2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı krizi ve özellikle de e-muhtıra
sonrasında biçimlenen çatışmadan, AKP ve Erdoğan ciddi avantaj
sağlamıştı. Beceriksizce (veya fazla profesyonelce) sahnelenen
kapışmayla iktidarını tescili kolaylaştırılan AKP’nin siyasi rotası
ve iktidarın bileşenleri konusu, o tarihten itibaren kapalı bir
tartışmaya dönüştü. Dış politika dengeleri, dünya ahvali ve
ekonomik trend yanında, iktidarı destekleyen iç dinamikler ve
arkasındaki destek konusu canlı bir gündemdi. Ama bir o kadar da
manipülasyona ve yönlendirmeye açık hale gelmişti. Çünkü, bu
süreçte aktif siyasi aktörlerin neredeyse hepsinin zımni
mutabakatıyla -Türkiye’de alışık olunduğu gibi- siyaset kapalı
kapılar ardına çekildi. AKP’de iktidar koalisyonunun kanatları da
açıktan temsil edilmediği için, siyasi tartışmalar dışarıdan
yürüdü. Şekli olarak bile sorgulama ve bilgi üretme işini bırakan
medya ile fikir alanını kaplayan “angaje teoriler” de kirli bir sis
perdesi oluşturdu. Yaşanmakta olanı anlama çabasının yerini, olanı
istenene uydurma gayreti aldı. Girilen yolu ve her gelişmeyi
gelmekte olan tehlike olarak işaret eden baskın muhalefet dili de,
gerçeklikle daha kuvvetli bir bağ kurmadı, açık siyasetin
zayıflatılmasına katkı verdi, kutuplaştırma zeminine gerekçe
sağladı. Tek nedenle her şeyi açıklayan komplo teorileri, seri
yanlışları mesnetsiz haklı çıkma iddialarına çevirdi. 2010 ve
sonrası süreçte, her biri son derece derin ve sert krizler
eşliğinde yaşanan pek çok siyasi gelişmeyi anlama çabası,
güvenilmez kulis bilgilerine, endişe – karşı endişe hezeyanlarına
mahkum kaldı.
Bunları anlatmamın nedeni, her siyasi gerilimde, her krizde ve
her seçimde ortaya çıkan kulis haberlerinin yine ortaya dökülmüş
olması. İktidarın içindeki kimi odaklar, çeperindeki bazı gruplar
niyetlerinden hakikat üretme çabasını, gündemi iterek alan açma
gayretini artırmış görünüyorlar. 31 Mart sonuçlarının ve bu
sonuçlara yapılan muamelenin yakın ve orta vadede önemli siyasi
sonuçlar doğurma olasılığı her türden saklı bilgiye, tahmine dönük
merakı kışkırtıyor. Bu meraktan türeyen bilgi talebi de, gerçekliği
veya olabilirliği tartışmalı kulis ve yorum arzını tetikliyor.
Kabine değişikliği ihtimalleri, seçim yenilgisinin faturasının kime
çıkacağı, ittifakın AKP’ye verdiği hasar hakkında konuşulanlar son
günlerin en cazip başlıkları. Elbette, bütün bu haber ve yorumlar,
iktidar cephesinde İstanbul sonuçlarını kabul etmekle ilgili
tavırla ilişkilendiriliyor. Kabullenip ders çıkartmayı
isteyenlerle, direnip masayı devirmeyi zorlayanların çatışmasından
bahsediliyor. Krizle baş etme stratejileri konusunda ortaya çıkan
farklı üsluplar veya baskın çıkmaya çalışan ekipler, bir siyasi
çizgi farkı gibi tarif ediliyor. Türkiye’de siyaset gündeminin her
dem taze kalan kalıbı da yine tedavüle girmiş durumda: AKP’nin
fabrika ayarları. Hiç durmadan yeniden ısıtılan ama pratikte hiçbir
karşılığını görmediğimiz bir yalan hikaye anlatılıyor: AKP’nin
kuruluş ilkelerine bağlı iyi siyaset ile sonradan dahil olmuş
çıkarcılardan oluşan kötü siyasetin çarpışması.
