Kanal İstanbul: İki deniz arası yürüyüş

'Kanal İstanbul'un tartışmalı rotalarından birini gezdik. 'İki deniz arası yürüyüş' diyor yürüyüşün öncülerinden Serkan Taycan: "Bugün yaptığımız yürüyüşümüz sanat ve çizgi arasında ince bir çizgi." Kuzey Ormanları Savunması'ndan Onur Akgül ise; "İstanbul için sonun başlangıcı" diyor. İşte 'İki deniz arası yürüyüşü'müzün 20 kilometresi...

Abone ol

DUVAR - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2011 yılında kamuoyuna, 'çılgın proje' olarak duyurduğu 44 kilometre uzunluğunda ve 200 metre genişliğindeki 'Kanal İstanbul' projesinin tartışmalı rotalarından biri 'İki deniz arası yürüyüşü'nün yaklaşık 20 kilometresini yürüdük. 'İki deniz arası yürüyüşü'nün öncüsü Serkan Taycan, bu yürüyüşün 'Sanatsal yürüyüş' olduğunu söylüyor.

Kuzey Ormanları Savunması'nın çağrısıyla Haiking İstanbul, Su Hakkı Kampanyası, Donkişot Bisiklet Kolektifi'nin katılımıyla 'Kanal İstanbul' projesinin gerçekleşmesi durumunda doğaya olası tahribata karşı farkındalık yaratmak için Kuzey Ormanlarından yürüyüş gerçekleştirildi. Yürüyüşün rotası ise Sazlıbosna ve İstanbul’un ilk yerleşim yeri olarak kabul edilen Yarımburgaz mağarası...

Kortejin ilik mola yeri Sazlıdere Baraj Gölü.

'EĞER PROTESTOYSA İZİN YOK...'

54 kişilik grup sabah saatlerinde İstanbul'dan çıkıp Arnavutköy’ün Sazlıbosna mahallesindeki bir kahvehanenin bahçesinde bir araya geldi. Amaç İstanbul'un doğasını büyük orandan tahrip edecek 'Kanal İstanbul' projesinin doğaya karşı olumsuz etkilerini yerinde görmek. Kahvehane bahçesinde yürüyüşün rotası konuşulurken iki polis, araçtan inerek yürüyüşçülerin neden burada olduklarını soruyor. “Bu yürüyüş Kanal İstanbul'u protesto edecekse izin yok. Ne yapacaksınız şimdi?” diyen polisler, “Bu yürüyüş protesto amaçlı değil” cevabını duyunca konuşulanlara engel olmadan grubu izledi. Polisler, yürüyüş başlayınca bu sefer yürüyüş kortejini arabayla takip etti. Yürüyüşe katılanlardan biri, "İlk defa polis bir yürüyüşümüzü takip ediyor" diyor.

SLOGAN YOK…

Yürüyüş korteji hareket etmeden, ‘Kanal İstanbul’un doğaya vereceği tahribatlar anlatılırken kortejden biri, Kuzey Ormanlarından geçen Üçüncü Köprü ve 3’ncü havalimanını kastederek, “Neden engel olmadınız” diye sordu. Kuzey Ormanları Savunması’ndan Onur Akgül bu soruya şöyle cevap verdi: “Biz mücadelemize devam edeceğiz.”

Yürüyüş korteji saat 10.20'de kahvehanenin bahçesinden yola çıkarken Sazlıbosna mahallesinden birkaç kişi grubu uğurladı ama korteje katılmadı. Kortej arasında ailesiyle birlikte gelen 12 yaşındaki çocuklar, liseli öğrenciler, arkeologlar ve daha birçok kişi bulunuyordu. Kortej arasında bulunan küçük bir çocuk, “Kuzey ormanlarına dokunma” sloganını atınca arkadan biri, “Biz polislere protesto amacıyla gelmediğimizi söyledik” diyor. Kortej ilk başta güzergahın bir tepesinde pankart açacağını da planlamıştı fakat pankartlar da açılmadı. Tüm bunlar gerçekleşirken polis aracı korteji arkadan takip etmeye devam etti ancak grup ormanın içine girdiğinde neredeyse herkes; “Buraya nasıl kıyacaklar” diye kendi aralarında konuşmaya başladı.

