Kadın futbolcular ve cinsiyetçilikle imtihanımız

Martin Solveig’in Ballon d’Or’u (Altın Top) kazanan sporcuyla ilgili yorumları, spor alanındaki kadınlar açısından şaşılacak bir durum değil ama yine de hayâl kırıklığı yaratıyor. Cinsiyetçi tavır toplumun her alanında kök salmışken, sporu bundan azade tutmak imkânsız.

Abone ol

Suzanne Wrack * 

Bunun ileriye dönük, tarihi bir an olması beklenirdi: İlk kadın Ballon d’Or ödülü gerçek bir şölen olmalıydı.

Zira, kutlanması gereken kişi müthiş bir oyuncu. Ada Hegerberg en iyi yıllarının henüz başında ve yalnızca 23 yaşında. Norveç ikincilik kupasını aldığı 2013 Avrupa Kadın Futbol Şampiyonası’nda yıldızı parlayan Hegerberg, Şampiyonlar Ligi karşılaşmalarında hat-trick* yaptı, bu yıl Şampiyonlar Ligi sezonunda rekor kırdı -Ronaldo’nun rekoru 15 goldü- ve Lyon’un dördüncü lig şampiyonluğunu kazandığı geçen sezon boyunca 21 maçta 33 gol attı. Norveçli futbolcu, 2016 yılında UEFA’nın en iyi oyuncu ödülünü aldı, 2017’de BBC’nin en iyi kadın futbolcu ödülünü ve şimdi de Ballon d’Or’u kazandı.

BİR SPORCUNUN EN BÜYÜK BECERİSİ KALÇA SALLAMAK MIDIR?

O, sıra dışı bir futbolcu. Fakat şimdi, ileri dönük bir adım atma fırsatını kaçırmış gibi hissediyoruz. Bu, geçmişe bir dönüş değil; çünkü maalesef cinsiyetçilik her alanda varlığını koruyor.

DJ Martin Solveig, Hegerberg’den sahnede kalça dansı yapıp yapmayacağını sorduğunda, onun olağanüstü yeteneklerini küçümsediğini ve birçok insan açısından bir kadına dair en önemli şeyin hâlâ bedenini erkeklerin eğlencesi için nasıl kullandığını göstermesi olduğunu da açıkça ortaya koydu. Sahneden ayrılmadan önce “hayır” diye bağırması, kişisel tavrının bir göstergesiydi.

Ödülün erkek kazananı Luka Modric’ten kalça sallaması istendi mi? Tabii ki hayır. Ona böyle bir şey sorulamazdı. “Şakası” bile yapılamazdı.

Solvej, hiçbir şekilde özür içermeyen bir “özür” mesajı yayınladı: “Hegerberg’e açıklamada bulundum ve bana bunun bir şaka olduğunu anladığını söyledi. Yine de, rahatsız olmuş veya olabilecek herkesten özür dilerim. Her şeyden önemlisi, Ada’yı tebrik ederim.”

SPORUN HER ALANI ERKEK-EGEMEN İŞGAL ALTINDA

Eminim, Hegerberg onun açıklamasından memnuniyet duydu. Ancak bu kamuya kapalı bir davet ve karşımızdaki ne söylediğini bilmeyen bir sunucu değildi. Ve bu bir şaka değildi. Cinsiyetçilik toplumda kök salıyor ve spor da bu durumu yansıtıyor.

2015 Avustralya Açık’ta gerçekleştirilen bir röportaj sırasında, 20 yaşındaki Kanadalı tenisçi Eugenie Bouchard’a (ayağa kalkarak bedenini sergilemesi istenmiş ve) “Olduğun yerde dönebilir misin” diye sorulmuştu. Indian Wells şirketinin eski CEO’su Raymond Moore, kadın tenis oyuncularını “fiziksel olarak çekici” diye tanımlayarak “Bir kadın tenisçi olsaydım, her gece diz çöker ve Roger Federer ve Rafael Nadal’ı yarattığı için Tanrı’ya şükrederdim; zira bu sporu onlar ileri taşıyorlar. Bu sporu gerçekten de onlar ilerletiyor.” Eşit ücret konusundaki görüşleriyse, hayâl kırıklığı yaratan bir biçimde Novak Djokovic tarafından desteklenmişti.

Serena Williams, doğum sürecinde ölümle yüz yüze gelmesinin ardından, kan dolaşımına yardımcı olması için özel olarak tasarlanmış, vücudunu sıkıca saran bir giysi kullandığı için Fransız Tenis Federasyonu tarafından yarışmalardan men edilmişti.

KADINLARI BİR NESNE GİBİ GÖRÜYORLAR

Yalnızca bir ay önce katıldığım bir etkinlikte emekli bir futbolcu, sahnede, erkek ve kadın futbolu arasındaki farkın “erkeklerin fiziksel yapısı ve kadınların güzelliği” olduğunu ifade etti. Chelsea futbol kulübünün yöneticisi Maurizio Sarri, mart ayında bir gazeteciye şunları söyledi: “Bir kadınsın ve çok güzelsin, bu iki nedenden dolayı defolup giderek kendi kendini b.  söylemeyeceğim.”

Ve geçen hafta ödül töreninin bitiminde, Dünya Kupası sahibi Fransız Antoine Griezmann verdiği demeçte Modric’i ve “Lyon’da oynayan o kızı” tebrik etti.

Bu tavrın, kadın futbolunun en iyi oyuncusu üzerine daha büyük bir spot ışığı tutmaya yönelik kıymetli bir girişimi gölgelemesi ne kadar da üzücü. Ne yazık ki bu spot ışığı, lâyık olduğu saygı çerçevesinde muamele görünceye dek, hâlâ yapılması gereken ne kadar çok şey olduğunun altını çizerek söndü.

Yazının aslı The Guardian'da yayınlanmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)