Lirik şarkıların şairi: Rilke

Rilke, ünlü 'Genç Bir Şaire Mektuplar' adlı kitabında yer alan bir mektupta, genç şair Kappus’a şöyle diyecektir: “Gecenin en sessiz bir anında kendine şu yalın soruyu sor: ‘Şiir yazmazsam yaşayabilir miyim?’ Bu soruya ‘yaşayamam’ diyorsan, yazmayı sürdür.”

Abone ol

Hani, Turgut Uyar bir yerde, “büyük şair olmak için büyük yıkılmış olmak gerekmez” der ya, büyük şairlerin hayatlarının da şiire dahil olduğunu düşünürüm. Bu hayatlar, Fransız şair Blaise Cendrers’ınki gibi çok geniş bir coğrafyada, “makro” serüvenler de olabilir; Amerikalı şair Wallace Stevens’ınki gibi yaşadığı kentten pek ayrılmayan “mikro” serüvenler, hatta serüvensiz de olabilir. Önemli olan, yaşadığı hayatı içselleştirmiş, iç yolculuklar yapabileceği bir iç dünya zenginliği yaratmış olmasıdır. Bazı şairler vardır ki, şiir yazmayı bıraktıkları, artık şiir yazmadıkları uzun zamanlar da şiire dahildir. Örneğin, Rimbaud bunlardan biridir. Hiçbir zaman yerinde duramayacak, yüzlerce kilometrelik mesafeleri yürüyerek katedecektir. Hatta bir bacağı yürümekten kanser olacak, bir daha yürürse kesileceği söylenecek ama o yine kaçıp, bacağının kesilmesi pahasına, yine yürüyecektir. Paris’in faşist Almanlar tarafından işgal edildiği günlerde, Paris’te bulunan Cahit Sıtkı Tarancı, bisikletle yüzlerce kilometrelik yolu katederek güneye doğru kaçacaktır. İlginçtir, Cahit Sıtkı Tarancı bu önemli olaylardan hiçbir zaman söz etmeyecektir. O, yaşadığı bu büyük olaylardan söz etmese de, ben sözü Alman şair Rilke’ye getirmek istiyorum. Kendi şiir yazma sürecimde çok yararlandığım, çok ders çıkardığım mektupların yazarı, Rainer Maria Rilke…

Onun 'Genç Şaire Mektuplar' adıyla yayınlanan minicik boyutlu, ince ama büyük kitabıyla karşılaşmam çok ilginçtir: 1983’de, Erzincan’da askerlik yaparken, bir hafta sonu iznine çıkmıştım. Erzincan o zamanlar iki caddeden ve bir çarşıdan oluşan tozlu bir şehirdi. Bu hüzünlü taşra şehrinde umutsuzca dolaşırken, bir köşede gördüğüm, camında “hikâye kitabı bulunur” yazan küçük kırtasiye dükkânına girdim. Askerlikte okumak için bir şeyler bulabilirdim belki. Raflara bakarken, oraya sıkışmış, uzun zamandır beklemekten rengi biraz solmuş bu kitabı gördüm: Ranier Maria Rilke, 'Genç Şaire Mektuplar'. Hemen aldım. Askerlik yaptığım süre boyunca, yazarın bir sanatoryumda yazdığı bu mektupları bir kışlada defalarca okudum. “Poetik terbiye” adına çok şey öğrendiğim bu mektupların yazarının izini sürdüm.

Alman şiirinin en lirik şairlerinden biri olarak tanınan Rainer Maria Rilke, demiryolu görevlisi olarak çalışan bir baba ile zengin bir aileye mensup bir annenin oğlu olarak 1875’de Prag’da doğar. Annesi tutkulu ve kaprisli bir kadınmış. Kendi hayallerini oğlunun üzerinden gerçekleştirmek gibi bir yanılgıya düştüğü söylenir. Oğlu Rilke’yi altı-yedi yaşlarına kadar kız çocuğu gibi giydirir. Duyarlı ve kırılgan bir ruha sahip olan Rilke, bu durumdan çok etkilenir ve ileriki yıllarda, özellikle kadınlarla olmak üzere insanlarla iletişim kurmakta sorunlar yaşar. Dokuz yaşındayken annesi ve babası boşanınca, annesiyle Viyana’ya gitmek zorunda kalır.

