Haruki Murakami günümüz edebiyatının en ilginç yazarlarından
biri. Hem uluslararası bir ‘çok satan’, hem adı her yıl Nobel için
geçen saygın bir edebiyatçı. Hem ‘evrensel’ kabul edilen Batı
kültürünün içinde hem de merak edilen Japon kültürünün ve modern
yaşam tarzının bir anlatıcısı. Romanları hem sanat, kültür ve tarih
hakkında bilgilendirici hem de gerçeküstü ögelere yaslanan düşsel
metinler...
Murakami’nin bütün bu özellikleri birleşip onu adeta bir anlatım
büyücüsüne dönüştürüyor. Öylesine ki kendisini iyi bilen
okuyucuların pek aşina oldukları formülünü her defasında tekrar
etse bile elinize aldığınız her romanına bağlanıp kalmanızı, kaç
sayfa olursa olsun bitirmeden rahat edemez hale gelmenizi sağlıyor.
İster onu ilk kez okuyun isterseniz müptelası olun, fark
etmiyor…
Her kitabında müzik, resim, edebiyat ama herkesin iyi bildiği
yazarlar ve sanatçıların isimleri, işleri yer alır mutlaka. Bu
özelliğiyle Murakami, evrensel referans noktaları sayesinde
dünyanın bütün edebiyatseverlerine hitap eder, yani herkes için
yazar. Toplumun yalnız bireylerinden seçtiği kahramanları, modern
hayatın hüküm sürdüğü dünyanın bütün kentlerindeki gibi yaşarlar.
Ofiste fazla mesaiye kalır, kariyerleri için endişelenir,
aileleriyle zayıf bir ilişki sürer, küçük evlerinde kendi işlerini
kendileri hallederler. Ama bütün bunlar belirgin biçimde Japonya’da
olur. Tokyo’nun semtleri, otobanları, metro hatları ya da ülkenin
taşrası ve farklı bölgeleri isim isim yer alır kitaplarda.
Kahramanlarımız Japon yemekleri hazırlar, evinde ayakkabılarını
çıkartarak gezer… Bizi Japon gündelik hayatının içine buyur
ederler…
Mutlaka cinsellik vardır her romanında. Genç ya da orta yaşın
eşiğindeki yalnız bireylerin iyi kötü bir cinsel hayatı olur
mutlaka. Kadın ya da erkek kahramanları belirli aralıklarla
sevgilileriyle birlikte olur ya da günübirlik maceralara girerler.
Erotizmin sınırlarını asla aşmayan bu bölümler okurunun arzularını
harekete geçirecek kadardır. Yazar bunu metninde öylesine kullanır
ki tipik bir Murakami romanında olan pek çok başka şey gibi,
cinsellik de aslında ‘olmasa da olur’ gibidir… Ama işte, merak
eder, ilgiyle okuruz… Bu da Murakami’nin kıskıvrak yakaladığı
kentli, modern okurunu metne bağlayan unsurlardan birine
dönüşür.
En yeni kitabı Kumandanı Öldürmek (Çeviren: Ali Volkan Erdemir),
bu sözünü ettiğimiz unsurların tümünün yer aldığı bir roman. 848
sayfa olmasına rağmen kapılıp gidiyor, merakla karakterlerin
hayatını, duygularını ve garip olayların gelişimini okuyoruz.
Burada şunu da eklemek gerekir ki, Murakami’yi büyük romancı kılan
şeylerden biri de sadece olayların değil, karakterlerin de muazzam
bir gelişim ve değişim sergilemesidir. Karakterin kişiliği ve hatta
hikayesi yavaş yavaş açılır ve o garip olaylar onu değiştirir,
farklı biri yapar.
Murakami’nin her romanında kendini gösteren Batı sanatı bu
romanda neredeyse her türüyle bolca yer alıyor. Her şeyden önce baş
karakterimiz bir ressam. Sıradan portreler çizerek yaşamını
sürdüren roman kahramanı, karısının kendini terk etmesiyle birlikte
yön değiştiren hayatını yeniden düzenlemeye ve ressam olarak kendi
tarzını bulmaya çalışıyor. Bütün bu süreç ise bir sanatçının
ilhamını araması, bir resmin tasarlanıp ortaya çıkması, resim
sanatının incelikleri, farklı tarz ve üsluplar ile resme bakmak
hakkında pek çok bilgi ve fikir içeriyor. İyi bir portrenin
ressamın kendisinden de bir şeyler taşıması gerektiği, model ile
sanatçının girdiği alış veriş çok güzel anlatılıyor. Picasso, Leger
gibi ünlü sanatçıların adı geçiyor ama çok da fazla üstünde
durulmuyor. Van Gogh’un ünlü resim serisi ‘Postacı Joseph Roulin’in
Portresi’nden ise nedense ‘adsız postacı’ olarak söz ediliyor.
