Kobanê Davası: Devletin öngöremediğini İsmail nasıl öngörsün

Kobanê Davası’nda yargılanan İsmail Şengül’e yöneltilen "Olayları öngöremediği" suçlamasına itiraz eden avukatı Cenk Yiğiter "Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu olayları neden öngöremedi" dedi.

Abone ol

DUVAR - 18’i tutuklu 108 siyasetçinin 6-8 Ekim 2014’te yaşanan protestolar nedeniyle yargılandığı Kobanê Davası’nın 42’nci duruşmasında tutuklu siyasetçi İsmail Şengül’in avukatı Cenk Yiğiter’in savcının mütalaada kullandığı “İsmail Şengül MYK’da yer almış biri olarak HDP MYK sının yaptığı çağrıdan sonra bu olayları öngörmesi gerekiyordu” şeklindeki ifadesine itiraz etti. Yiğiter "Devletin öngöremediğini İsmail nasıl öngörsün" ifadesini kullandı. 

Yiğiter, modern hukukun birey üzerinde şekillendiğini, kişinin ancak üstendiği sorumluluk alanında bedel ödeyebileceğini hatırlatarak, “Bakın 1945 öncesinde gayri milli ve milli ikilemi üzerinden yargı tartışılıyordu. Bu durum akla diren Nazi hukukunu getiriyor. Şimdi Türkiye’den de milli hukuktan bahsediliyor. Şunu demek istiyorum, AİHM kararları ihlal ediliyor ve bunun sonucu ağır olacak” dedi.

'PROVOKASYON İHTİMALİ YÜKSEKTİ'

"Modern hukukun referansı ne olacak?” diye soran Yiğiter, “Hukuk yargılamaları bilimsel rasyonalizm üzerine kurulmalı. Bunun tüm aşamaları da bunu gerektirir. Mesela bu mütalaa hazırlanırken, çözüm sürecine değinilmemiş. 2012’de başlayan çözüm sürecinin aslında 2009 da Oslo’da başladığını gördük. Bu görüşmeler sızdırıldıktan sonra MİT krizi yaşandı. O dönem; Kürt siyasetçiler tutuklandı. Sonrasında akil insanlar heyeti oluştu. Onlar da çok fazla provokasyona maruz kaldı. Yani başlangıçta oldukça provokasyona maruz kalan bir süreç oldu. Karşılıklı güvensizliklerle süren bir süreç. Şimdi tüm bu süreçlere baktığımızda; 6-8 Ekim tarihi de umutların yüksek olduğu bir süreçti. Böylesi bir süreçte provokasyon ihtimali çok yüksekti. Mevcut yargılamada bugünün bilgileri ile süreci algılamaktan problem olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

'ÜÇ KIRILMA DİKKATE ALINMAK ZORUNDA'

Kobanê protestolarında yaşanan şiddet ile HDP çağrısı arasında neden sonuç ilişkisinin kurulamayacağını anlatan Yiğiter, 7 Ekim günü yaşanan üç kırılma durumunun ele almadan iddianame ve mütalaanın hazırlanamayacağı vurgulayarak şöyle devam etti:

"Bakın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Ekim 2014 günü yaptığı ‘Kobani düştü düşüyor’ açıklaması var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasından bir saat sonra Varto’da 25 yaşındaki bir genç kolluk silahı ile öldürüldü. Üçüncüsü ise KCK’nin çağrısı. Şimdi ortada somut bir delillendirme olmadığı için; Erdoğan’ın açıklamasının tek başına şiddetti arttırdığını söylemem. Ama iddia makamı bu üç faktörü göz önüne almadan, sadece HDP MYK çağrısını ele alıp, 7 Ekim’deki şiddet olaylarının nedenin HDP MYK’sının çağrısı olarak gösteriyor. İddia makamı bu üç faktörü dikkate alınmak zorundadır."

Savcının mütalaada kullandığı “İsmail Şengül MYK’da yer almış biri olarak HDP MYK sının yaptığı çağrıdan sonra bu olayları öngörmesi gerekiyordu” şeklinde ifadesine dikkat çeken Yiğiter, şunları kaydetti:

"Adeta taksir anlatıyor bize. O zaman ben de şunu soruyorum; bir garip İsmail Şengül’den bu kadar büyük öngörü bekleniyorsa, o zaman bu kadar teknik imkana sahip Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu olayları neden öngöremedi. Devletin öngöremediğini İsmail Şengül nasıl görsün? Türkiye Cumhuriyeti devleti neden bu olayları ön göremedi ve neden 6 Ekim de sokağa çıkma yasağı ilan etmedi? Bu da ayrı bir soru olarak karşımızda duruyor. İsmail Şengül kamuoyunun tanıdığı bir siyasi figür değil. Kaldı ki, biraz önce de söyledim; Erdoğan’ın ‘Kobani düştü düşüyor’ sözü kritiktir. Kimse bu sözün bu olaylarda etkili olmadığını söyleyemez. Erdoğan’a düşen; sözünü söylerken ‘daha öngörülü olabilirdim’ demesidir. Ama biz yine de bu sözü bir cezai sorumluluk alanına çekemeyiz."

'MYK ÜYESİ İSE ÖRGÜT ÜYESİDİR MANTIĞI VAR'

İsmail Şengül'ün savunmasında kendi durumunu, HDP MYK’de ne koşullarda görev aldığını anlattığını hatırlatan Yiğiter şunları söyledi: 

"Ben buraya örgüt üyeliği meselesinden girmek istiyorum. Bu duruşmayı izleyenler, sanki İsmail elinde PKK flaması ile yakalanmış olarak düşünecek. İsmail’in örgütsel hiçbir eylemi yok ama örgüt üyeliği ile suçlanıyor. Örgüt üyesi iddiası var ama delil yok. HDP MYK üyesi olduğu için örgüt üyesi olduğu söyleniyor. Ya da İsmail ve diğer MYK üyeleri HDP MYK üyesi oldukları için HDP örgütün partisi olarak değerleniyor. Şimdi buradan nasıl çıkacağız. Burayı nasıl yanlışlayacağız. İsmail Şengül'ün, HDP MYK üyesi dışında üyelikle bağlantısı kurulamıyor.

Bakın bu davada yargılanan Bircan Yorulmaz, mail grubunu yönettiği iddiası ile örgüt yöneticiliğinden suçlanıyor. Burada bir ciddiyet yok ve savunmayı kısıtlayıcı bir şey. Bu yüzden diyorum ki bu kurmacada, bu iddianamede ve bu mütalaada İsmail’in örgüt üyeliğine hiçbir emare yok. Sadece MYK üyesi ise örgüt üyesidir mantığı var. Hiçbir biçimde ne iddianamede ne de mütalaa da İsmail için herhangi bir akıl yürütme de yok. Örgüt üyesi odluğuna dair emareler de yok. Hangi pozisyonda yer aldığına dair de… Sadece MYK üyesi ise ‘zaten örgüt üyesidir’ mantığı ile yaklaşılmış. Bu bağlamda müvekkilimin beraatini talep ediyorum.”

Savunmanın ardından duruşmaya yarına kadar ara verildi. (HABER MERKEZİ)