'Kokain kafasında' olan ayı eğlendiriyor

"Çıldırmış Ayı", en baştan, parodi basitliğine düşmeyen ama kara mizah tonunu da açık eden karikatür karakterleriyle tonunu hissettiriyor: Hücrelerine kadar kötü olan bir mafya babası, onun kadar kötü olmayan adamları, göründükleri kadar iyi olmayan orman görevlileri, yem olmayı bekleyen gezginler ve belki de bu karakterler arasında en ciddi olan, ormanda kaçamak yapan kızını kurtarmak isteyen vefakâr bir anne!

Kerem Bumin kbumin@hotmail.com

Daha önce "Pitch Perfect 2" ve "Charlie’s Angels" gibi filmlerle yönetmenlik deneyimi bulunan ama asıl kariyerini oyunculuk üzerine kurmuş Elizabeth Banks’ın son filmi "Çıldırmış Ayı"yı (Cocaine Bear) izlerken aklımızda şu soru belirebilirdi: Bu B movie sinema salonlarını es geçerek direkt DVD raflarında yerini alabilirdi! En azından filmin ilk 15 dakikasında bu hissiyata (haklı olarak) kapılabiliriz. Çünkü sinemada 'hayvanlı' korku filmlerini sayısız defa gördük. Hatırlanacağı üzere genelde bu filmlerde mutasyon geçirmiş veya normal durumundan çok daha vahşi olan bazı yırtıcı hayvanlar (köpekbalığı, aslan, yılan vb.) kontrolden çıkıp etraftaki insanları teker teker öldürürler ve bulundukları kente veya kasabaya korku salarlar. Senaryonun merkezindeki 'kahraman aile' ise birçok tehlike atlattıktan sonra sonunda bu durumdan kurtulmayı başarır. "Kuşlar" veya "Jaws" gibi bazı başyapıtları bir kenara koyarsak, defalarca benzerlerini gördüğümüz bu yapımlar arasından yakın tarihte dikkat çekenler sadece (koyun gibi) hiç beklenmedik bir hayvanı kullanan "Black Sheep" ve bu tür filmlerin sarsılmaz kurallarını 'ters yüz' eden "The Host" filmleri oldu!

"Çıldırmış Ayı" ise ait olduğu türün 'kana susamış' vahşi bir hayvan, bolca kan ve şiddet sahneleri ve sırasıyla bu vahşi hayvana yem olan saf insanlar gibi bütün gerekli öğelerini sıralıyor ama aynı zamanda bütün bunlarla adeta 'oynuyor'! B movie görüntüsü altında olmaktan hiç gocunmayıp hatta zaman zaman kendisini Z movie sınıfına bile indiren film, kendisini hiçbir zaman ciddiye almayarak zayıflıklarını avantaja çevirmeyi beceriyor. Belki de uzun zamandır bir korku filminde hiç bu kadar eğlenmiştik!

Konuya değinecek olursak: 1985 yılında, büyük bir uyuşturucu kaçakçısı özel uçağında (izini kaybettirmek için uçağını kayalıklarda sürmektedir) daha sonra toplamak amacıyla, taşımakta olduğu kokain paketlerini ormanlık bir bölgeye atar. Ancak kendisi de uçaktan kurtulamaz ve operasyonu sırasında ölür. Bu paketleri ormanda bulup yiyen bir ayı, inanılmaz derecede saldırganlaşır ve civardaki insanlara dehşet saçmaya başlar.

BEN ‘KAFASI KIYAK’ BİR AYIYIM!

"Çıldırmış Ayı", en baştan, parodi basitliğine düşmeyen ama kara mizah tonunu da açık eden karikatür karakterleriyle tonunu hissettiriyor: Hücrelerine kadar kötü olan bir mafya babası, onun kadar kötü olmayan adamları, göründükleri kadar iyi olmayan orman görevlileri, yem olmayı bekleyen gezginler ve belki de bu karakterler arasında en ciddi olan, ormanda kaçamak yapan kızını kurtarmak isteyen vefakâr bir anne! Bütün bu değişik insanlar bir şekilde hikâyemizin asıl kahramanı ayının hedefi haline geliyorlar ve bazıları ağır yaralanıyor, hatta ölebiliyorlar. Ancak ultra klasik görünse bu gidişat yönetmenin kamera arkasında adeta 'eğlenmesiyle' başka bir kıvama evriliyor. Zaten 'uçuk' bir çıkış noktası tuttuğunun farkında olan Banks neredeyse bütün gerçekçi olma çabalarını elinin tersiyle itiyor ve bizi mazlum karakterleriyle empati kurmak yerine şapşallıklarına gülmeye teşvik ediyor.

