Kapılar kitlendi, ölenlerin yakınları tekmelendi, heyet davadan çekildi

Saat 10:00’da başlayacak duruşma öncesi adliyeye yakın bir AVM önünde buluşuluyor. “Hak, hukuk, adalet… Kaza değil cinayet” sloganlarıyla adliyeye yürünülmeden ölenlerin tek tek isimleri okunuyor. Benzer katliamlardan sonra yapıldığını bildiğimiz, kişisel anlamda sevip sevmemekte ikircikli kaldığım bir ritüel. Usül, her isim bağırıldığında “Yaşıyor” diye yanıt verilmesi. Çorlu’da da “Yaşıyor” deniliyor.

Abone ol

DUVAR - İstanbul’dan Çorlu Adliyesi’ne giden yolun manzarası kısım kısım ayçiçek tarlaları. Geldiğimiz araçta Mısra Öz de var. 25 kişinin hayatını kaybettiği tren katliamında 9 yaşındaki oğlu Oğuz Arda’da da vardı. Araçta arkada bir yerde oturuyor Mısra Hanım. Penceresinin camından gördüğü ayçiçek tarlalarını, araçtaki diğerleri gibi seyretmediği hissindeyim. Huzurla dalmaktan bahsediyorum, seyretmekten. Yaşatılan şey, ne yazık ki eksik yaşamak hissini hep baki tutacak kadar derin atılmış bir çizik. Kolay hiç değil.

Saat 10.00’da başlayacak duruşma öncesi adliyeye yakın bir AVM önünde buluşuluyor. “Hak, hukuk, adalet… Kaza değil cinayet” sloganlarıyla adliyeye yürünülmeden ölenlerin tek tek isimleri okunuyor. Benzer katliamlardan sonra yapıldığını bildiğimiz, kişisel anlamda sevip sevmemekte ikircikli kaldığım bir ritüel. Usül, her isim bağırıldığında “Yaşıyor” diye yanıt verilmesi. Çorlu’da da “Yaşıyor” deniliyor. Her “Yaşıyor” denildiğinde yüzlerde görünen başka bir gerçek. O gerçek saklanılamadığı için gözler doluyor. Buralara takılmadan “Yaşıyor” demek gerekiyor belki de. En nihayetinde bu tip ritüeller de morfin.

SALON ÖNÜNDE BEKLEYEN İNSANLARIN GÖRÜNTÜLERİ ALINDI

Sloganlar eşliğinde adliyeye girildiğinde saçmasapan bir çile mesaisine başlandı. 150 kişilik konferans salonunda görülecek duruşmaya öncelikle kayıt yapılarak alınacağı söyleniyor. Bu saatlerce sürebilir. Avukatların itirazıyla vazgeçiliyor. Adliyenin alt katındayız. Hava sıcak. 20-25 dakika kadar tıklım tıkış yerde ölenlerin yakınları, avukatlar ve dava için gelenler bekletiliyor. Bu bekleyişe elindeki kamerayla eşlik eden bir beyefendi katılıyor. Niye görüntü aldığı soruluyor. Yanıt yok. Kim olduğu soruluyor. “Polisim” diyor. Avukat Can Atalay tarafından işlem yapılması gerektiği söylense de diğer siviller tarafından ortadan temiz bir şekilde çekilmesi sağlanıyor.

Salona bir şekil alınıyoruz. Salona giremeyen mağdur yakınları olduğu söyleniyor. Bir ordu avukat içeride. Sayabildiğim kadarıyla 40’a yakın avukat. Heyet henüz gelmemiş. Ayan beyan ihmaller zinciri cinayeti, yargı önünde anlatmak için bu kadar avukata ihtiyaç duyulması manidar. Son yıllarda mahkemeye değil duvara konuşulmasından… Ne avukatların belagat ve savunma yeteneği ne de olayın yoruma açık olmayacak kadar hak ihlali oluşu fayda etmiyor.

ÖLENLERİN YAKINLARI DARP EDİLDİ

Dışarıda kalanların içeri girmesi gerek. “Hayatımı mahvettiniz” diyor bir kadın. “Abimi içeri alın!” Alkışlarla protesto ediliyor. Bütün adliyeyi saran alkış sesleri uzun süre kesilmiyor. Salonun kapıları nedendir bilinmez kilitlenmiş. Avukat Gökmen Yeşil tarafından kapı bir iki zorlanıp, açılıyor.

Tren katliamında annesini, babasını kaybeden İsmail Kartal, içeri girmeye çalışan diğer mağdur yakınları, avukatlar polisler tarafından darp ediliyor bu esnada. Avukat Mürsel Ünder, “Müvekkillerimizi içeriye almaya çalışırken tekmelendik. Çocuğu ölen bir kişi burada yerde sürüklendi” diyor. Adaletin tesis edileceği düşünülen adliye koridorunda yaşananlar bunlar.

Heyet geliyor. Duruşma salonunda silahlı polisler var. Ceza yargılaması açısından yasak olan bu duruma son verilmesi isteniyor. Öldürülen insanların yakınlarının saldırıya uğradığı anlatılıyor. Hukuka aykırı şekilde kapının kilitlenmesinden heyetin ya da cumhuriyet savcısının sorumlu olduğu ifade ediliyor. Sonrasında mahkeme başkanı mırıltılar halinde kararı yazdırıyor. Duruşma öncesi yaşananlara ilişkin suç duyurusu reddediliyor.

Birkaç dakika içinde heyet davadan çekilme gerekçesini, “Davadan önce gerçekleşen polis saldırısının heyetimizin talimatı ile yapıldığı iddia ediliyor” şeklinde açıkladı. Denilebilir ki, alt düzey sorumluların dahi yargılanmasına cesaret edilemedi.

DAVA GÜVENLİK GEREKÇESİYLE TAŞINABİLİR

Tüm bu tartışmalar sırasında sanıklardan biri dışında diğer üçü çok rahattı. Ortamın atmosferiyle uzaktan yakından alakası olmayan mimiklerle salonda yerlerini almışlardı. Sanık olarak dinlenecek ilk isim olan Hat Bakım Onarım Memuru Celaleddin Çabuk tüm bunlar olurken heyetin huzurunda ayakta bekliyordu. Sınıfını belli eden giyim kuşamı, diğer sanıkların aksine tedirgin durduğu notunu aktarmak isterim.

Duruşmanın güvenlik gerekçesiyle başka bir şehre taşınacağı tahminleri var. 16 yaşındaki kızı Sena Köse'yi kaybeden Gürkan Köse, “Türkiye’nin bir ucuna da gönderseler gideceğiz” diyor.

Duruşma sonrası adliye önünde basın açıklaması yapıldı. Çeşitli illerden barolarını temsilen gelen avukatlar ve müşteki avukatları sıcağın altında dakikalarca konuştu. Dakikalarca… Vazgeçilemeyen bu alışkanlığın gösterisi sürerken cinayette hayatını kaybedenlerin yakınları kıyıda köşede oturmuş ağlıyordu.

‘Aile dövdürdün Süleyman Soylu!’