Netflix dizisi La Casa De Papel’in 4. sezonu yakın zamanda
yayınlandı. İdealize edilmiş anti kahramanların farklı ülkelerin
meşhur şehirleriyle isimlendirildikleri dizinin Türkiye'deki
hayranları, uzun süredir İstanbul isminde bir karakter görmeyi
beklerken bu sezonda 'Osman' adında işkenceci bir Türk'le
karşılaştılar.
Hakim tarih tezlerinin dışına çıkmaya gönlü el vermeyen toplum,
kendi geçmişi ve bu geçmişin farklı toplumlar üzerinde bıraktığı
etkiden haberdar olmayınca işkenceci Türk imajının dizide gerekli
olmayacak bir ayrıntı olmasına rağmen belirginleştirilerek
koyulmasının nedenlerini de görmekte zorlanıyor. Oysa “İşkenceci
Türk” imajının reel tarihi, İspanyollar için Don Kişot’un yazarı
Cervantes’in Osmanlı Devleti’ne esir düştüğünde yaşadıklarına kadar
uzanır.
Cervantes İspanya’nın kuşkusuz en meşhur yazarı. Milli kimlik
inşasında en önemli unsurlardan biri. Dünyanın farklı yerlerindeki
İspanyol kültür merkezlerinin adı Cervantes Kültür Merkezi. Haçlı
donanmasıyla Osmanlı Devleti’ne karşı 1571'deki İnebahtı Savaşı'nda
katılan Cervantes, bu savaşta sol elini kaybedip yaralanmış,
1575’te de Türk deniz korsanları tarafından alıkonulan bir İspanyol
gemisinde tutsak olarak alınıp esir pazarında satılarak Cezayir’de
beş yıl esir kalıp, zindanlarda yatmıştı. Dünyaca ünlü eseri
unutulmaz eseri Don Kişot’ta Türklerle ilgili kaba ve barbar
kavramlarıyla birlikte anılan alıntılar mevcuttur. Dizide
İspanya’nın karşı kıyısı olan Cezayir’de işkenceci bir Türk’ün
“Osman” ismiyle anılması; hem mekân seçimi hem de isim seçimiyle
tarihe bariz bir gönderme gibi duruyor. Zira İspanyollar için
Türklerle tanışma, 16.yy’da Cezayir’in Osmanlılar tarafından ele
geçirilmesiyle başlar. Cezayirli bir millet olan Berberiler de
İspanyol metinlerinde Türk’le aynı anlamda kullanıldığı bu alanda
yapılan çalışmalarda yazılı. Dizide Berberi diline de gönderme
mevcut.
Dizideki “işkenceci Türk Osman” karakterini oynaması için Türk
bir oyuncu bulmaları ise yapımcıların özenli bir çalışma
güttüklerini gösteriyor. Özenli olmasalar; ne zaman Avrupa
şehirlerinde bir mağazaya ya da bir kafeye girsem beni bu olanca
esmer halimle İspanyol sanıp İspanyolca konuşmaya başlayan Batı
algısından hareket edersem, İspanya’da Türk imajına uygun bir
İspanyol’u kolayca bulup oynatabilirlerdi. Dizideki “Osman”
karakterini canlandıran İspanya’da yaşayan oyuncu ve müzisyen
Oğulcan Güzeller, Türk imajının eleştirileri üstüne görüşlerini
paylaşırken oldukça önemli bir noktaya değinmiş ve Hollywood’un
topyeküncü yaklaşımıyla lanse ettiği İspanyol algısından da
bahsetmiş:
“Dizileri kültürler arası anlamda basmakalıp olmakla itham
edebiliriz evet. Bir çok ülkenin kendilerine has geliştirdikleri
toplumsal alınganlıkları var, olabiliyor. İspanyol halkının
Hollywood filmlerinde bütün hispaniklerin suçlu ve esmer
gösterilmesinden duyduğu rahatsızlıktan ne kadar haberdarız. Çok
film seyrettik, İspanyolların hepsinin esmer, boğa güreşleri
izleyen, alkış tutan ve illegal işlerle uğraşan suçlular olduğunu
mu düşünüyoruz ben kendime bunu soruyorum.” Oyuncuya katılmamak elde değil.
Hollywood’un kimlik algısı hiçbir şeye benzemiyor. Filmlerde;
Meksikalıysa hırsız, Japonyalıysa Yakuza, Rusyalıysa mafya,
Ortadoğuluysa terörist olmaktan kimse kurtulamaz. İspanyol
dizisinde Türk olduğunda kurtulamadığın gibi.
Şu sıra Netflix Türkiye’nin sosyal medya hesaplarından “La Casa
de Papel dizisinde Helsinki karakterini canlandıran Sırbistanlı
oyuncu Darko Peric, "La Casa de Papel'de Helsinki olmasan hangi
şehir olurdun?" sorusuna "İstanbul" yanıtını verdi.” Videosunu bol
bol paylaşsa da İspanyol yapımcılar için İstanbul henüz “hareketli
gece hayatını” temsil etmiyor. Peric, yaşı itibariyle sosyalizmin
Yugoslavya suretinde hüküm sürmesiyle farklı kültürlerin bir arada
yaşadığı dönemden beslenmişe benziyor. Ne de olsa Yugoslavya’nın
efsane devlet başkanı Tito, olası bir nükleer saldırıya karşı Bosna
Hersek’te 25 yılda yaptırdığı sığınağın kod adına da İstanbul adını
vermişti.
Dizi vesilesiyle devletlerin merkez bankasından para çalıp zeka
ve cesaretleriyle geniş kitlelerin “hırsız” imajına yeni anlamlar
kazandıran La Casa de Papel, İspanyol tarihinde; korsan gemi
savaşları, Cezayir’e hakim olma mücadelesi, en meşhur yazarlarının
köle pazarlarında satılması gibi unsurlarla yer alan “Türk”
imajının İspanya’daki haliyle yüzleşmeye de, ani bir şokla vesile
olabilir.