.

Bütün bu tutumla birlikte yönetmen aksiyon sahnelerinden de taviz vermiyor. Yukarıda saydığımız değişik karakterlerle ayının karşılaşması 'gore' olduğu kadar gülümseten sahneler de sunuyor. Ama bütün bu sekanslar arasında 'hınzır' bir hava taşıyan nüanslar da mevcut: Örneğin ayının ilk kurbanları olan dağcı genç çift sanki bir 'slasher movie'nin ideal kurbanları gibi duruyorlar. Hikâyeye bir şekilde dahil olan serseri 'teenager' çetesinin iki üyesi 'groteske varan' bir tatla yine ayının hedefi oluyorlar. Keri Russel’ın canlandırdığı anne karakteri kızını ararken, kokainini arayan ayıyla adeta saklambaç oynuyor. Bu sekans aynı zamanda herkesin cevabını bildiği ama filmde 'ters köşe' eylemlerle renklilik kazanan bir soruyu da işaret ediyor: Acaba bir ayıdan kaçmak için bir ağaca tırmanmak yeterli midir?

YİNE DE BİR MESAJ VAR MI?

Filmde başta (sürprizi bozmamak için detaya girmeyeceğimiz) o inanılmaz derecede 'lezzetli' ambulans takibi sekansı olmak üzere aksiyon sekansları nasıl göz dolduruyorsa, karakterler arasındaki dengesiz ve yersiz sohbetler de o derece gülünç olmayı başarıyor. Başka filmlerde 'klişe kokan' diyaloglar burada filme tam olarak oturuyor, birbiriyle alakasız karakterlerin karşılıklı duygulanması olayları daha da absürt bir hale sokuyor.

Senaryonun esinlendiği gerçek hikâyeye bakacak olursak: Gerçekte de zamanında ormana atılan kokain paketleri bir ayı tarafından bulunmuş ancak ayı etrafa saldırmadan 'overdose'dan ölmüş! Burada ise anne ayı tamamen bağımlı olmuş bir halde paket paket kokainden kokaine koşuyor. Bu, tabii ki gerçekliği tamamen boşlayan bir durum ama dediğimiz gibi filmin bunu hiç umursamayan bir yapısı ve tonu var. Üstelik bu durum filmin çok daha ciddi bir noktasına da parmak basıyor çünkü sonuçta insanların doğayı kirletmesi ve ondan kontrolsüzce faydalanmasıyla süper kahramana dönüşen bir hayvan söz konusu…

Bu kadar 'gırgırca' akan bir filmde derin bir mesaj aramak biraz yersiz durabilir ama hikâyenin çevreci bir tutumu olduğu da tartışılmaz bir gerçek. Zaten aile ilişkileri açısından filmdeki insanlarla paralel bir yolda ilerleyen 'anne' ayının benzer yapımlarda olduğu gibi 'yok olmaması' bunu destekliyor.

RAY LIOTTA’NIN HÜZÜNLÜ VEDASI

Filmin güçlü yanlarından biri, kuşkusuz 'dört dörtlük' bir performans sergileyen oyuncularından geliyor. Dengesiz orman bekçisi rolünde Margot Martindale harikalar yaratıyor. "Solo: A Star Wars Story"den 'hasarlı' çıkmış olan Alden Ehrenreich, travmalı mafya adamını canlandırırken göz dolduruyor. Aynı şekilde çocuğunu arayan anne rolünde Keri Russel da üst düzey bir oyunculuk sergiliyor. Oyuncular açısından bizi en çok duygulandıran şey ise tabii ki aramızdan erken ayrılan Ray Liotta’yı son rolünde seyretmemiz oluyor.

Belki ona vedamızın daha karanlık, daha hüzünlü ve daha ağır bir yapımla olmasını tercih ederdik ama yine de benzerleri arasından açık ara öne çıkan, beklenen tuzaklara düşmemekle kalmayıp bunları kendi yararına kullanan bu başarılı film de onu anmamız için bizce fena olmadı!

.
Tüm yazılarını göster