleyebileceği maalesef dışlanacak bir olasılık değildir. Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Katar başta olmak üzere bölge ülkeleri mezhep eksenli politikalar izlemektedirler. Mezhepçilik bu bölgenin ana fay hattıdır. Irak ve Musul’da neler olabileceği noktasında kilit unsur ise Bağdat yönetiminin yaklaşımı olacaktır. Bağdat ne arkasını Tahran’a dayamalı ne de Türkiye’yi karşısına almalıdır.

Operasyonda ön planda ve ağırlıklı rol oynayan Barzani’nin IŞİD sonrası Musul’da kalıcı ve tekelci bir statü istemesi -ki muhtemeldir- Erbil-Bağdat arasında yeni bir sürtüşmeye yol açabilir. Türkiye, İran ve ABD’nin öncelikleri arasında olabilecek uyumsuzluklar da ayrı gerginliklere neden olabilir. Dolayısıyla Musul sorunu asıl bölgenin IŞİD’den kurtarılmasından sonra başlayacaktır. İşte bu noktada oyun belirleyici görev ve sorumluluk Bağdat’a düşmektedir. Başbakan İbadi’nin IŞİD sonrası Musul için planlarının ona göre hazırlanmış olması Musul ve Irak’ın geleceği için hayati önem taşımaktadır. Demografik yapısının çeşitliliği (din, mezhep, etnik köken) ve sosyal yapısıyla karmaşık bir mozaiğe sahip Musul için özel ve “laik” bir statü oluşturulması halinde kent ve çevresi huzura kavuşabilir. Mezhep savaşları kaçınılmaz bir kader değil, akıl, irade ve etkin diplomasiyle önlenebilir bir felakettir.

'DIŞ POLİTİKADAKİ MEZHEPÇİ ZİHNİYET SÜRÜYOR'

Özellikle son yıllarda AK Parti hükümetlerine, ülkenin dış politikasını mezhepçi bir anlayışa teslim ettiği eleştirisi çok sık yöneltildi. Hâl böyleyken Musul operasyonu hakkında açıklama yapan Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş da, "Devam eden savaşların, işgallerin arkasındaki esas niyet, bölgenin etnik bakımdan daha çok bölünüp parçalanmasıdır" dedi. AK Parti iktidarının gerek Suriye'de gerek Irak'ta ve tüm bölgede mezhepçi davrandığını düşünüyor musunuz? 

AKP, iktidar dönemlerinin özellikle ikinci yarısında ister içeride, ister ülkenin dış ilişkilerinde olsun genelde din esasına dayalı, özelde mezhep eksenli yaklaşım ve yönelimlerle bezenmiş politikalar izlemiştir. İran’ın Ortadoğu ve Körfez bölgesindeki Şia nüfuzuna karşı bir denge oluşturacağı noktasından hareket eden dış güçlerin de tahrik ve teşvikiyle AKP Türkiye’nin Sünni İslam dünyasının koruyucusu olacağı hayaline kapılarak bölgenin liderliğine soyunmuştur. Hedefe ulaşmak için de birçok Arap ülkesinde var olan Müslüman Kardeşler hareketleri “stratejik ortak” olarak belirlenmiştir.  Felaketler dizisi böylece AKP’nin “Müslüman Kardeşleri hükümetine ortak et” talebini reddeden Esad’ın “Esed” yapılıvermesiyle başlamış, Bağdat’la ilişkiler bozulmuş, aşağıya iniş Mısır’la devam etmiştir.

Arap sokağını yanına almak için AKP İsrail’le ilişkileri de aynı dürtülerle bilerek bozmuştur. Bu hayalperest, maceracı, yer yer yayılmacı yaklaşımın ideolojik mimar ve uygulayıcısı Ahmet Davutoğlu’dur. Dış politikadaki yanlışların faturasının ağırlaştığını fark eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan AKP Genel Başkanlığı'na ve Başbakanlık'a Binali Yıldırım’ı getirmiştir. Türkiye’nin Rusya ve İsrail’le ilişkilerinin faydacı nedenlerle de olsa düzeltilmesi olumlu gelişmeler olmakla beraber, mezhepçi zihniyetin terk edildiğini gösteren hiçbir ciddi emare yoktur.

Suriye’ye müdahalenin Özgür Suriye Ordusu denilen radikal unsurlarla gerçekleştirilmesi, süren Esad saplantısı, Irak’ta desteklenen ve karşı çıkılan aktörlerin mezhep temelinde belirlenmesi Davutoğlu döneminde izlenen dış politikanın ana aksında bir kırılma olmadığının kanıtlarıdır.

