İYİ Partili Özlale: Neoliberalizme karşıyız

Seçime giderken muhalefetin ekonomi programı henüz açıklanmadı. İYİ Parti Kalkınma Politikaları Başkanı Prof. Özlale’ye göre her partinin ekonomi programı farklı olsa da 'makul'de buluşmak mümkün.

Abone ol

ANKARA- Döviz kurundaki yükseliş, benzin ve mazota gelen zamlar, artan enflasyon, hayat pahalılığı ve en son ev satış fiyatları ve kiralardaki astronomik artışlar…

Türkiye’de son yıllarda ortaya çıkan ekonomik tablo seçime giderken dengeleri nasıl etkileyecek? Altılı masayı oluşturan muhalefet partileri, kamuoyuna ortaklaştıkları bir ekonomik program sunacak mı?  

İYİ Parti Kalkınma Politikaları Başkanı Prof. Dr. Ümit Özlale’ye göre seçime kadar ekonomik tablo daha da ağırlaşacak ve bunun sonucu olarak iktidar ve ortağı MHP kaybedecek.  

Altılı masadaki partilerin ekonomi programlarının birbirinden farklı olabileceğine vurgu yapan Özlale, bu durumun olumsuzluk yaratmadığı görüşünde. İYİ Parti olarak “Biz CHP kadar kamucu bir parti değiliz; DEVA kadar neoliberal bir parti de değiliz” ifadelerini kullanan Ümit Özlale, “Altı siyasi parti için önemli olan şeyin; istikrarlı büyüme, yoksullukla mücadele olması gerektiğini altılı masa metninde görüyorsunuz” dedi.

İYİ Parti Kalkınma Politikaları Başkanı Ümit Özlale’yle muhalefeti, altılı masayı ve ekonomi politikalarını konuştuk...

Türkiye’deki ekonomik seyri nasıl değerlendiriyorsunuz? Seçime kadar ki dönemde nasıl bir tablo ortaya çıkacak? 

Seçimlere kadar iktidar aleyhine üç problem ön plana çıkacak. Bunlardan bir tanesi gıda enflasyonu. Bunun birincil sebebi çok uzun yıllardır izlenen kötü tarım politikası. İkinci problem barınma krizi olacak. Üçüncüsü de sığınmacılar problemi. Bu sorunlar dışında makroekonomik çerçeveden bakacak olursak da Kur Korumalı Mevduat Sistemi’nin Türkiye ekonomisine sadece mart ve nisan maliyeti 16 milyar TL. Tahminlerimize göre sırf bu sene içinde cebimizden 88 milyar TL çıkacak; bu da iyimser tablo. Bu 88 milyar ile Türkiye’nin bir senelik eğitim problemini çözersiniz; tüm devlet okullarındaki öğrencilere sabah kahvaltısı, öğle yemeği dağıtabilirsiniz; her mahalleye kreş açarsınız. Diğer bir sorun yap-işlet-devret projelerine sadece bu yıl ödenecek tutar 65 milyar dolar. Devlet bu sene çiftçisine destek olmak için 29 milyar TL ödedi. Yap-işlet-devlet projeleri veya bizim 5’li çete dediğimiz kişilere ödediğimiz miktarın yarısından fazlasıyla biz çiftçilere verdiğimiz desteği iki katına çıkarabilirdik. Bence seçimin sonucu belli; biz iktidara geleceğiz. Ama o sürece kadar çok büyük bir faturayla karşılaşacağız. 

O zaman seçime kadar bu ekonomik tablonun düzelmesi pek mümkün görünmüyor…  

Bana, 'Ekonomiye şu kadar destek gelse düzelir mi?' diye soruluyor. Hayır bu ekonomi bu şartlarda düzelmez.  

‘BAKAN NEBATİ’NİN ALTI AYLIK PERFORMANSINA: SIFIR’ 

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati göreve başladıktan sonra 'Gözlerime bakar mısınız? Ne görüyorsunuz? Ekonomi gözlerdeki ışıltıdır' sözleriyle konuşuldu. Bakan Nebati’nin 6 aylık performansını nasıl değerlendirirsiniz? 

Bizim beklentimiz göreve geldiği günden bu yana işleri biraz yoluna koyması olurdu. İşleri yoluna koymadığı gibi daha da beter bir hale getirdi. Türkiye hali hazırda dünyanın en çok gıda enflasyonuna sahip ülkesi haline geldi. Arjantin’den, Kolombiya’dan, Ürdün’den daha yüksek bir gıda enflasyonu ile karşı karşıyayız. Türkiye’deki açlık ve yoksulluk sınırındaki bir yıllık artış yüzde 90’ın üzerinde. Bütün bu sorunlara herhangi bir çözüm üretmeyip “ekonomi gözlerimdeki ışıltıdır” diyen bir kişinin kafasında ne yapılacağına dair hiçbir fikir yoktur. Ne zamanki bu ülkede bir bakan ‘bayraklar inmez, ezanlar susmaz’ diyorsa bilin ki beceriksizliğinin faturasını ödemekten kaçıp hamaset dolu laflar ediyordur. Sırf bu yüzden bile altı aylık notu için sıfır diyebiliriz. 