Geleneksel Japon resminin batılılaşmacı Meiji döneminde nasıl
ortaya çıktığını, panoları süsleyen zanaatın böylece sanata
dönüştüğünü, onu överek aktarıyor Murakami. Yazarın tüm
karakterlerinin Batılı modernler olduğunu söylemiştik. Romandaki
geleneksel resimleri yapan Tomohiko Amada bile öyle; Viyana’da
okumuş bir opera meraklısı... Bu sayede kitap, opera ve klasik
müzikle epey haşır neşir oluyor. Hatta romana adını da veren
‘Kumandanı Öldürmek’ adlı hayali tablo, ilhamını Mozart’ın Don
Giovanni operasındaki Il Commemdatore bölümünden alıyor… Tomahiko
Amada’nın evinde bütün kahramanlar büyük bir zevkle onun mükemmel
plak koleksiyonunu dinliyor. Gözde plakları Richard Strauss’un
Güllü Şövalye’sinin Şef George Solti yönetimindeki Viyana Filarmoni
Orkestrası kaydı. Fitzgeraldvari karakter Menşiki, en çok bu plağı
seviyor. Diğer favorileri ise Schubert; ‘Yaylı sazlar dörtlüsü için
no 15.’ Ve bunların yanı sıra neredeyse bütün klasik müzik
bestecilerinin adları geçiyor. Ve bazı rock şarkıcılarının. Mesela
kahramanımız sonunda kendi kişisel dünyasına dönüyor ve bir Bruce
Springsteen plağı alıp dinliyor…
Kumandanı Öldürmek, hakkında yazılan pek çok güzel yazıda da
belirtildiği gibi Scott Fitzgerald ve Lewis Carroll’a belirgin
referanslar taşıyor. Tüm hayatını ve servetini kızı olduğunu
düşündüğü çocuğu gözleyeceği bir düzene harcayan gizemli karakter
Menşiki, tam bir Muhteşem Gatsby. Romanın sonlarında Uzun Surat’ın
açtığı kapaktan rüya/kabus gibi bir dünyaya geçilmesi ise Alice
Harikalar Diyarında... Buna rağmen kitap, evrensel edebiyattan
fazlaca söz etmiyor. Şoko Akikava’nın uzun uzun okuduğu kalın
kitabın ne olduğunu bile öğrenemiyoruz mesela. Ama klasik bir Japon
yazarı, 18. Yüzyılda hayalet hikayeleri yazan Akinari Ueda’yı
tanıtıyor bize. Hatta kitabın önemli gelişmelerinden biri, ilhamını
Ueda’nın 100 yıl boyunca mezarda davul çalan keşiş mumyası
hikâyesinden alıyor.
Kitaplarında gündelik hayatın detayları önemlidir Murakami’nin.
Ama özellikle bu kitabında otomobil markaları ve kılık kıyafetlerin
üstünde duruyor. Bu biraz Menşiki’nin temsil ettiği Fitzgeraldvari
dünyanın inşasına hizmet ediyor, ama daha çok karakterlerin
sınıfsal durumlarını ve kişiliklerini destekliyor. Mesela
Menşiki’nin ikisi Jaguar ikisi Range Rover dört otomobili var.
Jaguar’lardan biri son model V60 kabriyo, diğeri ise 1960 model
Road Star. Kahramanımız ise kitabın hemen başında külüstür bir
Peugeot 205’le haftalarca yollarda dolaşıp onu hurdaya çeviriyor.
Sonra roman boyunca hep toz içinde kalacak bir eski Toyota
ediniyor. Yakın arkadaşı Amada, akılcı ve ortalama kişiliğine uygun
kutu gibi siyah bir Volvo’ya, Şoko Akikava adlı zengin abisinin
kızına bakmayı kendine görev edinmiş güzel kadın ise ‘elektrik
süpürgesi gibi’ bir Toyota Prius’a biniyor. Arabalar o kadar önemli
ki, romanda kötülüğü ve karanlığı simgeleyen resmin adı ‘Beyaz
Subaru Forester’lı Adam’. Bulundukları sahnede otomobillerin
markaları mutlaka anılıyor, motor ve kapı sesleri bile
betimleniyor. Hatta Menşiki ve Şoko Akikava otomobiller üstüne
sohbete dalarak flört ediyor ve sevgili oluyorlar… Bu iki zengin ve
güzel insanın yer aldığı her sahne onların defilelerine dönüşüyor.
Onların şıklığı ve güzelliği karşısında kahramanımız olan ressamın
sadeliği ve hatta boya lekeli kazakları, pantolonları hem kendisini
onlardan nasıl farklı gördüğünü anlatıyor, hem de o tasarlanmış
şıklık içinde yaratıcı derbederliğine değer vermemizi talep ediyor.
Ama kılık kıyafet anlatımlarında bir ironi değil tersine dozunda
bir hayranlık olduğunu hissediyoruz ki bu, Murakami’nin de sözünü
ettiği güzelliğe meylini gösteriyor sanki.
Romanda tarih ve siyaset de kritik bir yere sahip. Geleneksel
ressam Tomohiko Amada’nın 30’lar Viyanası’ndan taşıdığı sır, bizi o
dönemin Almanya ve Japonyası’ndaki faşizme götürüyor. Amada
Naziler’den kaçıyor. Ama kardeşini Japon militarizminin vahşetine
kurban veriyor. Murakami, Japon tarihinin kara sayfalarından biri
olan, Çin’deki Nanking Katliamı’nı anlatıyor. Japon askerlerinin
işlediği insanlık suçlarını anlatan bu sayfalar, roman kendi
ülkesinde yayımlandığında epey tartışma yarattı. Murakami ise
sadece dünyadaki milyonlarca okurunu romanlarına bağlayan bir
edebiyat büyücüsü olmakla kalmayıp, kendi toplumunu tarihle
yüzleşmeye çağıran bir yazar olarak tepki gösterenlere şu cevabı
verdi: “Tarih, kolektif hafızamızdır. Bu yüzden de tarihi unutmak
ya da yeniden yazmaya kalkmak vahim bir hata olur.
Tarihimizi, hepimizin bir sorumluluk hissiyle miras alması
gerektiğine inanıyorum.”