'ERDOĞAN'IN MUSUL AÇIKLAMALARI BAŞKANLIK İÇİN MESAJ'

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "Türkiye'nin olmadığı bir operasyondan kusura bakmayın doğabilecek neticelerden biz sorumlu değiliz. Biz operasyonda da olacağız, biz masada da olacağız. Bunun dışında kalmamız mümkün değil. Çünkü burada bizim için bir tarih yatıyor... Kimse bizden Başika'dan çıkmamızı beklemesin. Biz Başika'dayız ve oradaki DEAŞ terör örgütüne karşı her türlü operasyonları bugüne kadar yaptık, yapmaya da devam ediyoruz" açıklamasını nasıl yorumluyorsunuz?

Öncelikle belirtilmelidir ki, Musul operasyonu bağlamında kurulacak en sağlam masa Irak’ın temel bileşenlerinin hakkaniyetle temsil edilecekleri ve Musul’un geleceğine Irak’ın birlik ve bütünlüğünü düşünerek karar verecekleri bir masadır.

Türkiye’nin rolüne gelince; Türkiye IŞİD’le mücadelede uluslararası koalisyonun bir üyesidir. Başika’da TSK’nın eğittiği unsurlar da operasyonda fiilen yer almaktadır. Ayrıca Başbakan Yıldırım Türk Hava Kuvvetleri'nin operasyona katılmakta olduğunu açıklamaktadır. Buna karşılık Türk askerinin sahada çatışmaların -ki bu Iraklılar'ın işidir- içine girmemesi ise Türkiye için aslında dışlanma değil bir avantajdır. Üstelik AKP’nin “Musul Musullularındır” söylemiyle de uyumludur. Öte yandan, Musul’un geleceği belirlenirken Türkiye’nin dışla ması kabul edilemez. Türkiye başta olmak üzere Irak’ta nüfuz sahibi bölge ülkelerinin onay vermeyeceği bir Musul anlaşmasının bir yere varamayacağı bellidir.

Sonuç olarak bilelim ki Türkiye hem operasyonda hem 25 Ekim’de Paris’te düzenlenecek toplantıya davet edilmesini bir işaret olarak kabul edersek masada da vardır. Başika sorunu diplomatik kanallardan suhuletle halledilebilecek bir konudur. Nitekim Dışişleri Bakanlığı'nın yeni Müsteşarı Ümit Yalçın bu amaçla Bağdat’a gitmiş ve temaslarda bulunmuştur. Hemen sonuç vermese de bu temasların süreceği anlaşılmaktadır. Öte yandan, unutmayalım ki AKP için her konu sonunda iç siyaset ve iktidarda kalmak/güçlenmek hedefine odaklıdır. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Musul konusundaki süren çıkışlarını Başkanlık tartışmaları ortamında iç kamuoyuna yönelik mesajlar olarak da değerlendirmek yanlış olmayacaktır.

'AKP YAŞANANLARDAN DERS ÇIKARMALI'

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İşgalci Türk askeri Başika'dan çekilsin" çağrısı yapan Irak Başbakanı Haydar el İbadi'ye , "Sen benim kalitemde, kıratımda, seviyemde değilsin, haddini bil. Musul'da biz bildiğimizi okuyacağız" ifadelerini kullanmıştı. IKBY Başkanı Mesud Barzani ise "Ankara operasyona katılmak istiyorsa, Bağdat’la anlaşmalı" diye konuştu. Sizce ne olacak?

Liderler arasındaki bu söylemler her şeyden önce gereksizdir.  Kimseye faydası yoktur. Olması gereken Ankara ile Bağdat’ın meseleleri görüşerek ortak çözümler üretmeleridir. Esasen bu mesele için bir mekik diplomasisi de Dışişleri Müsteşarı'nın Bağdat ziyaretiyle başlamıştır. Ancak bu bağlamda asıl dikkat çekici olan husus ise Barzani’nin açıklamasıdır. “Git Bağdat’la anlaş” diyen Barzani hem kendi içinde bulunduğu sıkışmışlığı ortaya koymuş hem Türkiye’nin pozisyon ve gerekçelerini hiçe saydığını göstermiştir. Aynı anda, AKP’nin sözde “B” planının (“Erbil çağırırsa Irak’a gireriz”) da hayal ürünü olduğunu ilan etmiştir. AKP buna nasıl bir tepki verecektir, bekleyip göreceğiz. AKP, Barzani’nin böyle bir dönüş yapabileceğini ve bölgede zeminin çok kaygan olduğunu önceden hesap edebilmeliydi. Burada şunu da eklemek lazım, AKP’nin Irak’ta güvendiği isimler (Barzani ve Nuceyfi) eski güçlerinden çok uzaklar. Bu yaşananlardan sonra, AKP, Irak politikasını mezhebi aidiyetler üzerinden değil, kurumsal bağlar üzerinden kurması gerektiği konusunda ders çıkarmalıdır.