‘TÜRKİYE’DE KÖYLERE KADAR İNMİŞ BİR ÇÖKME KÜLTÜRÜ OLUŞMUŞ’ 

Meral Akşener esnaf ziyaretleri yapıyor. Parti olarak sizler de sahada vatandaşla temas halindesiniz. Sahadan, özellikle ekonomi ile ilgili nasıl geri bildirimler alıyorsunuz? Sahada İYİ Parti’ye güven var mı?  

Ekonomik çöküş toplumun her kesimine sirayet etmiş. Üniversite ve meslek lisesi mezunu gençler liyakatten uzak sistem içerisinde kasiyerlik, tezgahtarlık yapıyor. Bunun yanında çiftçi tarlasını ekmiyor, topraktan uzaklaşıyor. Yaptığımız ziyaretlerde şeker pancarı üreticisi birkaç kişiyle karşılaştım. Bize dedikleri şey şu; küspemizi almaya gittiğimizde mafyanın küspeye çöktüğünü görüyoruz. Adaletin olmadığı, asayişin sağlanamadığı bir yerde bereketli topraklardaki çiftçi bile bu çökme hikâyesini hissediyor. Türkiye’de köylere kadar inmiş bir çökme kültürü oluşmuş.  

‘AK PARTİLİ SEÇMEN DEVR-İ SABIK YARATILMAMASINI İSTİYOR’  

Peki, sahadaki AK Parti ve MHP’li seçmen ne durumda?  

AK Partili vatandaş her şeyden önce devr-i sabık yaratılmamasını istiyor. 20 yılda yapılanları, kişileri bir sabıkalı olarak kayda geçirmek bence de haksızlık olur. Seçmen bunu kendi iradesine bir saygısızlık olarak görüyor. Ben de bu düşünceye katılıyorum. Devr-i sabık yaratmanın kimseye bir faydası olmadığını, bağımsız yargı tesis edildiğinde o yargının hata yapan kişilerin peşine düşmesi gerektiğini düşünüyorum.  

‘EKONOMİK PROGRAMLARIN BİRBİRLERİNDEN FARKLI OLMASI OLUMSUZLUK DEĞİL’ 

Güçlendirilmiş parlamenter sistem mutabakatını imzalayan 6 lider dördüncü toplantısını yaptı ve 10 maddelik temel ilke ve hedeflerde uzlaşı belgesi yayınladı. Altılı masadan henüz ortak bir ekonomi programı çıkmasa da metinde ‘Üretim ve İstihdam Odaklı Ekonomi’ başlığı dikkat çekti. Bu maddeyi nasıl yorumlayabiliriz? Anlatılmak istenen tam olarak nedir?  

Altı parti de üretimin desteklendiği, istikrarlı bir büyümenin kalkınmayla beraber yol aldığı, yoksullukla mücadelenin öncelik olduğu bir ilkeler bütünü benimsiyor. Altılı masadaki partiler bu ilkeler bütününe sadık kalarak kendi kalkınma ve eylem programını açıklayacaklar. Vatandaş da millet ittifakı içerisinde kendisine en yakın programı açıklayan partiye oy verecek. Ancak o partilerin üzerinde anlaştığı bir ilkeler bütünü olacak.  

Altı partinin ortaklaştığı bir ekonomik model çıkmayacak mı? Ya da herhangi bir ekonomi modeli üzerinde uzlaşmak gerekiyor mu?  

Altılı masadaki partilerin ekonomi ve kalkınma politikaları tabii ki birbirinden farklı olacak. Fakat burada önemli olan aynı ilkeler üzerinde anlaşmak. Tek bir ekonomik programının benimsenmesini ben çok anlamlı bulmuyorum. Biz Cumhur İttifakı’ndan farklı olarak aynılaşmayan, tartışabilen, her biri kendi içinde ayrı partileriz. Biz CHP kadar kamucu bir parti değiliz; DEVA kadar neoliberal bir parti değiliz. Biz biraz daha özel sektör marifetiyle istihdam sağlayan ve büyümeyi önceliklendiren bir partiyiz. Altı siyasi parti için önemli olan şeyin; istikrarlı büyüme, yoksullukla mücadele olduğunu altılı masa metninde görüyorsunuz. Fakat bu hedeflere nasıl ulaşacağımız konusunda partilerin programları birbirinden farklılık taşıyabilir. Altılı masadaki partilerin ekonomik programlarının birbirlerinden farklı olmasını bir olumsuzluk değil, olumlu bir yan olarak görüyorum. Ancak masadaki partilerin bir araya gelip iyi bir ekonomik program çıkaracaklarına da kuşkum yok. Ortak bir makulde buluşmak mümkün. Millet İttifakı tartışanların, uzlaşanların ittifakı.  