İktidar cephesinde -her zaman olduğu gibi- çok bileşenli bir iç
çatışma elbette var, hatta bu göründüğünden veya su yüzüne
çıktığından daha derin ve zaman zaman iktidarın üzerine inşa
edildiği tek adamdan da daha belirleyici. Fakat bu çatışma, iddia
edildiği gibi siyasi zeminde yaşanmıyor ve siyasi çizgi
farklarından da doğmuyor. Çünkü sürekli olarak başlangıç
ilkelerinden, fabrika ayarlarından söz edilen AKP -uzunca bir
süredir- artık bir siyasi aktör değil, onun tarafı olduğu bir
siyasi alan da mevcut değil. Siyaset üzerinde etkili bir
teşkilatının varlığı ve bir siyasi kimlik kalabalığını seçmen
olarak tutuyor olması onun siyasi bir aktör olarak işlev görmesine
yetmiyor. Zaten, kurulan ittifakların mimarisinde, sonraki çatışma
yöntemlerinde, çözüm sürecinde veya savaş politikasında, görevden
alınan belediye başkanlarında, metal yorgunluğu tartışmalarında,
ekonomik krize yapılan muamelede, iktidarın belirleyici
kadrolarının oluşturulmasında, beka davası stratejisinde iktidar
partisinin nasıl bir rolü olduğunu kimse anlatamıyor. Ayrıca,
Erdoğan’ı etkileme gücünü geçici taktik hamlelerle yakalamış
birilerinin yanlış yönlendirdiği, kendisi iyi çevresi kötü liderlik
anlatısının da doğru olmadığını herkes biliyor. Dolayısıyla,
herhangi bir ayarla yörüngesi değişecek bir yapıdan pek
bahsedilemez. Diğer yandan, iktidarın ve Erdoğan’ın epey uzun
süredir yürürlükte olan saldırgan stratejisi de bir özgür seçimin
ürünü olmadığı gibi, daha kazançlı olunacağı varsayılan bir tercih
de değil. Zorunlu bir savunma.
Seçim sonuçlarının yarattığı zafiyetin ve ekonomik krizin
gereklerinin bir siyasi yumuşamaya yol açacağı yolundaki tahmin ve
yorumlar da, ne şimdiye kadar yaşananlarla uyuşuyor, ne de bunun
işaretlerine rastlanıyor; nihai hamle konusunda ihtiyatlı
davranılsa bile seçim sonuçlarıyla kurulan ilişki, sosyal medya
paylaşımlarından üretilmiş uyduruk suçlamalarla Mustafa Sönmez’in
gece yarısı gözaltına alınması, seçilmiş KHK’lılarla ilgili alınan
yasadışı ve keyfi kararlar, kampanyada ilan edildiği gibi muhalefet
belediyelerine kuşatma hazırlıkları, Diyarbakır’da parkta oturan
Recep Hantaş’ı öldürüp “yanlışlık oldu” denmesi, 805 gündür
protestosunu sürdüren Alev Şahin’in eylemine yasaklama kararı ve
gözaltı, Hasan Cemal’in Cizre izlenimleri yazısına istenen ceza...
Seçim sonrası bir iki haftaya sığanlar bunlar. Ekonomik kriz
konjonktürü de, dışarıda olduğu gibi içeride yumuşama sinyalleri
vermiyor. “Seçim yenilense de piyasa bize bir şey demez” diyen
ekonomi bakanı. Tavana vuran işsizlik rakamları. Göstergeler
doğrulamasa da, girilmediği iddia edilen krizden çıkıldığının ilan
edilmesi.
Sonuç olarak: İktidarın açık siyasi alanı etkileyecek adımlarına
nasıl hazırlandığı hakkındaki bütün bilgiler, duyumlar ve tahminler
yine ayıklanması zor bir kirlilikle malul. Tahmin ve yorumlar,
sahici siyasi dinamiklere dayandırılmaktan, açık siyasi
tartışmalarla ilişkilendirilmekten çok, kapalı kapılar arkasında
dönen entrikalara yaslanıyor. Ancak, 31 Mart ile ortaya çıkan
tablonun yakın ve orta vadede yaratacağı gelişmeler daha sahici
siyasi dinamiklerle ilişkili olacak gibi duruyor. Siyasi alanın
yeniden genişletilebilmesi kapısını açan açık siyaset imkanı
harcanmaz ise. Gündemin yine kapalı iktidar eline verilmesine izin
veren, hatta ekstra imkan açan yaklaşım tekrar üstünlük kazanmaz
ise. Buna teşne muhalefet çevreleri de pek dar sayılmaz.