Genç Bir Şaire Mektuplar, Rainer Maria Rilke, Çevirmen: Melahat Özgü, 86 syf., Remzi Kitabevi, 1944

 1894’de Prag’daki üniversite öğrenciliğini, Münih’e gitmek için bırakır. Burada edebiyat-sanat çevreleriyle ilişkiler kurar, oyunlar ve şiirler yazar, yayımlar.. İlk kitabı 'Yaşam ve Şiirler' i 1891’de yayınlar. Onun için sanat, hayattaki en önemli şeydir. 1897'de Venedik'i ziyaret eden Rilke, evli bir kadın olan Lou Andreas-Salome ile tanışır ve onun etkisinde kalır, ona aşık olur. Rilke ve Salome birkaç yıl tutkulu ve artistik bir aşk yaşarlar. Yaşça daha büyük olan Salome, ezici düzeyde cinsel çekiciliği ile erkeklerin kalbini kolayca çalmaktadır. 1899’da, birlikte bir Rusya gezisi yaparlar. Rilke burada Tolstoy’la tanışır.

1902’de, Fransız heykeltraş Rodin’in yaşamını yazmak için Paris’e gider. Bir süre sonra Rodin’in özel sekreterliğini yapmaya başlar. Rodin’in kişiliği, Rilke’yi önemli biçimde etkileyecek, dünya ve sanat anlayışında bazı açılımlara neden olacaktır. 1909’da, Paris’te tanıştığı bir kontesin Duino Şatosu’na yerleşen Rilke, ünlü 'Duino Ağıtları' adlı yapıtını burada yazar. Rilke'nin Duino Ağıtları’nda önerdiği devrimci şiirsel felsefe, birçok edebiyat bilimci ve eleştirmen için önemli sayılır. Kendisiyle aynı dönemde yaşayan Alman filozof Friedrich Nietzsche gibi, Rilke de gerçekleri olumsuzluk olarak algılayan bilince karşı gelerek, bunu bir şenlik olarak kabul eder.

Duino Ağıtları, Rainer Maria Rilke, Çevirmen: Nazar Tüysüzoğlu, 90 syf., Notos Yayınevi, 2013.

Hayatının son birkaç yılında Paul Valery ve Jean Cocteau gibi Fransız şairlerden esinlenir ve son şiirlerinin çoğunu Fransızca olarak yazar. Rilke, hayatı boyunca hastalıktan acı çeker. 1926'da Cenevre Gölü yakınlarındaki Valmont sanatoryumunda kalırken lösemiden ölür. Ölüm döşeğinde bile Hristiyanlık karşıtı inançlarına sadık kalır ve papazı reddeder.

Yalnızlık, derin endişe ve inançsızlık, onu geleneksel ve modernist şairler arasında bir geçiş figürü olarak konumlandıran izleklerdir. Sanat, estetik yaşantı, yaratıcılık gibi insana derinlik kazandıran, adeta “insanlaştıran” eylem ve duyarlılıkların toplum yaşamından gittikçe uzaklaşması, onu derin bir kaygıya yöneltir. Kapitalist sistemin insanı kendine, topluma ve doğaya yabancılaştırmasına destek olan Hristiyanlık değerlerinin toplumsal yaşamdaki egemenliğine şiddetle karşı çıkar. “Tanrı” erkinin bu dünyanın dışında ve üstünde olmadığını, bütün nesnelerde tanrının karşılığının bulunduğunu öne sürdü.

Rilke, ünlü 'Genç Bir Şaire Mektuplar' adlı kitabında yer alan bir mektupta, genç şair Kappus’a şöyle diyecektir: “Gecenin en sessiz bir anında kendine şu yalın soruyu sor: ‘Şiir yazmazsam yaşayabilir miyim?’ Bu soruya ‘yaşayamam’ diyorsan, yazmayı sürdür.”

YALNIZLIK

Yalnızlık bir yağmura benzer,
Yükselir akşamlara denizlerden
Uzak, ıssız ovalardan eser,
Ağar gider göklere, her zaman göklerdedir
Ve kentin üstüne göklerden düşer.

Erselik saatlerde yağar yere
Yüzlerini sabaha döndürünce sokaklar,
Umduğunu bulamamış, üzgün, yaslı
Ayrılınca birbirinden gövdeler;
Ve insanlar karşılıklı nefretler içinde
Yatarken aynı yatakta yan yana:

Akar, akar yalnızlık ırmaklarca.

Rainer Maria Rilke
(Türkçesi: Behçet Necatigil)