‘PANDEMİ SOSYAL DEVLETİN ÖNEMİNİ GÖSTERDİ’  

Covid-19 krizi tüm dünyada ekonomik bir daralma yarattı ve yeni ekonomik modeller gündeme geldi. Önümüzdeki dönem için hiçbir ekonomik prensibin tek başına hâkim olmayacağı ifade ediliyor. Bu çerçevede düşünüldüğünde altılı masada hibrit bir ekonomi modeli gündeme gelebilir mi?  

Hibrit modelden kasıt şuysa; pandeminin bize gösterdiği en önemli şeylerden biri sosyal devletin önemi oldu. Pandemi bize sosyal devletin önemini ve eğitimde teknoloji altyapısının önemini hatırlattı. İYİ Parti bunları baz alarak çok iyi bir kalkınma programı açıkladı. Biz ilk kalkınma kongremizin temasını merkezdeki bir partiden beklenmeyecek şekilde ‘Eşitlenen Türkiye’ olarak belirledik. “Yoksulluk kader olamaz” dedik. Küreselleşmenin yarattığı en büyük enkaz gelir dağılımındaki eşitsizlik ve ortaya çıkan derin yoksulluktur. Biz sosyal barışı ve toplumsal huzuru sağlamak ile işe başlayabiliriz.  

‘BABACAN’DAN AYRILDIĞIMIZ NOKTA...’ 

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Maltepe mitinginde neoliberalizme karşı olduğunu ifade etti. Kılıçdaroğlu’nun bu ifadelerini nasıl karşılıyorsunuz? Bu görüşte ortaklaşabilir misiniz? 

Neoliberalizm ne dünyaya ne Türkiye’ye bir şey getirmedi. Aşırı sağcı ve faşist olan liderleri ortaya çıkartan şey, küreselleşmeden zarar gören kesimlerin zararlarını tazmin edecek bir anlaşın ortaya çıkmaması. Neoliberal politikalar şu an bizim gördüğümüz çevre ve iklim felaketlerinden tutun, gelir eşitsizliğine kadar birçok problemi ortaya çıkarttı. O yüzden Neoliberalizme İYİ Parti de karşı. 

DEVA Partisi lideri Ali Babacan, AK Parti’nin ekonomi yönetimini eleştirirken sık sık ekonominin başında bulunduğu yıllara vurgu yapıyor. Gazetecilere erdiği bir röportajda “2002 seçimlerine giderkenki ortamı uluslararası yatırımcılardan aynen seziyorum” dedi ve uluslararası yatırımcıların kendilerine yeni hükümeti sorduklarını söyledi. Bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Uluslararası yatırımcılar bize de yeni hükümeti soruyor. Ali Babacan’ın siyasetteki üslubunu eskiden bu yana nazik buluyorum. Sadece DEVA Partisi liderinin değil diğer muhalefet partisi liderlerinin de yatırımcılar ile konuştuğunu biliyorum. Bu yatırımcıların da öngörülebilir, şeffaf, hesap verebilir bir yönetim gördükleri zaman Türkiye’ye yatırım yapmaya hazır olduklarını biliyorum. O yüzden biz son kalkınma kongresinde uluslararası yatırımları nasıl çekeceğimize dair bir bölüm hazırladık. Ali Bey ile şu konuda ayrışıyor olabiliriz; 2002 sonrasındaki hem Türkiye konjonktürüne hem de küresel gelişmelere baktığımızda olaylara, 2002’den çok farklı bir ruh ve anlayış ile yaklaşmamız gerekiyor. 2002’nin Türkiye’sinden çok farklı bir Türkiye var. Ben, o zamanki ekonomi yaklaşımını şu anda uygulamaya kalksanız işlerin daha iyiye gideceğini düşünmeyenlerdenim.  

‘BİLİNÇLİ BİR ŞEKİLDE SERVET AKTARIM MEKANİZMASI VAR’ 

Türkiye’de son dönemde çok ciddi şekilde konut krizi yaşanıyor. Özellikle dar gelirli artan kiralar karşısında zor durumda. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan 2 milyona kadar düşük faizli konut kredisi kampanyası başlattıklarını açıkladı. Bu durum konut alımlarını ve konut kiralarını nasıl etkiledi?  

Bence AK Parti’nin Türkiye’de bilinçli bir şekilde servet aktarım mekanizması var. Ben konut kredisi projesinde de aynısını gördüm. Orta ve orta üst gelirlilerin o evleri alması mümkün değil. Ankara’nın herhangi bir yerinde bugün 1 milyon liraya ev bulmanız çok zor. Diyelim ki buldunuz, 1 milyon TL kredi çektiniz ve aylık ödemeniz gereken para 14 bin TL. Yoksulluk sınırının 16 bin TL olduğu bir ülkede aylık 14 bin TL kredi ödeyebilmek için sizin cebinize aylık 30 bin TL girmesi lazım. Şu an Ankara’da evlerine aylık 30 bin TL giren insan sayısı parmakla gösterilir. Dolayısıyla bu projenin arkasında da bir servet aktarımı var. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaparak, Hazine arazilerine vatandaşlarımızın ev yapmasını teşvik edeceğiz dedi. Burada kent planlaması tarafını bir köşeye bırakın siz bu açıklama ile gecekondulaşmayı teşvik ediyorsunuz.