'İSTANBUL İÇİN SONUN BAŞLANGICI'

Yürüyüş ormanın içerisinde devam ederken Kuzey Ormanları Savunması’ndan Onur Akgül ile sohbet ediyoruz. Akgül, “Bu içerisinde gezdiğimiz yerde sayısız hayvan türü var. Buranın imara açılması İstanbul için sonun başlangıcı olacak” diyor ve ekliyor: “Burası Marmara Denizi ve Karadeniz arasındaki dengeyi sağlıyor. Yanlış bir adımda bu denge alt üst olur. Aynı zamanda İstanbul'u besleyecek doğal kaynaklar da tahrip olurken, hayvanların yaşam alanı ortadan kalkmış olacak. Bir habitat katliamı meydana gelecek.”

Akgül, kuzey ormanlarının Marmara Bölgesi’ni beslediğini söyleyerek son olarak şöyle konuşuyor: “ İstanbul’un Kuzeyi’ni imara açılmasının önünü kesmeliyiz. Orman yok olursa su olmaz, su olmazsa yiyecek olmaz, yaşam olmaz. İstanbul'un kuzey ormanları olmazsa İstanbul'un olmayacağı da bilimsel bir gerçek. Bu yüzden kentin kuzeyi imara açılmamalı. 5 bin kişilik olsa bile burada yapılaşma olmaması lazım.”

‘SANAT VE ÇİZGİ ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ’

Akgül ile sohbetimiz son bulurken, ‘İki deniz arası yürüyüşü'nün öncüsü sanat aktivisti Serkan Taycan’a soruyorum: ‘İki deniz arası yürüyüş ismi nereden geliyor?’ Taycan, İki deniz arası İstanbul’un yakın batısında, Karadeniz ile Marmara denizleri arasında dört günlük bir yürüyüş rotası” diyor. Taycan, yaptıkları yürüyüşün sanat ve çizgi arasında ince bir çizgi olduğunu söylüyor: “Burada sanat ve hayatla bir ilişki kuruluyor. sanatı kapalı duvarlar arasından çıkarıp insanların kentteki alışılmışın dışında bir bilinç hedefliyoruz. Bugün 4 buçuk yaşında çocuk burada yürüyor. Sanatçı, mimar ve daha birçok kişi birlikte yürüyerek bu tartışmayı doğaya taşıyor ve tartışmaya müdahil oluyor. Tarım alanları, su havzaları, gece kondu mahalleleri... özetle adım adım bir kentleşme olacak. Bu mesafe mikro ölçekli bir gerçeklik. Yapılmak istenen projeyle Karadeniz ve Marmara'nın son derece kırılgan ekosistemi fütursuzca tahrip edilmek isteniyor.”

‘KENTLİLİK ALGISI GÖZDEN GEÇİRİLMELİ’

“Doğa ve sosyal tahribat geri dönüşsüz şekildedir” diyen Taycan şöyle devam ediyor: “Bu yürüyüş İstanbul’da yapılmak istenen büyük tahribatları gözlemlemek için başladı. Bu bir farkındalık. Kentlilik algısı tekrar gözden geçirilmeli. Yürüyerek kent algısı farklı algılanabiliyor. Yürünerek adım adım değişim algılanıyor. Çekilen fotoğraflarla bir bilinç oluşuyor. Bu yürüyüş İstanbul’un tehditkar dönüşümüne karşı bedensel pasif bir yürüme projesidir. Bunu da sanatsal bir yöntemle yapıyoruz.”

Yürüyüş İstanbul il merkezinin yaklaşık 22 Km. Batısında, Altınşehir’in ise 1 Km. Batısı’nda bulunan, 1’nci derece arkeolojik sit alanı ve İstanbul’un en eski yerleşim yeri olarak kabul edilen antik çağdan kalma Yarımburgaz Mağaraları’nda son buldu.