25 EKİM'DE PARİS'TE NE KONUŞULACAK?

ABD ve Fransa'nın başta olmak üzere 12 ülkenin savunma bakanları 25 Ekim'de Paris'te Musul toplantısı yapacak. Bu toplantıdan ne çıkar? 

Toplantıdan ne çıkar bilemiyorum. Öncelikle Musul operasyonun gidişatı ele alınır ve gerekli ayarların verilmesi tartışılır diye düşünmemiz lazım. Ayrıca IŞİD unsurlarının Suriye’ye kaymasıyla oluşacak yeni denklemin yaratacağı durum ele alınabilir.  Suriye sorunu Musul operasyonun olası sonuçları nedeniyle daha da karmaşık hale gelecek ve ağırlaşacaktır.  AKP iktidarının Suriye’de devam eden Fırat Kalkanı operasyonun hedef ve uygulamalarını yeni gelişmeler karşısında gözden geçirmesi gerekebilecektir.  Türkiye Paris’te Irak ve Suriye sorunlarının bir bütünlük içinde ele alınması tezini vurgulamalıdır. Doğal olarak toplantı gündeminin ayrıntıları o tarihe kadar sahada oluşacak gelişmeler ışığında belirlenecektir.

'IŞİD UNSURLARI TÜRKİYE'YE GELECEK, TERÖR TEHLİKESİ ARTACAK'

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, "Musul operasyonu, 100 bin Iraklının Türkiye ve Suriye'ye kaçmasına neden olabilir" açıklaması yaptı. Bu gerçekleşirse Türkiye neyle karşılaşır? 

Musul operasyonunun büyük çapta bir göç dalgası yaratması ve sığınmacılar için öncelikli adresin Türkiye olması çok güçlü bir olasılıktır. Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş bu olasılığa işaret etmiş hatta Türkiye’nin buna hazırlıklı olduğunu da söylemiştir. Bazı çok ciddi insani ve toplumsal sorun ve sıkıntılara rağmen, sığınmacılar konusunda Türkiye genelde gerçekten olağanüstü bir insanlık göstermekte ve bu ağır yükün altından kalkabilmektedir. Ancak Musul’dan göçün ikinci bir boyutu daha vardır ki Türkiye için mevcut terör tehlike ve tehdidini daha da artıracak niteliktedir. Bu da Musul’u terk edecek IŞİD unsurlarının büyük bir kısmı Suriye’ye geçecek olmakla beraber bir kısmı da Türkiye’ye gelecektir. IŞİD’in Suriye ve Irak’ta alan kaybederek kuzeye (Türkiye’ye) yöneldiğini göz önüne alırsak, önümüzdeki dönemde IŞİD kaynaklı terör saldırıları tehdit ve tehlikesinin gündemimizde daha geniş yer tutacağını söyleyebiliriz.

'TÜRKİYE TAHRİKLERE VE HAYALLERE KAPILMADAN HAREKET ETMELİ'

Günlerdir, "PKK, Irak ordusu çatısı altında operasyona katılacak" haberlerini okuyoruz. Bu olursa Türkiye'nin tutumu ne olur, ne olmalıdır ya da böyle bir hamle ne anlama gelir? 

PKK konusunun Erbil, Bağdat ve Vaşington'a AKP Hükümeti tarafından etraflıca anlatıldığından ve bunun maliyetinin yüksek olacağının vurgulandığından eminim. PKK’nın operasyonda şu veya bu çatı altında katılması durumunda Türkiye çeşitli araçlarla tepki gösterecektir. Bu nedenle, PKK’nın operasyonun dışında bırakılması düşük olmayan bir olasılıktır.

Irak ve Suriye bağlamında Türkiye’nin çok dikkatli, hesaplı, ölçülü ve sakin hareket etmesi gerekmektedir. Tahriklere ve hayallere kapılmadan, kendi söylemlerimizle kendimizi köşelere sıkıştırmadan, ülkemizin ve komşularımızın toprak bütünlüklerine halel getirmeyecek politikalar izlememiz ülkemiz ve bölgemizin esenliği bakımından şarttır.